Geçen hafta uzun süredir görüşmediğim bir tanıdığımla karşılaştım. Telaşlıydı, ellerindeki poşetleri taşımakta güçlük çekiyordu. Sorduğumda “yılbaşı için hazırlanıyorum, şaşalı bir kutlama yapmak zorundayım. Geçen yıl pek hazırlanamadım ama bu yıl her şey dörtdörtlük olacak, çocuklarım istedikleri gibi eğlenebilecekler” dedi. Programın içeriğini sorduğumda, “önce alış veriş yapmalıyım, çocuklar yılbaşı akşamını yeni elbiseleri ile karşılamalılar, hediyeleri şimdiden gözüme kestiriyorum. O akşam her şey çok güzel olmalı, adet üzere, yiyecekleri hazırlamak zorundayım. Bu yıl hindi tarifini internetten aldım, her şey çok güzel olacak...” dedi. Kendisine bu tür kutlamaların çocuklar için büyük tehlike olduğunu söylediysem de, hanımefendi başını çeviriyor ve kendince mazeretler üreterek bu davranışını makul göstermeye çalışıyordu.
Masum gibi görünen şeyler zaman içinde hayatımızın rutinleri haline geliyor. Yılbaşı kutlamaları, anneler günü, sevgililer günü, babalar günü doğum günü partileri gibi suni merasimler insanlarımızı kültürel olarak yavaş yavaş dönüştürüyor. Küresel kapitalizm bu merasimleri üreterek, masum insanların bilinçaltına iniyor ve tüketim hastalığını sinsice yayıyor. Anne babalar, revaçta olan kutlamalara ilgi göstererek, bu kutlamalar vasıtasıyla çocukların hoşça vakit geçirebileceklerini düşünüyorlar. Oysa çocuklar yavaş yavaş dönüşerek tüketim kültürünün esiri haline geliyorlar.
İnsanın duygu, düşünce ve eylemleri yaşam biçimine göre şekil alır. Aile yaşantılarında ve hayatın tüm safhalarında Batı kültürünü model alan insanlarımız, bir süre sonra kendilerini bu kültürün ortasında buluyorlar.
Çocuklarını bir kere dahi camiye götürmeyen ve namazla hiç tanıştırmayan anneler, onlar için özel yılbaşı programları hazırlıyor, noel kutlamaları yapıyor ve çocuğun dünyasını kendi elleriyle viraneye çeviriyorlar. Çocuklar kendi kültürlerine, kendi değerlerine yabancı kalırken, Batının kokuşmuş kültürünü yavaş yavaş içselleştiriyor ve köklerinden kopuyorlar. Kendi dinamiklerimizi tanımayan çocuklar Batılı siyasetçileri, düşünürleri yakınlarını tanır gibi tanıyorlar. Kendi kaynaklarına aşina olmazken, yabancı eserleri ellerinden bırakmıyor ve bu çalışmaların kendilerine avantaj sağlayacağını düşünüyorlar. Kendi kültürlerini, kendi köklerini tanımayan çocuklarımız karşı mahalleyi sokak sokak tanıyor ve özeniyorlar.
Anne babalar çocuklarını Batı kültürüne uygun tarzda yetiştiriyor ancak onlardan ahlak edep ve terbiye üzere kalmalarını bekliyorlar. Bu bahçesine zakkum eken bir bahçıvanın burada gül yetişmesini beklemesine benzer.
Anneler, çocuk yetiştirmenin dünyanın en mühim işi olduğunu bilmeli ve İslami kişiliğini tamamlamış şahsiyetli çocuklar yetiştirmelidirler. Aksi takdirde çocuklarının geleceklerini kendi elleriyle mahvetmiş olabilirler.