2008 DE yapılan bir ankette, ebeveynlerin büyük bir
kısmının, gençlerin kendilerinden daha az dindar olduklarını ifade ettikleri
ortaya çıkmıştır. Gençlerin yaşantılarına ve gelecekle ilgili düşüncelerine
baktığınızda ailelerin bu düşüncelerinin yerinde olduğu anlayabilirsiniz.
Nitekim gençlerin büyük çoğunluğu istikbale hazırlanmayı sadece dünya ile
sınırlı görüyor ve bütün enerjilerini bitmek bilmeyen ihtiraslarına kurban
ediyorlar.
Anne baba namaz kılıyor, haram helal konusunda titiz
davranıyor, fakat çocuklarını bu doğrultuda büyütemediğinden şikâyet ediyor.
Peki neden Çocukların kişilik gelişimi ve davranışların şekillenmesinde aile
okul ve çevrenin büyük etkisi vardır. Fakat bunun en etkin olanı ailedir. Bazı
çocuklar ailede yeterince beslenseler dahi okul ortamında ya da çevrede
özlerinden uzaklaşabiliyorlar. Bu durumda aile anne babalıktan hiçbir zaman
emekli olamayacağını bilmeli ve çocuğa yol göstermeye devam etmelidirler.
Bazı ailelerimizin ise söylemleri ile beklentileri
arasında büyük bir çelişki var. Dindar bir çocuk yetiştirmeyi hayal ettiklerini
söyleseler de, çocuğun sadece edineceği meslek üzerine yoğunlaşıyorlar. Bu
durum çocuğu maneviyattan ziyada maddiyete yönlendiriyor. Aileler öncelikle bu
dengeyi iyi kurmaları gerekiyor.
KEŞKE HER ŞEY İSTEDİĞİMİZ GİBİ OLSAYDI
Eğer her şey istediğimiz gibi olsaydı, gençlerimiz zinayı
meşru görüp, karanlık yollara sapmazlardı. Zina, eşcinsellik ve cinsel sapmalar
bu kadar ayyuka çıkmazdı.
Medyada kendine yer bulan gayri ahlaki görüntüler
toplumun ilgi odağı haline gelmez tepki ile karşılanırdı. Kendilerini dindar
muhafazakâr kabul eden kimseler, kibri karakter haline getirmez, insanlara
tepeden bakmazlardı. Müslüman kadın tesettürüne sahip çıkar sesini yükseltirdi.
Ekran aracılığıyla din pazarlığı yapan kimseler toplumun baş tacı edilmezlerdi.
Allah korkusu taşımayan ve hayatı sadece nefsi tatmin etmekten ibaret gören
gençler övgüyle karşılanmazlardı.
Boşanmalar, gayri meşru ilişkiler bu kadar
yaygınlaşmazdı.
Toplumda söz sahibi olan dindar kesim, çıkar elde
edebilmek için haksızlığa göz yummaz, dini ticari bir meta haline getirmezlerdi.
Uzun sözün kısası şu, bizler her ne kadar her şey yolunda gidiyor diye
kendimizi avutmaya devam etsek de, bir asır telafi edemeyeceğimiz hatalara imza
attık.