Ekonomi, bilindiği gibi bir bilim dalı. Neden-sonuç ilişkisine göre işleyen bir yapısı var, birtakım kuralları var ve akli birtakım hususlar çerçevesinde işliyor. Ekonomik bir meselenin çözümü iktisadi kurallara göre belirleniyor. Konuşarak, kızarak, ilgisiz şeyler söyleyerek ve yaparak ekonomik bir meseleyi halletmek mümkün değil.
Ekonomide bir de belli başlı yaklaşımlar var. Mesela bir ekol, herhangi bir meselede mal politikaları ön plana çıkarırken, bir diğeri para politikalarıyla bunu çözeceğini söyleyebiliyor. Her mesele için standart bir formül olmayabilir, bu da her ülkenin, her ekonominin kendine has yapısından kaynaklanıyor. Ancak büyük oranda makro veya mikro meselelerin çözüm yolları üç aşağı beş yukarı biliniyor.
Enflasyonu düşürmek için de mali politikalar veya para politikaları kullanılabilir. Ancak son günlerde yeni bir yaklaşıma şahit oluyoruz. Enflasyonu zabıta marifetiyle ve üreticilerin fiyat artışını baskılama yoluyla düşürme yoluna girmiş bulunuyoruz. Zabıtalar marketlere, çarşıya pazara gidip etiket ve fatura kontrolü yapacak, fahiş fiyat artışları tespit edilecek, enflasyon da aşağı inecek! Çünkü enflasyon diye bir sorunumuz yok normal şartlarda, sadece durumdan vazife çıkaran fırsatçılar ve stokçular var! Bir ekonomik gerçeklik olan enflasyonu reddettikçe ondan kurtulacağımızı düşünüyoruz herhalde. Veya kamuoyuna “enflasyon yok” telkini yapıp, utanması olmayan bir medya eliyle de bunu yayarak sorumluluğu üzerinden atma amacı var ortada.
Gerçi, nasıl ki vatandaş enflasyon olmadığına ikna edilmeye çalışılıyorsa, ki bu durum herhalde bu ülke tarihi için de ilktir, benzer yaklaşım ekonomik kriz için de söz konusu. Bir yandan “kriz mriz yok” deniyor, “kriz” diyenin ağzına biber sürülecekmiş korkusu hakim kılınıyor, batmanın veya konkordato ilan etmenin eşiğine gelmiş kelli felli işadamları bile ağızlarını açıp “kriz” diyemiyor; ancak öte yandan da “krizi fırsata çevirmekten” bahsediliyor. “Olmayan bir şey nasıl fırsata dönüştürülecek?” sorusunu soran yok.
Ekonomi yönetiminde büyük yenilikler yapılacağı ifşa edilip, OVP’nin adı değiştirilip Yeni Ekonomi Programı oluyor. Ekonomi yönetimi konusunda Türkiye sınırları içinde hiçbir insan, kurum, akademisyen, bilim adamı, bürokrat vs kalmamış gibi Amerikan McKinsey firması ile anlaşılıyor. Hem bu firmanın 16 bakanlığın hedeflere göre çalışıp çalışmadığını kontrol edeceği söyleniyor hem de “sadece danışmanlık yapacak” deniyor. Yetmezmiş gibi haklı olarak IMF, Düyun-u Umumiye vs benzetmesi yapan herkese “kriz lobisi” gibi saçma sapan benzetmeler yapılıyor.
Ve gelinen noktada bir de bakmışız ki “McKinsey’e ihtiyacımız yok” deniyor. Danışmanlık anlaşmasının iptal edildiği açıklanıyor. O zaman neden günlerce bunun bir Düyun-u Umumiye veya IMF olmadığı savunusu yapıldığı açıklanmıyor. Günlerce bu kurumdan sadece danışmanlık hizmeti alınacağı, McKinsey’e karşı çıkanların “kriz lobisi” olduğuna dair de hiçbir açıklama yok. “Demek ki McKinsey konusundaki eleştiri getirenler haklıymış” da diyen yok.
Utanması olmayan medya da McKinsey fedailiğinden anında geri dönüş yapıyor tabi. Hakaret ettikleri, bir şeyler ilan ettikleri insanlardan özür dilemek akıllarına bile gelmiyor, gelmeyecek de… Bir yanlışı bile isteye savundukları yetmezmiş gibi ileride de devam edecekler muhtemelen.
Aslında temel mesele, ekonomideki arızanın, sıkıntının, krizin gerçek nedenini, yani yanlış politikaları, kötü yönetimi ısrarla gözden kaçırmaktır. İdare mevkiindekiler hatalarını kabul edip meseleleri objektif şekilde ortaya koysa, bu kadar sıkıntı ve karmaşa yaşanmayacak aslında. Yani ekonominin kronik arızası olan enflasyonu, iktisadi süreçler dışında bir şeylerle, yani “fırsatçılar zam yaptı” komedisine bağlamak, çözüme götürmeyecektir. Her zam yapanı “fırsatçı” ilan etmek, üreticiyle vatandaşı karşı karşıya getirmeye yarar sadece. Ve fiyat baskılamakla falan enflasyon düşmez.
Velhasıl-ı kelam, ekonomide “zabıta yaklaşımını” da görürken, McKinsey’in ne kadar da kötü bir şey olduğunu öğrenmiş olduk.