Yüzyılın Zorbalığı ve Arap Baharı

Abone Ol

Yüzyılın Zorbalığı ve Arap Baharı

Arap Baharı olarak ilan edilen hareketler ile Trump-Netanyahu arasında oluşturulan anlaşma (metin) arasında bir paralellik var mı sorusunun cevabının ciddi olarak araştırılması ve düşünülmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Çünkü Arap Baharı ile İslam ülkeleri arasında var olan nispi sükûnet bombalandı. Bazı liderler katledildi, bazıları ise darbe ile görevlerinden uzaklaştırıldı. Böylece Filistin’i İsrail’in ilhakına açan anlaşmanın (gasp) uygulanmasına zemin hazırlandı. Söz gelimi Suriye’ye ait ve İsrail’in işgalindeki Golan Tepeleri’nin İsrail’e ait olduğu dünyanın gözünün içine baka baka ilan edildi. Bununla da yetinilmedi Kudüs İsrail’in başkenti olarak ilan edildi. Yani, Yüzyılın Anlaşması diye ilan edilen yüzyılın zorbalığı adım adim hayata geçirilmeye başlandı. Böylesine bir zorbalığın hayata geçirilmesi karşısında İslam dünyasının sesini kesecek ve direnci kıracak bir ortama ihtiyaç vardı. Bu ortam Afganistan’a, Libya’ya, Suriye’ye, Irak ve Yemen’e baktığımızda açıkça görülüyor. Kısacası, İslam dünyasındaki iç çatışmalar yüzyılın zorbalığından bağımsız değildir.

Bu gerçeği olayın sadece Suriye boyutuna baktığımızda bile görürüz. Filistin topraklarının İsrail adına gasp edilmesi planının nasıl işlediğini görmek için ABD ve Rusya’nın Suriye’de sergilediği tavrı dikkatlice incelemek yeterli olacaktır. Hatırlanacağı gibi, Suriye’de olaylar bu ülkeye demokrasi ve özgürlük getirmek adına başlatılmıştı. Aradan geçen 8 yıla rağmen Suriye her gün biraz daha içinden çıkılmaz bir karmaşaya sürükleniyor. Bu da ABD ve Rusya’nın tavrı ile oluyor. Her iki ülkede Suriye’de bir yandan Esad’a destek vererek iktidarını korumasına katkı veriyorlar, bir yandan da her platformda Suriye’de demokratik bir sistemin oluşması gerektiğini savunuyorlar. Hâlbuki Suriye’de özgürlüklerin askıya alınmasının birinci dereceden sorumlusu Esad yönetimi olarak ilan ediliyordu. Bu duruma son vermek(!) için Suriye adeta bir terör örgütleri ülkesi haline gelmiş/getirilmişti.

Bunun için İslam dünyasının yaşadığı karmaşayı Siyonist İsrail devletinin hayallerinden bağımsız düşünmek gerçeği görmemizi engelleyecektir. Başlangıçta Pakistan’da yetiştirilip Afganistan’a sevk edilen teröristler ne de ülkemize yönelik yıllardan beri faaliyet gösteren PKK, şimdilerde Suriye’de görev verilen YPG, hatta İŞİD terör örgütünü Büyük İsrail planının adımları olarak görmek ve değerlendirmek gerekiyor. Bu hayalin gerçekleşmesi hususunda da özellikle ABD ve Rusya’nın ellerinden geleni yaptıklarını görmek kolaylaşır.

Kudüs ve Filistin’e sahip çıkılmasını inançlarının gereği olarak gören Müslümanlar olduğuna göre, Haçlı-Siyonist ittifakı Filistin’i yok edecek, Kudüs’ü İsrail’e teslim edecek bir adımın atılmasından önce İslam dünyasının güçsüz ve kendi sorunları ile boğuşmak zorunda kalmış hale getirilmesi gerekiyordu. Bunu sağladılar ve bugün de aynı çizgide ilerliyorlar. Bu gerçeği İslam dünyası gördüğü anda Haçlı-Siyonist ittifakının tüm planlarını başlarına geçirmek mümkün olacaktır. Ancak, mevcut hâl ile bu söyleneni gerçekleştirmeyi bırakın, ciddi bir tepki bile konulamıyor. Bunun için artık Haçlı-Siyonist ittifakının İslam dünyasına ve Müslümanlara yönelik ne söylediğinden çok söylenenlerin kime ve neye hizmet ettiğinin gecikilmeden tespiti gerekiyor. Bu ise öncelikli olarak Müslümanların aralarındaki sorunları kendi aralarında çözmenin yollarını bulmaları ile mümkündür. Çünkü Müslümanlar bir takım icat edilmiş sorunlarla uğraşırken bir yandan sahip oldukları zenginlikler ellerinden alınarak yine kendilerine karşı kullanılan silahların parası, öbür yandan da Büyük İsrail’e giden yol bir takım engellerden temizlenmiş oluyor.