Zalim düzen hikâyeleri

Abone Ol

Bugün sizlere bir "zulüm hikâyesi", bir "zalim düzen hikâyesi" anlatacağım.

Hikâye dediysem, öyle kitap sayfalarında geçen hayali bir hikâye olduğunu zannetmeyin. Aksine, ayniyle vâki, ayniyle gerçek, hâlen ayniyle yaşanmakta olan ve sadece ülkemizde değil; bütün dünyada her an milyonlarca benzeri yaşanmakta olan bir "zalim düzen hikâyesi" anlatacağım. Kim bilir, belki de bu hikâye hayatınızın bir döneminde veya şu anda hâlen yaşamakta olduğunuz "sizin hikâyeniz" veya "çok yakınınız olan birinin hikâyesi" olabilir.

Nitekim, ben hayatımın 1970 li yıllarında Almanya ya üniversitede okumak üzere gittiğimde, Alman fabrikalarında "kaçak işçi" olarak çalışırken, anlatacaklarıma benzer şeyleri bizzat yaşadım. Yaşadıklarımı yazsam, mübalağasız söylüyorum, sadece hikâye değil, birkaç filim senaryosu veya kocaman bir roman olur. Bakarsınız, bir gün yazarım

Tekrar hatırlatıyorum, anlatacağım hikâye sizin değilse bile; bir akrabanızın, bir dostunuzun, bir komşunuzun, bir soydaşınızın veya milyonlarca vatandaşlarınızdan birinin zorluklar içinde hâlen yaşamakta olduğu "bir zulüm hikâyesi" olabilir.

*

Biz her zaman bu gibi vesilelerle bugünkü "işçilik sistemi"nin, kaldırıldığı iddia edilen "kölelik sistemi"nden daha zalim, daha vahşi, daha gaddar ve daha acımasız olduğunu hep söylüyor, hep yazıyoruz... Bugün bunun sebeplerini ve gerekçelerini anlatacak değilim. İlgilenenler, bu konuda değişik arşiv ve sitelerdeki yazılarımıza bakabilirler.

Bugünlük sadece şu kadarını hatırlatmakla iktifa edeyim. Malum olduğu üzere, İslâm fıkhına göre köle sahibi kölesine yediğinden yedirmek, içtiğinden içirmek, giydiğinden giydirmek ve barındığı şartlarda kölesini de barındırmak zorundadır.

Bu açıklamadan sonra, mukadder soru şudur: Peki, köleliği kaldırdığını iddia edip yerine kurduğu "işçilik sistemi"ni uygulamakta olan bugünkü "zalim dünya düzeni" emek sahiplerine bu şartların yüzde kaçını verebiliyor ya da veremiyor ..

*

Günümüz "zalim dünya düzeni"ndeki "işçilik sistemi"ne ilâveten varolan yasaklar, sınırlar, gümrükler, pasaportlar, vizeler ve daha nice engeller.. bu dünyayı tüm insanlık için adeta bir hapishaneye dönüştürmüş bulunmaktadır. Pasaport ve vizeniz yıksa, konan sınırları aşamaz ve istediğiniz yerde emeğinizi değerlendiremezsiniz... Gümrük duvarları sebebiyle ürettiğiniz malları istediğiniz yerde satamazsınız...

Sahi, aklıma gelmişken sorayım: Siz hiç empati yapıp, bu "zalim dünya düzeni"nin bir ülkesinde sadece işçi olabilmek için ülke sınırlarını aşarken yakalanıp hapsedilen, mayın tarlalarında ölen, denizlerde boğulan veya herhangi bir zulme maruz kalan insanları hiç düşündünüz mü .. Bu insanların psikolojisinin nasıl olabileceğini hiç hayal ettiniz mi ..

Ben, bu insanların haberlerini televizyonlarda her gördüğümde veya gazetelerde her okuduğumda, onların sadece bedenlerinde değil, ruhlarının en derinliklerinde duydukları acıları çok iyi anladığımı zannediyorum. Çünkü henüz yirmili yaşlarımın başlangıcındaki 48 (kırksekiz) saatlik ilk Almanya otobüs seyahatimi işte böyle bir "kaçak işçiler kafilesi" ile yapmış ve uzunca bir hikâye veya film senaryosu olabilecek maceralar yaşamıştım; daha doğrusu bir otobüs dolusu insanla birlikte yaşamıştık... Koca otobüste normal vizesi olan sadece iki kişi vardı; öğrenci vizeli ben ve turist vizesi olan bir vatandaşımız. Geriye kalanların tamamı Avusturya veya Almanya da "kaçak işçi" olmak için bu maceralı yolculukları göze alan vatandaşlarımız... Aynen, günümüzde de her hafta en az bir defa televizyonlarda izlediğiniz veya gazetelerde okuduğunuz "kaçak işçi adayları"nın yaşadıkları şeyler gibi nice zulümler Sonra, oradaki öğrencilik yıllarımda zaman zaman "kaçak işçi" gibi çalıştığım dönemlerde yaşadıklarım ya da yaşayamadıklarım Her biri ayrı bir "zalim düzen işçilik hikâyesi" olabilir

Asıl anlatacağım "bir zulüm hikâyesi" yarına kaldı. Yarın buluşmak üzere sağlıcakla kalın