Türkiye, G20 Zirvesine ev sahipliği yapıyor. G20, yani
dünyanın kalantorları, emperyalizmin ağababaları demek. Dünya üzerindeki
ekonomik sömürü ve işgallerin müsebbibi ülkelerin bir araya gelmesi demek.
Türkiye de pek bir hevesli bu toplantıya. Adeta rüştünü
ispatlıyorcasına, ben de kapitalist ve emperyalistim dercesine bir heves var
bizde. Dünyanın kalantorlarıyla, küresel kapitalizm ve emperyalizmin
ağababalarıyla aynı masaya oturmanın, aynı kareye girmenin mutluluğu adeta.
Ümmetin umudu Türkiye sloganları atanlar, bu katiller ve alimlerle aynı
kareye girmeye nasıl bir kılıf bulurlar acaba Bir kılıf bulacakları garanti
tabi.
Daha geçenlerde Başbakan Davutoğlu söylüyordu, küresel
ekonomiye daha fazla entegre olacağız diye. Davutoğlu bununla da kalmıyor,
G20 nin sadece 20 ülkenin müzakere ettiği bir platform olarak kalmayıp,
küresel ekonomiye yön veren bir platform olması gerektiğine dikkat çekiyordu.
Davutoğlu ayrıca, Bugün eğer ileriye dönük olarak küresel ekonomiyi
planlayacaksak, biz küresel ekonominin bütün unsurlarını işin içerisine katmak
durumundayız diyordu. Sömürüye dayalı küresel ekonomiye alternatif olmak
değil, küresel ekonomiyi planlamak! Hayırlı entegrasyonlar diyelim
Türkiye nin bu küresel sisteme entegre olma sevdası,
özellikle 1980 deki 24 Ocak Kararlarıyla bir rotaya girmişti. Ekonomik olarak
küresel düzene entegre edilmek istenen Türkiye, aynı sene 12 Eylül askeri
darbesiyle siyasal olarak da küresel düzenin dümen suyuna sokulmuştu.
Bu bir süreçti ve bugün gelinen noktada, Türkiye, tüm
kurumlarıyla ve zihniyetiyle küresel sömürü ve zulüm düzenine kendisini hazır
hissedebiliyor. O derece hazır ki, G20 nin küresel kalantorlarından daha da
hevesli bir şekilde küresel ekonomiyi planlamaktan bahsediyor artık. Sömürü
düzenini bitirmekten değil!
Siyasi bağlamda, başta stratejik ortağımız ve pek
sevgili(!) müttefikimiz ABD olmak üzere, küresel sisteme aykırı hiçbir
tezimiz ve duruşumuz yok zaten. Birliktelik ve ortaklık o seviyeye varmış
durumda ki, neredeyse farklı düşündüğümüz hiçbir mesele yok ABD yle. Küresel
düzenin çok iyi bir oyuncusu olup çıkmışız demektir.
2003 teki Irak işgalinden önce, Irak a ilk bomba
düştüğünce hesabımıza 8.5 milyar dolar geçecek haberleri yapıyordu iktidar
medyası. Yani, dış siyasetteki duruşumuzun ekonomik bir cephesinin de olduğu,
alacağımız siyasi tavra göre ekonomik olarak ödüllendirileceğimiz
vurgulanıyordu. Aynı durum bugün de geçerli mi acaba
Türkiye ye yılın ilk 9 ayında giren kaynağı belirsiz
para miktarı geçen seneye göre yüzde 53 artışla 13 milyar dolar olmuş. Bu
denli bir para girmiş Türkiye ye ve biz kaynağını bilmiyoruz. Çok ilginç! Acaba
bu kaynağı belirsiz para girişinin, küresel düzene uyum sağlamamızla bir
ilintisi var mıdır Akla takılan bir soru sadece.
Türkiye, küresel kalantorlarla aynı masaya oturup,
küresel sömürü düzenini birlikte planlayacak olmakla övünç değil utanma
duymalıdır. Dünyadaki sömürünün, işgallerin, katliamların ve başıbozukluğun
müsebbipleriyle aynı masaya oturup aynı amaçlar için çalışmak, en başta
mazlumlara hakarettir. Bunla nasıl övünülebilir yahu