Yüz yıldır par-ça-la-nı-yo-ruz

Abone Ol

Tefrika en büyük azabımız. Bu musibete günahlarımızdan dolayı düştük. (Şura,30) Tevhidde vahdet ise en büyük ihtiyacımız.

Tevhid kelimesinin, ümmet şuurunun dışında bir kimlikte vahdet aramak zulümdür, israftır, hüsrandır. Doğru yoldan/tevhidden uzaklaştıkça tefrikamız da çoğalıyor.

Ecdad, tüm farklı kimlikleri barış içinde bir arada, yan yana yaşatabilmeyi başarmış olmasına rağmen, bunu dünyada ne Hristiyanlar, ne Yahudiler sağlayamamışlardır. Hatta ulus devlet kimliğinde kurulan T.C de vatandaşlık kavramı/kimliği altında ne yazık ki bunu sağlayamamıştır.

İla-i Kelimetullah’ı/cihadı terk edeli, Kur’an’dan yüz çevireli, batılılaşma yoluna yöneleli kimliğimizden uzaklaştıkça geriliyor, zayıflıyor, bölünüyor, parçalanıyor, zilleti yaşıyoruz. Zihinlerimiz, kalplerimiz, dinimiz, devletimiz, ümmetimiz parçalandı. Ülkemiz de bu tehlikeyle karşı karşıya geldi.

Ailelerde bile parçalanma var.

Dünyevileşme/batılılaşma ile başlayan zihinsel parçalanmalarımız, zamanla gelişerek başta hilafetin kaldırılmasıyla ümmetimiz, devletimiz, tevhidimiz; laiklikle de dinimiz/tevhidimiz/kalplerimiz parçalandı. Ulus devletlerine ayrıştıktan sonra da her ulus kendi içinde siyasi partilerle ayrıştı, parçalandı. İdeolojilerle de iyice parçalandık.

Kur’an’da Ahzab (hizipler, partiler) suresinin 73 ayet oluşu ve Efendimizin (s.a.v) de ümmetin 73 fırkaya ayrılacağını bildirmesi, Miraçtaki tefrikanın olmamasına ilişkin duasının reddi de ilginçtir...

Rabbimizin: «Hep birlikte Allah’ın ipine(İslam’a) sımsıkı sarılın, parçalanmayın...» (Al-i İmran, 103) emrine aykırı olarak yüz yıldır bölünerek, parçalanmaya devam ediyoruz. Efendimiz (s.a.v) de ‘Kur’an’ı terk eden kavmi Allah parça parça eder ve zillete düşürür’ uyarısında bulunmuştur. İslam’dan yüzümüzü batıya döndüreli iki yüz yıldır gerilik, zillet azabını yaşıyoruz. Zaten hilafetin kaldırılıp, başımızın kesilmesiyle birlikte parçalandık. Ümmet bütünlüğü, başı, gövdesi, tüm organlarıyla parçalandı... Araplar kendi içinde kaç devletçik oldular? Osmanlı parçalandı, küçüldü. Nice devletçikler oluşturuldu. Elimizde ne kaldı?! Bunu da çok görüyorlar. Sevr yeniden gündemlerinde.

Tevhide sırtımızı dönüp, ondan ayrılınca, batılılaşma, laiklik, ulusalcılık ve nihayet çok partili siyasi hayata geçişimizle bu süreç daha da hızlandı ve bugünlere geldik. İşte paramparçayız. Parçalarımız daha da küçülüp, bölünüyor. Ve çatışıyoruz... Bu parçalar içinde birlik, bütünlük, kuvvet, dirilik arıyoruz...

Herkes her yetkili, her parti birlik ve beraberlik çağrısı yapıyor. Nerede olacak? Elbette ki kendi parçası, partisi ve kendi önderliğinde... Bu çağrı ve çabalar yalnızca yandaşlığı ve cepheleşmeyi artırabilir. Öyle de oluyor. Kardeşlik, birlik ancak tevhidde mümkün olabilir gerçeğini unuttuk. Arabı, Türkü, Kürdü... Siyahı, beyazı... Tüm farklı kimlikleri, renkleri bir araya getirip tek vücut, tek ümmet, tek millet yapan ‘iman kardeşliği’ ayetinden ne kadar uzaklaştırıldık... Bunun bedelini bugün birbirimizle çatışarak ödemekteyiz. Sevgi yerine düşmanlık, nefret olunca bu manzara tabii olarak ortaya çıktı. Ve bütün bu tefrika azabımızı biz yine buna bizi düşüren nedenlerle, araçlarla söndürmeye, gidermeye çalışıyoruz. Elimizdeki bu araçlar yangınımızı daha da büyütüyor... Anlamalıyız ki batıcılık, laiklik, ırkçılık, çok partili hayat bu tefrika ateşini, azabını söndüremez; tam tersine daha da körüklüyor, büyütüyor... Ümmet, devlet, coğrafyalar, uluslar, millet parçalandı, bölündü... Aileler bile siyasi görüş farklılıklarıyla bölündü, çatışıyor. Din bağlarıyla birlikte aile bağları, dostluk bağları bile yara alıyor, kopuyor. ‘Parti dini geçti; partili olmayana selam bile verilmiyor’, derdi H. Şaban Efendi (k.s).

Bölerek yönetmek firavun yöntemi. Ayrılıkçılığı, kamplaşmayı körüklemek hıyanet olmasa bile gaflettir.

Tefrikamızın başka nedenleri de var:

- Cehaletimiz(dini bilgi ve algılarımız farklılaştı.)

- Oryantalizm

- Şeytan ve nefis görevini yapıyor bizi haktan, birlik ve kardeşlikten uzaklaştırıyor.

- Dünyevileşme, hırs, bencillik, haset, hubbu riyaset

- Dinde, fikirde, siyasettek öncülerimiz bizi haktan ayırıp, kendi peşlerine takabiliyorlar. Dini değerleri tepe tepe sömürebiliyorlar. Dini kendi şahsi ve siyasi amaçları istikametinde kullanabiliyor, dini araçsallaştırarak dünyalıklar karşısında satabiliyorlar (Ne kötü alışveriş!) Cemaat önderleri yöneticileri uyaran konumunda olmaları gerekirken, tam tersine onların yanlışlarına göz yumarak, sessiz kalarak, açıktan destek bile olarak zulme ortak olabiliyorlar?!

Ulema ve ümera bozulunca, tüm halk, hepimiz bozulup, onlarla birlikte yamuluyoruz... Batıl Hakkın üstüne kapanıyor, onu daha da gizlemeye, örtmeye hatta zararlı (fitne) göstermeye bile varabiliyor...

- İslam’ı mihraptan tahrif çabaları, dinlerarası diyalog, sünnetsiz İslam, cihadsız ve siyasetsiz İslam anlayışı çalışmaları.

- Irkçı emperyalist Siyonist sistem tam bir fesad organizasyonu olarak tüm uluslararası kurum ve kuruluşları, legal, illegal, açık, gizli tüm örgütleri, kurumları etkileyebiliyor, denetleyebiliyor, yönlendirebiliyor ne yazık ki...

Bu çalışmalarını içimizden bir şekilde ‘ikna’ ederek devşirdiği siyaset, cemaat, ilim, sanat ve iş adamları kuklalarıyla bunları ne yazık ki aleyhimizde kullanabilmekte pişmanlık duyanları da bir şekilde etkisizleştirebilmektedirler... İtibar suikastleri, faili meçhul cinayetler, esrarlı intiharlar, şantajlar...
Bu derin yapılanma etkisini, faaliyetini en mühim mevkilerde, makamlarda gösterebilmektedir. Hatta iki ayrı zıt görüş ve konumda olanları bile yönetip, yerine ve zamanına göre yan yana veya karşı karşıya getirebilmektedir. Fesad planları artık gizlenmiyor da. Farklı kimlikler aynı fesad odağına bağlı olarak birbirleriyle çatıştırılarak büyük zararlara neden olabilmektedirler. Hatta daha ileri gidilerek farklı kimlikleri tahrikle içi savaşı bile tutuşturmak hıyanetine cüret edilebilmektedir. Bölmek, parçalamak, çatıştırmak, zayıflatmak... Sevr’i, BOP’u, Büyük İsrail Projesi’ni hayata geçirmek...

BOP ve Büyük İsrail hedefine varmak için tüm dini, mezhebi, ırki aidiyet farklılıklar arası husumetleri büyüterek, sünni-şia bloklaşmasıyla da Türkiye ve İran’ı savaştırmak, ümmeti daha da parçalayıp yok etmek amaçları açık. Bu oyunları bozmak zorundayız. Bu tuzağa düşmemek, yeniden tevhid sancağı altında toplanmak, ümmet olmak zorundayız. Yoksa her birimiz teker teker yıkılacağız. Çözüm, çıkış, kurtuluş yeniden tevhidde vahdetten geçiyor, İslam Birliğine mecburuz. Allah’ın semadan yeryüzüne uzatılmış ipine (İslam) hep birlikte sarılalım. Vesselam.