Ümmet-i Muhammed olarak yaklaşık bir buçuk asırdır
perişan haldeyiz. Bu zaman diliminde nice İslâm ülkesi işgál edildi.
Milyonlarca Müslüman katledildi. Milyonlarcası mülteci durumuna düştü. Evleri
vîran oldu. El an ortada kap kara bir tablo var. Peki, kurtuluş ne zaman Ömer
Nasuhi Bilmen merhuma zatın biri; Hocam, Ümmet-i Muhammed in kurtuluşu ne
zaman diye sormuş. Bu değerli âlim şöyle cevap vermiş: Bana Ümmet-i
Muhammedi gösterin, ben de size ne zaman kurtulacağını söyleyeyim. Ben öyle
demiyorum. Şahsen benim iki ölçüm var: Birincisi, adam gibi hac ve umre yapmaya
başladığımız zaman; ikincisi, okumaya başladığımız zaman, kurtuluş yakındır
demektir.
Haccın ve umrenin asıl gayesi ve hikmeti; Lebbeyk,
Allahümme lebbeyk! diyerek, Allahu Azimüşşan a ve dinine olan samimî sevgiyi
ve bağlılığı ilan etmek; Bismillahi Ellahü Ekber diye Hacerü l esved i
selamlayıp tavafa başlayarak bağlılığını gösterip İlâhî bir aşkla dönmektir.
Irk, renk, dil, memleket farklılığının kardeşliğe engel teşkil etmediğinin
farkında olmaktır. Bu seyahatin aynı zamanda bir eğitim olduğunu unutmayarak;
Allahu Azimüşşân a olan sevgisini ve bağlılığını, Resûlullah a (asm) olan
sevgisini, İslâm a olan bağlılığını pekiştirerek çifte su verilmiş kılıç gibi
memleketine dönmek; gerçek İslâm ı, kardeşliği, huzuru yerleştirmeye gayret
etmek O Mukaddes beldelerde iken hiç kimseyi incitmemek, darıltmamak, tavafta
ve sa yde, otellere girişte ve çıkışta, otobüslere binerken ve inerken hiç kimseye ezâ vermemek Kısaca işte böylece
hac ve umre yapmaya başlamışsak, kurtuluş yakındır, demektir.
Gelelim, okumaya: Okumak zaten dinimizin emridir. Nâzil
olan ilk İlâhî emrin İkra! yani, Oku! olduğunu unutmayalım. İşte bu emre
imtisal eden ilk Müslümanlar, Kur ân-ı Azimüşşan ı okumuş, hükümlerinin, şahsî,
ailevî ve içtimâî hayatta hâkimiyetti için çalışmışlar ve neticede kırk sahabe
kırk senede kırk devleti mağlup etmiştir. Sonraki devirlerde idareyi omuzlayan
namlı şahsiyetler ve onların mücâhid etbâı hep okumuş kimselerdi. 21 devletle
birden savaşan ve hepsini mağlup eden, İstanbul u fetheden Fâtih ve askerleri
devamlı okuyorlardı. Yavuz Sultan Selim ve askerleri devamlı okuyordu.
Çanakkale de, Sakarya da düşmana geçit vermeyen Mehmedcik cephede bile
okuyordu.
İki lider şahsiyetin yaptıklarından da kısaca bahsetmek
istiyorum: Selahaddin Eyyûbi yi bilirsiniz, henüz 31 yaşındayken Mısır daki
Suriye birliklerinin komutanlığına ve melik ünvânıyla Mısır vezirliğine tayin
edilmişti (1169). Emrinde yaklaşık üç yüz bin kişilik bir ordu vardı. Ancak o
bu gücü hemen kullanmadı ve Kudüs ü düşmandan geri almak için harekete geçmedi.
Orduda ve halk arasında okuma seferberliği başlattı. Herkesin İslâm ı güzelce
öğrenmesi için çalıştı. Neticede ortaya; bir işaretten ne dendiğini anlayan,
âhenkle ses çıkaran bir topluluk çıktı. Hep bir ağızdan, Bismillah! Ellahü
Ekber! diyerek yürüdüler ve 88 yıldan beri Haçlı işgálinde olan Kudüs ü
fethettiler (1187 de). Ardından 3. Haçlı seferine katılan yüz binlerce düşman
askerini perişan ettiler. Bu muhteşem zaferlerin yolu okumayla açılmıştı
Yaklaşık yirmi yıllık hummalı bir okuma seferberliğinin ardından zaferler peş
peşe gelmişti
Bir de İmam Şâmil e bakalım. Bu namlı mücâhit 1834 te
İmam seçilmesinden 1859 da esir düşmesine kadar 25 yıl boyunca Rus ordularını
defalarca perişan etmiştir. Bu gâzi kumandan, cihad meydanına atılmadan önce
mücahitlerin ve halkın ciddi şekilde okumaları, İslâm ı güzelce öğrenmeleri
için çalışmıştır. O gayretlerin neticesinde istiklâl meşâlesi yanmıştır. Bu
hürriyet meşalesi, Allahın izniyle eninde sonunda bütün Kafkasya yı
aydınlatacaktır.