Zalimlere dur diyen itibarlı liderler istiyoruz!

Abone Ol

KENDİ derdimizin acısından onları pek düşünemez olduk ama

son yüzyıldaki en büyük dramlardan biri de Hindistan coğrafyasında yaşandı.

İngiliz işgaliyle başlayan süreçte Müslümanlara yönelik saldırılar sebebiyle

önce Hindistan ve Pakistan bölündü, ardından da Bangladeş, Pakistan dan

kopartıldı. Her yer de tekrarladıkları böl, parçala, yut modelini Hindistan

üzerinde de oynadılar ve yine başarılı oldular.

Oysa Hint yarımadası tıpkı Anadolu gibi bin yıl

Müslümanların kontrolünde kalmış, İmam-ı Rabbani gibi yıldızları bünyesinden

çıkarmış bir İslam coğrafyasıydı. İstiklal harbini kazanmamızı sağlayan parayı

gönderenler de; Çanakkale de savaşmak için Avustralya dan yola çıkan Anzak

askerlerine pusu kuran, onlarca askeri öldürdükten sonra şehit olan ve bugün silahları

Broken Hill de sergilenen Gül Muhammed ile Molla Abdullah gibi mücahitler de

Hindistanlı Müslümanlardı.

Bugün Hindistan, Pakistan, Bangladeş ve işgal altındaki

Keşmir de 500 milyonun üzerinde Müslüman yaşıyor. Fakat dünya nüfusunun 14 te

1 ine tekabül eden muazzam nüfuslarına rağmen kayda değer bir varlık

gösterilemiyor. Hatta başta Keşmir ve Bangladeş te olmak üzere şuurlu

Müslümanlar büyük zulümlere mâruz kalıyor.

Bangladeş te Molla Abdülkadir ve Muhammed Kamâruzzaman

gibi Cemaati İslami liderleri, 1971 de yaşanan iç savaş sırasında Pakistan dan

ayrılmaya karşı çıktıkları ve bölünmeyi istemedikleri için türlü iftiralar

atılarak şehit ediliyor.

Molla Abdülkadir den sonra geçtiğimiz günlerde Muhammed

Kamâruzzaman ı da şehit eden Bangladeş yönetimi, Hindistan dan aldığı destek ve

diğer İslam ülkelerinin sessizliği sayesinde zulmünü arttırdıkça

arttırıyor.  Bunun yanında ölüm

tehlikesinden kaçarak Bangladeş e sığınan Arakanlı mülteci Müslümanlara dahi

tahammül edilemiyor, Arakanlı mülteciler silah zoruyla tekrar ölüme

gönderiliyor.

Peki, bu zulümler nasıl durdurulabilir

Öncelikle Bangladeş in mevcut yönetiminin Erbakan

hocamızın öncülüğünde kurulan D-8 birliğine imza atmak zorunda kaldığı

unutulmamalıdır. Demek ki at sahibine göre kişniyor. Bu zulümleri durdurmak

için başta ülkemiz olmak üzere diğer İslam ülkelerinin Bangladeş yönetimine

karşı asker göndermesini istiyor değiliz. Lakin üzerinde oturdukları petrol

denizleri sayesinde Avrupalı futbol kulüplerine bile yüzlerce milyon dolar

yatıran Arap yönetimlerini ya da sarayların taş duvarlarında itibar arayan

ülkemizin Müslüman idarecilerini, mazlum Müslümanların dertleriyle biraz olsun

dertlenmeye davet ediyoruz hepsi bu.

Bangladeş zaten oldukça fakir bir ülke. Kendi halkına

bile bakamayan, hatta şuurlu Müslümanları idam eden Bangladeş yönetiminin

Arakanlı mültecilere sahip çıkması elbette beklenemez. Fakat İslam Konferansı

ya da Arap Birliği gibi Müslüman birliklerinin ekonomik teşvik ya da

tehditleriyle Bangladeş yönetimi kontrol altına alınabilir, yıllardır atıl

vaziyette bekletilen D-8 hakkıyla çalıştırılarak bu zulümler

durdurulabilir.    

Ey efendiler!

Saraylarda ahkâm keserek ya da Avrupa nın jet sosyetesine

katılarak itibar sahibi olamazsınız. İtibar, zulme dur diyen, mazlumun yanında

olan, zalimin zulmünü engelleyen idarecilere verilir, haberiniz olsun.

 

 

SÖZ DE DEĞİL, ÖZ DE DAVA

ADAMI OLMAK

Bangladeşli dava adamlarına özür dilerseniz canınızı

bağışlarız deniyor ama bırakın özür dilemeyi, onlar bir an bile tereddüt

etmeden şehâdete koşuyorlar.

Bizim sözde dava adamlarına ise, Yeter ki hocanızı terk

edin, Milli Görüş gömleğinizi çıkarın, İslam coğrafyasını kan gölüne

çevirmemize yardım edin. Sonra hepinizi âbâd edelim, altın ve gümüşe boğalım,

desteğimizi esirgemeyelim denilince hay hay efendim diye karşılık

veriyorlar.

Görüldüğü gibi özde dava adamlarıyla sözde dava adamları

arasında varlıkla yokluk kadar fark var!

REEL-POLİTİK DİLEKLER

Kazakistan ı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan,

Sovyet Rusya döneminin kudretli komünistlerinden olan, sonrasında da yaklaşık

çeyrek asırdır ülkenin başında oturan Nur Sultan Nazarbayev in ay sonunda

yapılacak seçimlerde yeniden seçilmesini dilemiş.

Bana sorarsanız Tayyip Erdoğan ın Nazarbayev e başarı

dilemesine hiç gerek yok. Çünkü AGİT raporlarıyla demokratik standartlara

uymadığı tescil edilen geçmişteki Kazak seçimlerinde olduğu gibi, Nazarbayev in

bu seçimlerde de ezici bir oyla başkan seçilmesi kaçınılmazdır. Hatta ölene

kadar o koltuktan inmeyeceğini tahmin etsek pek de yanılmış sayılmayız.

Dışarıdan bakıldığında birkaç yıl öncesine kadar ortak

bakanlar kurulu toplantıları düzenlediğimiz Suriye deki rejimle ne kadar da

benzeşiyor değil mi Tek fark Allah muhafaza Kazakistan da silahlı bir isyan

başlatılmamış olması. İsterseniz Kazakistan da silahlı bir isyan başlatın da

başınıza hangi bombalar atılıyor bir görün.

Demem o ki, eline geçirdiği gücü bırakmamak için hiçbir

zulümden kaçınmayacak olan böylesi liderlerle ilişkileri kontrollü bir seviyede

tutmak iyi bir şeydir. Lakin yarın öbür gün uluslararası siyasetin ne

getireceği belli olmaz. Allah muhafaza Kazakistan da istenmeyen olaylar

yaşanırsa, tıpkı Beşar Esad la ailece tatile çıktığınız gibi Nazarbayev e

başarı dilemeniz de sizi mahcup edebilir. Tabii aldatıldım deyip işin içinden

sıyrılmayı da deneyebilirsiniz.

İşte bunlar hep reel-politik!

ÂYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ

Papa yı kınıyorum, Avrupa Birliği de hangi kararı alırsa

alsın bizim için yok hükmündedir.

Yukarıdaki sözler Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ın Ermeni

soykırımı(!) iftiralarını pişirip pişirip önümüze koyanlara yönelik söylediği

sözler. 

Pekâlâ, daha birkaç ay evvel Papa ya kutsal sığınak(!)

atıflarında bulunan siz değil misiniz

Bin beş yüz odası olsaydı çok daha itibarlanacağınızı

sandığınız sarayınızda, kutsal sığınağı(!) övünçle ağırlayan siz değil misiniz

Dünya meselelerine Papa ile aynı pencereden baktığınızı

ve aynı düşünceleri paylaştığınızı söyleyen siz değil misiniz

Avrupa Birliği ne adaylık günü alabildiği için gündüz

gözüyle havai fişekler patlatan siz değil misiniz

Haçlı seferini başlatan Papa heykelleri önünde Avrupa

Anayasası nı imzalayan siz değil misiniz

Mehter takımına 9. Senfoni yi çaldıran siz değil misiniz

Kanımızı akıtan, canımızı yakan, Kudüs ümüzü bir asır

işgal altında tutan Haçlı savaşlarının medeniyetlerin kaynaşmasına sebep

olduğunu söyleyen siz değil misiniz

Avrupalı olabilmek için türlü ahlâksızlıkları yasak

olmaktan çıkaran siz değil misiniz

Avrupa mahkemelerini kendi mahkemelerinden üstün tutan

siz değil misiniz

Bugüne kadar Avrupa mahkemelerinin kararları sebebiyle

milyonlarca lira tazminat ödeyen siz değil misiniz

Avrupa Birliği adıyla bakanlık kurup, şu gariban

milletten kesilen vergilerle o bakanlığı besleyen siz değil misiniz

Ayasofya nın açılması için Sultanahmet in doldurulmasını

isterken;

Ermeni zulmü sırasında Anadolu dan kaçırılan

kadınlarımızın ırzına geçildiği ve katledildiği Akdamar Kilisesine milyonlar

harcayarak abat eden siz değil misiniz

Tam da Trabzon un fetih gününde gözümüzün içine baka baka

Sümela da ayin yaptırtan siz değil misiniz

Şimdi bütün bunların ardından kutsal sığınak(!)

dedelerimize soykırımcı(!) deyince, ya da kapısında nöbet tuttuğunuz Avrupa

Parlamentosu soykırımın(!) bedelini ödememizi isteyince, tam da seçim öncesine

denk gelen şu günlerde seçmen kitlenizin gönlünü almak için beylik laflar eden

de yine siz değil misiniz

O hal de biz de büyüklerin sözüyle mukabele edelim.

Âyinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.