Yüzleşme (2)

Abone Ol

2008 DE yapılan bir ankette, ebeveynlerin büyük bir

kısmının, gençlerin kendilerinden daha az dindar olduklarını ifade ettikleri

ortaya çıkmıştır. Gençlerin yaşantılarına ve gelecekle ilgili düşüncelerine

baktığınızda ailelerin bu düşüncelerinin yerinde olduğu anlayabilirsiniz.

Nitekim gençlerin büyük çoğunluğu istikbale hazırlanmayı sadece dünya ile

sınırlı görüyor ve bütün enerjilerini bitmek bilmeyen ihtiraslarına kurban

ediyorlar.

Anne baba namaz kılıyor, haram helal konusunda titiz

davranıyor, fakat çocuklarını bu doğrultuda büyütemediğinden şikâyet ediyor.

Peki neden Çocukların kişilik gelişimi ve davranışların şekillenmesinde aile

okul ve çevrenin büyük etkisi vardır. Fakat bunun en etkin olanı ailedir. Bazı

çocuklar ailede yeterince beslenseler dahi okul ortamında ya da çevrede

özlerinden uzaklaşabiliyorlar. Bu durumda aile anne babalıktan hiçbir zaman

emekli olamayacağını bilmeli ve çocuğa yol göstermeye devam etmelidirler.

Bazı ailelerimizin ise söylemleri ile beklentileri

arasında büyük bir çelişki var. Dindar bir çocuk yetiştirmeyi hayal ettiklerini

söyleseler de, çocuğun sadece edineceği meslek üzerine yoğunlaşıyorlar. Bu

durum çocuğu maneviyattan ziyada maddiyete yönlendiriyor. Aileler öncelikle bu

dengeyi iyi kurmaları gerekiyor.

KEŞKE HER ŞEY İSTEDİĞİMİZ GİBİ OLSAYDI

Eğer her şey istediğimiz gibi olsaydı, gençlerimiz zinayı

meşru görüp, karanlık yollara sapmazlardı. Zina, eşcinsellik ve cinsel sapmalar

bu kadar ayyuka çıkmazdı.

Medyada kendine yer bulan gayri ahlaki görüntüler

toplumun ilgi odağı haline gelmez tepki ile karşılanırdı. Kendilerini dindar

muhafazakâr kabul eden kimseler, kibri karakter haline getirmez, insanlara

tepeden bakmazlardı. Müslüman kadın tesettürüne sahip çıkar sesini yükseltirdi.

Ekran aracılığıyla din pazarlığı yapan kimseler toplumun baş tacı edilmezlerdi.

Allah korkusu taşımayan ve hayatı sadece nefsi tatmin etmekten ibaret gören

gençler övgüyle karşılanmazlardı.

Boşanmalar, gayri meşru ilişkiler bu kadar

yaygınlaşmazdı.

Toplumda söz sahibi olan dindar kesim, çıkar elde

edebilmek için haksızlığa göz yummaz, dini ticari bir meta haline getirmezlerdi.

Uzun sözün kısası şu, bizler her ne kadar her şey yolunda gidiyor diye

kendimizi avutmaya devam etsek de, bir asır telafi edemeyeceğimiz hatalara imza

attık.