Zalimin en büyük korkusu nedir bilir misiniz Mazlumun gözünü açması ve ayağa kalkması. Zalim, sırf bu olmasın diye mazlumu her daim “kafakol”da tutar, her daim “destekler” görünür. Sahte ve yapmacık ilgisini esirgemez, yardımdan (!) geri durmaz. Bilir ki zalim, mazlumun gözünü açması, “ne oluyor ” diye sorular sorması ve nihayetinde ayağa kalkması, kendi sonu demektir. Zalimin zulmünde devamı, mazlumun uyanmamasına ve karşı gelmemesine bağlıdır.
Günümüzün zalimleri kimlerdir peki Genel olarak emperyalizm ve kapitalizmdir elbet. Her ikisi de birbirinden beslenir ve birbirini de var eder. Biri olmadan diğeri eksik kalır. Sömürü olmadan kapitalizm olmayacağı gibi, kapitalizmin olduğu yerde de her dem sömürü vardır. Bu zalimlerin, zulümlerinde devamını sağlayan da aynı düsturdur: Mazlumu uyandırmamak ve ayağa kalkmasına mani olmak.
Kapitalist, sömürdüğü yığınların gözünü boyar, tüketimle, “haz alma” emirleriyle, cicili bicili sloganlar ve yaşamlarla, içi boş ama pırıltılı ambalajlarla insanların aklını başından alır. Ürettiğinden fazla tüketmesini emreder, ancak bu “ihtiyaçtan fazlasını tüketme” halini de doğal bir hak gibi sunar. “Daha fazlasını iste” sloganlarıyla doymak bilmek iştah fırınlarına yeni yeni korlar atar, kanaat etmekten uzaklaştırır.
Cebinde kredi kartları, üstünde pahalı giysileri, elinde son model cep telefonu ve buna mukabil belki de kazandığından çok daha fazla borcuyla milyonlarca insan sanal bir zenginlik algısıyla uyutulurken, kapitalizmin en temel kurumlarından olan bankalar kârlarını katlarlar, zenginler servetlerine servet katarlar. Bu durum, kapitalizmin temel argümanlarından biridir adeta. Kriz demek, milyonlarca “mazlum” için sıkıntı iken, kapitalist için işte bu yüzden “fırsat” demektir. Ve asıl mesele, gerçek manada “ezilen” büyük çoğunluğun, bu aleni sömürü tezgahına “uyanmamasını” sağlamak, onları başka oyuncaklarla oyalayabilmektir. Sistemin başarısının temelidir bu.
Sömürünün, yani zulmün diğer ayağı olan emperyalizm de aynı “mazlumu uyandırmama” mekanizmasıyla çalışır. Mazlumun uyanmaması ve ayağa kalkmaması adına “stratejik ortağım” der, “müttefikim” der, “çok uyumlu” çalıştıklarını söyler, “çok önemli” olduğundan dem vurur, över de över. Bununla beraber, ülkelerin enerjisini boşa harcayacak tartışmalara veya uğraşlara destek olur. Bir düşünün; koskoca Hindistan’ı birkaç bin askerle idare eden İngiltere, halkı “uyutmak” için logaritma cetvelini ezberletmiştir! Bizlere de, hem çok önemli olduğumuzu pompalarlarken, aynı zamanda da televizyonla vs ile “apolitik” hale getiriyor aynı küresel zalimler.
Hem siyasi, hem ekonomik, iki koldan toplumları, insanları “uyutmaya” devam ederler. Bilirler ki, mazlum ayağa kalkarsa, bu sömürü ve zulüm çarkı kırılacaktır. Öyle bir hale getirirler ki mazlumları, kendileriyle aynı amaca hizmet ettiğinde, aynı masaya oturduğunda bundan memnuniyet duysun, bununla övünsün. Fransa’nın Mali işgaline askeri destek veren bölge ülkelerinin durumundan güzel bir örnek bulunamaz şu anda. Özgürlükleri için savaştıkları Fransa’nın emir eri konumunda olmayı (her ne sebep için olursa olsun) gururlarına ve vicdanlarına yedirebiliyorlar.
Bugün, dünya üzerindeki tüm mazlumlar, bırakın ayağa kalkmayı, neredeyse zulme çanak tutma noktasındalar maalesef. Türkiye’nin, Kurtuluş Savaşı’nda işgalciye direnen illerine NATO’nun Patriotları yerleştiriliyor ve neredeyse “çıt” bile çıkmıyor. Zalim, zulmünde devam etmesin de ne yapsın!