Yüzdelerin savaşı: %5, %95'e karşı!

Abone Ol

İnsanlık tarihi, dekoru neredeyse hiç değişmeyen, fakat oyuncuları durmaksızın yenilenen kadim bir orta oyununu andırır. Sahne hep aynıdır: güç, iktidar, itaat ve umut… Yalnızca maskeler değişir; kralların yerini yöneticiler, din adamlarının yerini uzmanlar, mitlerin yerini ise “veriler” alır. Oyun öylesine ustaca kurgulanmıştır ki, seyirci kendini aktör sanır; aktör ise metni yazanın kendisi olduğuna inanır. Oysa hakikatin perdesi aralandığında karşımıza çıkan manzara, matematiksel bir soğuklukla örülmüş, katı bir hiyerarşik köle düzeninden ibarettir.

Dünyanın zirvesinde, bulutların üzerinde oturan o %1’lik azınlık; sadece paranın değil, sistemin, sermayenin ve en önemlisi “gerçeğin” tanımını yapan, neyin mümkün, neyin hayal sayılacağına karar veren mimarlardır. Onlar, krallıklarını kaba kuvvetten ziyade, gönüllü itaate dönüştürülmüş zihinler ile ayakta tutarlar. Çünkü hiçbir pranga, insanın kendi bileğine taktığı kadar sağlam değildir. Onlar için dünya, üzerinde hamleler yapılan bir satranç tahtası; kitleler ise feda edilmeye hazır piyonlardır.

Bu görkemli şatonun kapısında bekleyen, efendilerinin sofrasından düşen kırıntılarla iştahını doyuran o %4’lük kesim ise sistemin “görünür yüzü”dür. Onlar gardiyanlardır, ama ellerinde kırbaç değil; silahlar, kanunlar, mikrofonlar ve diplomalar tutarlar. Görevleri, efendilerinin huzurunu kaçıracak her türlü pırıltıyı karanlığa boğmak, düzenin sarsılmaz olduğu masalını anlatmaktır. Bu kesimin efendilerine olan sadakatleri, kendi özgürlüklerine olan düşmanlıklarından beslenir.

Ve o devasa, sessiz, uyuşmuş yığın: %90… Büyük, güçsüz ve ağır bir kütle hâlinde duran çoğunluk… Modern dünyanın ninnileriyle uyutulmuş/hipnotize edilmiş, gündelik telaşların labirentinde kaybolmuş ruhlar... Onlar için gerçek, ekranda gösterilendir; değer, satın alınabilendir; özgürlük ise seçenekler arasından seçim yapabilme (!) illüzyonudur. Tükettikçe var olduklarını, itaat ettikçe güvende olduklarını düşünürler. Bu kitle, sistemin hem yakıtı hem de en büyük dayanağıdır. Uykuları o kadar derindir ki, uyandırmaya çalışanı düşman sanırlar, ışığı getirene “gözümü kamaştırıyorsun” diye öfke duyarlar.

Geriye kalan o aykırı, huzursuz ve gözü pek %5… Onlar, perdenin arkasındaki ipleri gören, fısıltıların içindeki çığlığı duyanlardır. “Neyin ne olduğunu” bilmenin ağır yükünü/bedelini omuzlarında taşırlar. Görevleri, bir uçurumun kenarında uyurgezer halde yürüyen devasa bir kütleyi sarsarak uyandırmaktır. Fakat bu ne yazık ki dünyanın en nankör mesaisidir. Çünkü efendiler (%1), gardiyanlarını (%4) üzerlerine salar; uykudakiler (%90) ise uykularını böldükleri için onları taşlar…

Bu düzen, adaletsizliğin sadece ekonomik bir dağılımı değil, aynı zamanda bir bilinç suikastıdır. %1’in en büyük korkusu, %5’in sesinin, %90’ın kulağındaki ninnileri bastırmasıdır. Bu yüzden ses çıkaranlar “delilikle”, “hainlikle”, “asilikle” ya da “hayalperestlikle” damgalanır. Nihayetinde bu yaldızlı trajedi, sadece bir sayısal dağılım değil; insanlığın en büyük imtihanı haline gelir.

 %1’in inşa ettiği o devasa fildişi kule, aslında sanıldığı kadar sarsılmaz değildir; o kule, sadece aşağıdakiler diz çöktüğü sürece gökyüzüne uzanır. Efendilerin en büyük korkusu, kılıçların kuşanılması değil, gözlerin açılmasıdır. Çünkü uyanmış tek bir zihin, uykuları kaçıran bulaşıcı bir şafak vakti gibidir.

%5’in omuzlarındaki o ağır sorumluluk, hakikatin ta kendisidir. Onlar bilirler ki; konforlu bir yalanın kölesi olmaktansa, çıplak bir gerçeğin sürgünü olmak bin kat daha onurludur. %4’lük muhafız alayı ise sadece bir illüzyonun bekçisidir; efendileri düştüğünde, korudukları o kâğıttan şatoların altında ilk onlar kalacaktır.

Asıl mesele, uykudaki %90’ın rüyalarından uyanması değil, uyandıklarında karşılaştıkları o ıstıraplı özgürlüğü, boyunlarındaki ipek urganlara tercih edecek cesareti bulup bulamayacaklarıdır. Unutulmamalıdır ki; güneş doğmaya karar verdiğinde, ne geceyi kiralayanların gücü ne de karanlığın sadık bekçileri sabahı engelleyebilir. Zira zincirini fark eden bir köle, artık köle değildir; o, efendisinin en korkunç kâbusu, yıkılacak olan o köhne düzenin ise ilk sarsıntısıdır.