Zaim Hoca'nın ardından

Abone Ol

Elbette Prof. Dr. Sabahattin Zaim hocayı, 1960 lı yıllarda başta Büyük Doğu olmak üzere, çıkan dönem dergilerindeki yazılarından tanıyordum herkes gibi ben de. O yılların zihni yapısı, kabaca sağ-sol ayrımıyla ifade edilse de, bu zihni yapının mahiyeti, dünyaya bakışı tam olarak tasvir edilmiş sayılamaz. Çünkü sağ-sol ayrımı, bugün biraz daha açık halde anlaşılmış olsa bile, orada belirmeye başlayan farkı kavramada yeterli olamaz.

1970 li yılların sonlarına doğru, aziz ve muhterem hocamla yüzyüze tanışma imkanını buldum. Asistanlık sınavı dolayısıyla. O sırada (1977 yılı), o zaman adı Çalışma, bugün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olan bakanlıkta İş Müfettişi olarak çalışıyordum.Sayıştay da Denetim uzmanı olan ve Siyasal Bilgiler Fakültesi nde öğrenciyken tanış ve dost olduğumuz rahmetli Ahmet Arıca, önce telefonla görüşüp sonra bakanlığa gelerek durumu haber verdi. Sakarya Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi nde yeni bir bölüm açılmış ve yakında sınavları yapılacakmış. Orada asistan olarak görevli Sami Güçlü yle haberleşmişler ve bilimsel çalışmaya yatkın arkadaşların başvurmaları için duyurulması istenmiş. Ahmet ten haberi aldıktan sonra tanıdık bazı arkadaşlara durumu aktardık. Ama kendi payıma üniversiteye intisabı düşünmediğim için, kimlerin başvuracağını isim olarak tesbit etmekle yetindik. Gel gör ki, Ahmet, ilan süresi dolmak üzere olduğu için ben de dahil bazı isimlerin başvurabileceğini telefonda söylemiş bulunuyordu.

Aslında, daha önce Akademi ye genel sekreter arandığını, Kahramanmaraş tayken yaptığımız seminer çalışmalarına katılan Ali Topçu şifahen aktarmış ve naklen oraya geçmem teklifini yapmıştı. Bürokraside kariyer yapmak isteyen bir kimsenin daha uygun olacağı, benim böyle bir niyet taşımamın sözkonusu olmadığı gerekçesini ileri sürmüştüm.

Şimdiyse, Sakarya, Asistanlık dolayısıyla önümdeydi. Fakat, Sakarya yı/Adapazarı nı görme ve hafta sonunu Ankara dışında geçirme isteğinin sevkiyle, rahmetli Ahmet ile anlaştık.

Nihayet yabancı dil ve bilim sınavından sonra mülâkata gelindi. Hukuk alanında iki kişi alınacaktı. Sanıyorum fazla başvuru da yoktu. Başvuruda bulunan biri, sınava da girmemişti. Üstelik Adapazarlı ydı ama bir kurumda yönetici olarak çalışıyordu.

Sıram geldi, mülâkata alındım. Jüride üç kişiden birisi Zaim hocaydı. Tanıtıcı bilgi sundum. Arkasından Zaim hoca, bütün çıkış yollarımı kapatan bir soru yöneltti: "Kazanırsan gelecek misin " Oysa ben, daha baştan beri, o kadar meşgaleye rağmen, üniversiteye intisap etmeyeceğim düşüncesinde kararlıydım. Nitekim, mezun olduğum Ankara Hukuk ta doktora seminerlerine başvurmuştum ama o zaman İş Hukuku kürsüsünde bulunan bir hocanın gönderdiği sözlü davete rağmen vazgeçmiştim. İşte Zaim hocanın sorusu içindeki bu gizli kararımı yıkacak nitelikteydi. Bir an, soruya, "hayır, asistanlık görevine başlamayacağım, üniversiteyi düşünmüyorum" tarzında bir cevabı zihnimde geçirdim. Bizzat bu cevabın ne kadar sakil kaçacağı değerlendirmesini de yapmak durumunda kaldım. Üstelik ve özellikle gıyaben tanıdığım ve saygı duygusuyla yüklü olduğum Zaim hocaya bu türden bir cevabın yerinin olamayacağını gördüm ve anladım. Zaten, bu değerlendirmeyi zihnen yapar yapmaz cevap da kendiliğinden "evet"ti.

Akademi de yeni bir bölüm açılması fikri ve teklifi Sabahattin Zaim hocadan gelmiş. Mühendislik Fakültelerinin eksikliğini bizzat uygulamalar sonucunda duydukları bir bölümdü bu. Önceleri "İşletme Mühendisliği" olarak adlandırıldı, ama işletme bölümüyle farkı tam anlaşılamadığı için, "Sanayi Mühendisliği" şeklinde nitelendirildiyse de sonunda "Endüstri Mühendisliği"nde karar kılındı. O yıllarda, sanıyorum, bir ODTÜ de açılmıştı, ikinci olarak Sakarya Akademi de kuruldu bu bölüm ilk olarak. İşte, yaklaşık yirmi kişilik asistan kadrosunun ilk elemanları bizler olduk. Bu yeni bölümde mühendislik ile sosyal alan yüzde elli elli olacaktı. Dolayısıyla iktisat, işletme, sosyoloji, hukuk dallarından mezun asistanlara ihtiyaç vardı.

Naklen Akademiye geçtikten sonra, her asistan ilgili olduğu alan çerçevesinde, idari hizmetlere de katkı sağlamak durumundaydı. Akademiyle ilgili hukuk konularında bir süre danışmanlık kabilinden çalışmalar da yaptım. Öyle ki, Sakarya Üniversitesi nin şimdiki kampüsünün davalarının yürütülmesinde bile müdahil olmamız gerekti.

Sabahattin Zaim Hocayı bu vesileyle tanımanın mutluluğunu, onurunu yaşadım. Hocamız, öncelikle nezaketi, ilişkilerindeki sıcaklığı, içtenliği ve güven vericiliğiyle temayüz eden bir şahsiyet sahibiydi. İnsanların iyiliğini dileme, isteme, iyilikte bulunma şahsiyetinin doğal tezahürleriydi. Meselelere yaklaşımında da bu tavrı hemen görürdünüz. Her türlü görüşü dikkate alırken, eğer bir seçenek oluşturacaksa ve varsa kendi görüşünü olağan bir şekilde söylerdi. Ama tercihi, önerisi çoğunlukla herkesin düşündüğünü farzedebileceği bir görüş olurdu. Yani bütün görüşler bir tarafa, kendi görüşü bir tarafa tarzında bir ayrım ortaya çıkmazdı. Orta yol, diyebileceğimiz ve hemen herkesin genel olarak kabulleneceği bir tutum hocanın kişiliğinin ve ilişkilerinin belirgin niteliğiydi.

Bu özelliği, onun saf, açık, aydınlık, arı-duru, gösterişe asla yer vermeyen inançlı ve bunu özümsemiş ahlâkî kişiliğinden kaynaklanıyordu. Rahmetli Fethi Gemuhluoğlu ağabeyin, deyim yerindeyse, pratik yöndeki gayretinin benzeri bilgi, bilim alanında Sabahattin Zaim hocada tezahür etmişti.

Cumartesi günü Çekmeköy e giderken adını taşıyan Kültür ve Eğitim Merkezi nin önünden geçerken Zaim hocayı bir an tahattur ettim. Demek o sıralarda Hakka yürüme hazırlığında olmalıydı hocamız. Burada başkanlığı döneminde hocanın adını bu kültür merkezine verme kadirşinaslığını gösteren Yılmaz Bayat ı ve Üsküdar Belediyesi ni tebrik etme ihtiyacı duyuyorum.

Hocama gani gani rahmet diliyorum. Hayırlı, bereketli, gayretli, ihlâslı bir evlâdını yitirdiği için ülkeme, milletime de başsağlığı dilemekten gayrı bir şey yok. Allah baki! Ailesinin, yakınlarının ve dostlarının başı sağolsun.