Zaferi Sevdikleri Gibi Ölümü de Sevdiler

Abone Ol

Balfour Deklarasyonu ile bölgeye yerleşen İsrail, 1948 tarihinden beri uluslararası hukuku, insan hak ve hürriyetini ayaklar altına alarak Filistin halkını kendi toprakları üzerinde katlediyor. Bölge halkını ülkelerinde mülteci durumuna düşüren işgalci güçler özellikle çocukları ve gençleri hedef alıyor ve şiddette hiçbir sınır tanımıyor.

Doğu Kudüs ve Filistin yerleşim bölgelerinde İsrail zulmünden en fazla çocuklar ve gençler etkileniyor. Kendilerine bir hayat inşa etmeye çalışan Filistinli gençler hiçbir sebep yokken tutuklanıyor, hapsediliyor ve katlediliyorlar. İsrail dünyada çocukları yargılayan, mahkûm eden tek zihniyet ve ne yazık ki yaşanan bu trajediye bütün dünya göz yumuyor…

Filistinli tutuklularla ilgili çalışmaları ile bilinen Esirler ve Özgürlüğüne Kavuşanlar Heyeti ve Filistinli Esirler Cemiyeti, Tutuklulara Destek ve İnsan Hakları Derneği gibi sivil toplum kuruluşlarının 2023 tarihli raporuna göre İsrail hapishanelerinde 4 bin 900 tutuklu Filistinli bulunuyor. Aralarında 350’den fazla çocuğun da olduğu yaklaşık 2 bin 300 kişi hakkında ise gözaltı veya tutuklama işlemi yapılmış. Tutuklu bulunan Filistinlilerin aileleri ile görüşmelerine izin verilmiyor ve bu insanlar olumsuz koşullar nedeniyle sağlıklarını kaybediyorlar.

İşgalci güçler 1967’den beri 50 bini aşkın Filistinli çocuğu gözaltına aldı ve bu çocukların çoğu olumsuz koşullar nedeniyle sağlıklarını kaybettiler, kimileri sakat kaldı, kimileri ise vefat etti. Mahkûmların haklarıyla ilgilenen STK’lar İsrail’in Filistinli tutukluları tıbbi ihmale maruz bırakarak yavaş yavaş öldürme politikası uyguladığına dikkat çekiyor ve hasta tutukluların ağır hak ihlaline maruz kaldıklarını açıklıyorlar. STK’ların açıklamalarına göre hapsedilen insanlar bozuk gıdalarla besleniyor ve sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılarak ölüme terk ediliyorlar.

Dünyanın İsrail’in bu tavrına kayıtsız kalması, zulme maruz kalan Filistinlileri protesto eylemleri, savunma hamleleri ve açlık grevi gibi seçeneklere itiyor. Hatırlayacağınız üzere geçtiğimiz hafta İslami Cihat örgütü üyelerinden Şeyh Hıdır Adnan işgalci güçlerin keyfi tutuklamalarına itiraz amacıyla başladığı açlık grevinin 87. gününde Nitsan Hapishanesi’nde vefat etti. Şeyh Hıdır’ın şehadetinin ardından işgalciler tenakuza geçtiler ve güvenlik önlemlerini artırdılar.

Şunu biliyoruz ki; katil, yaşamadığını halktan bekleyen nasihatçilerden değil omuzladığı dava için ölümü göze alanlardan korkar. Ölümle barışmış olan bir kişiye çağın en gelişmiş araçları ile saldırsanız da ne değişecek ki! Siz ne yapabilirsiniz bu kişiye? Onu sevdiklerinden koparabilir, evini, yurdunu, işini, aşını elinden alabilir ve bedenini karanlık bir hücreye hapsedebilirsiniz… Peki, özgürlüğün doruklarında seyreden ruhuna nasıl ulaşacaksınız? Ulaşamazsınız! Ölümle barışmış bir insana hiçbir şey yapamazsınız! Nitekim yapılan tutuklamalara, şiddete, katliamlara karşı açlık grevine başlayan ve Filistin halkının özgürlüğü için hayatını feda eden Hıdır Adnan vasiyetinde şöyle diyor: “Bu sözleri el-Remle Hapishanesi’nden vücudumun yağları ve etlerinin eridiği ve kemiklerimin de yok olmakta olduğu ve artık gücüm kalmadığı bir durumda yazıyorum. İşgalciler ne yaparsa yapsın siz umutsuzluğa kapılmayın ve ilahi zaferin yakın olduğunu bilin. Allah’ın Nusret ve yardımı yakındır…” Hayatını Filistin davasına adayan bir şahsiyetin ölümüne yakın kaleme aldığı bu ifadeler zulmün göbeğinde yaşayan Müslümanların direncini artırırken katillerin yüreklerine korku salmıştır. Zira onlar biliyorlar ki hayatlarını Mescid-i Aksa’nın özgürleşmesine adayanların haklı mücadelesi bir gün mutlaka zafere dönüşecek ve kanla sulanan o topraklarda bütün insanlığı kuşatacak bir medeniyet doğacak. Şehitler bu bilinçle yaşadılar ve zaferi sevdikleri gibi ölümü de sevdiler.