Yüzmek ve Yeşilin Tonları

Abone Ol

Güneşin adeta bir mızrak boyu olduğu, ramazanın henüz

girmediği son pazar gününde, otomobille beni almaya gelen gençlerin kapıda

belirdiği anda Körsulu ya gidip gitmeme konusunda kararsızdım. Sülalenin yedi

genci toplanmış bu güzel havada sözde balık tutmaya ama esasında yüzmeye

gitmeye karar vermişlerdi. Üç gün süren önemli bir meşguliyetin ardından

yüzmeye gitmek daha üç gün önce onbeş saatlik otobüs yolculuğunu çekmiş yol

yorgunu benim için arayıp da bulamadığım bir güzellikti. İki otomobile dörder

kişilik gruplar halinde bindik. Ver elini Körsulu

Şehirlerarası yoldan sola sapınca s çizen ve asfalt ama

tek otomobil sığan yolda etrafımdaki güzellikleri hayran hayran izleyerek

ilerlerken; memleketin böylesine güzelliğine hayran olmamak ancak

memleketsizlere özgü bir duygu olabilir diye düşündüm. İki otomobil arka arkaya

ilerliyor. Zaten yanımızdan bir başka otomobil geçecek olsa bizim ancak durarak

yol verebileceğimiz büyüklükte bir yol. Yaklaşık elli kilometre yolu

sürücümüzün birinin acemi olması sebebiyle ancak bir saatte kat edebildik.

Yüzmek için seçtiğimiz yere vardığımızda daha öğle olmamıştı.

Körsulu, Kahramanmaraş ın batısında, birbirine uzak

yüksek dağların arasında, dereden büyük ama ırmaktan küçük harika manzaralı bir

akarsu. Adına sözün gelişi dere denilse de dereden çok büyük. Çay gibi ama

dağların arasından kıvrıla kıvrıla aktığı için bir dere görünümünde. O yüzden

çay denilmiyor dere deniliyor. Etrafı ulu çınar ağaçlarıyla çevrili. Daha

yüksekler çam ormanı.

Hep birlikte buz gibi suya giriyoruz. Çocukluğumdan beri

yüzmeyi severim. Yüzmeyi ilk öğrendiğimde ilkokul ikiye gidiyordum. Çocukken,

Ceyhan nehri üzerine kurulu Sır Barajı na sık giderdik. Bildiğim kadarıyla Türk

şiirinde, yüzmesini bilen ve uzun mesafe yüzen tek şair Mehmet Akif tir. Rivayet

edildiğine göre Akif, İstanbul Boğazı nı Beşiktaş tan Üsküdar a yüzerek

geçmiştir. Ben henüz İstanbul Boğazı nı yüzerek geçmemiş olsam da (ki yüzerek

geçmeyi çok isterdim ama imkân verilmedi) Ceyhan nehrini yüzerek karşıdan

karşıya geçmiştim onsekiz yaşımdayken. Barajdan geçtiğim düşünüldüğünde aşağı

yukarı İstanbul Boğazı kadar vardır yüzerek geçtiğim yer. Türk şiirinde,

yüzmesini bilen ve uzun mesafe yüzen şairlerden biri de benim. Yüzme konusunda

iddialı olmasam da yüzmeyi seviyorum.

Öğleden akşama kadar yüzüyoruz. Benim yüzdüğümü ve hatta

yüzmekle kalmayıp yüksek kayalardan suya atladığımı gören sülalenin yeniyetme

gençleri hayretle beni izliyorlar. Bense onlara Mehmet Akif i anlatıyorum,

ilgiyle dinliyorlar. Gençlerin bir kısmı üniversite mezunu bir kısmı da

üniversite öğrencisi. Yani Akif ten haberli gençler.

Güneş dağların tepelerine vurduğunda dönüşe geçiyoruz.

Dere boyu ilerlerken yayvan çınar yapraklarının vakur yeşilini ve çam

ağaçlarının iğne yapraklarının asil yeşilini gördükçe ne çok yeşil var şu

güzelim memleketimizde demeden edemiyorum. Gerçekten yeşil sadece bir renktir.

Şehrin insanına sorarsan yeşil temel ve tek renktir. Oysa yeşilin binbir tonu

var.

Sonraki gün kasabaya gidiyorum. İşte yeşilin binbir tonu.

Erik ağacı yapraklarının açık yeşili, ceviz yapraklarının koyu yeşili, hurma

yapraklarının karanlığa çalan yeşili, zeytin yapraklarının siyahımsı yeşili,

ekşi yapraklarının sarıya çalan yeşili ve asma yapraklarının maviyi andıran o

özgür yeşili Asmanın koyu gölgesine oturup bakınca, türlü yeşilleriyle insanı

dinlendiren, dinlendirmekle kalmayıp dinçleştiren o binbir çeşit yeşilliğe

hayran olmamak elde değil. Gördüm, biliyorum.

Yüzmek dedik ya oruç da olsa yüzmeden duramıyoruz. Bu

seferki istikamet Çağırgan deresi. Buraya ilk defa gidiyorum. Lise talebesi

yeğenlerim ve ben. Yine Kahramanmaraş ın batısı, Ceyhan nehrinin güney tarafı.

Sır Barajı nı geçtikten sonra nehir boyunca, nehre dik inen dağların yalçın

yamacında uzanan toprak yoldan ilerliyoruz. Bu seferki yol da tek arabalık. Üstelik

asfalt değil. Allah göstermesin bir fren patlasa kendimizi nehirde buluruz.

Öylesine tehlikeli bir yol. Ama harika manzaralı. Burası Allah ın yazdığı en

güzel şiirlerden biri. Zaten Allah Anadolu yu büyük bir şiir olarak yazmıştır.

Bu şiirin her dizesi mükemmel güzelliktedir. Okuyun, göreceksiniz.

Derenin Ceyhan nehrine döküldüğü yere vardığımızda öğle

sonu oluyor. Biz dört genç (lise öğrencisi yeğenlerimin yanında kendimi

basbayağı genç hissediyorum ki şairler daima gençtir) dereye yukarı çıkmaya başlıyoruz.

S çizerek ilerleyen dere ve dereye dik inen dağların arasından korkunç

görüntülü ve bir o kadar da harika olan derenin üst tarafına doğru yürüyoruz.

Üstelik derede bol balık da var. Mırmırlarımız ve oltalarımız da yanımızda. Ama

ben balık tutmaktan ziyade yüzme heveslisiyim. En az iki metre derinliğinde

olan yere geldiğimizde suya girmeye karar veriyoruz. O da ne! Su, kelimenin tam

anlamıyla buz gibi. Buzdolabında, içinde şıngır şıngır buz olan sudan daha

soğuk. Yaz kış buzdolabından buzlu su içen benim için sorun yok tabi. Suya

giriyoruz. İki saat kadar yüzüyoruz, sonra çıkıyoruz. Yeni istikamet baraj.

Barajda da iki saatten fazla yüzdükten sonra eve dönüyoruz. Oruç mu Bir

güzelin uğruna yedim ramazanı diye başlayan türküyü biliyorsunuzdur

Ülkemizin her şehri, her dağı, her ovası, her deresi, her

ırmağı hâsılı her yeri harika manzaralı, çeşitli güzelliklerle doludur.

Kahramanmaraş ta böyle harika yerler var. Karadeniz bölgesinde daha güzel

yerler Akdeniz de de öyle. Bazı yerlerinde biraz daha az. Türkiye gerçekten

çok güzel bir memleket. Her şehri gezmeye değer, her şehri ayrı bir

güzelliktedir. Ülkemizin kıymetini bilelim.