İnsanın görünür aynası yüzüdür. İçimizin dışa yansıyan yüzü. Gerilimlerimiz, sevgi ve nefretlerimiz, acı ve sevinçlerimiz yüz çizgilerimizde kendini belli eder. Acı çeken insanların yüz çizgileri derin olur. Nefret yüklü olanların da hırçınlıklarının yüz çizgileri de kendini belli eder.
Medeniyetlerin de yüz çizgileri var. Onların bütün verilerinden kendini belli eder. Mimarisinde, müziğinde, yazısında, folklorunda, eğlencelerinde, hüzün ve sevinçlerinde her yönüyle belli olur.
Katedraller, kiliseler ile bizim mimarimizin eserleri karşılaştırılınca farklılıklar belli olur. Vitrinin karanlık ruhu ağır basar. Vitraylar o ruhu ışıtmaz, sadece belli bir renk tonu verir ama insanın içine ağır çöker o hâl. Camilerin ruhu çok aydınlıktır, ışıl ışıl, mavi gökyüzü gibidir.
Çile çeken insanların yüzleri derin bir coğrafyanın yüzeyi gibidir. Engebeli, inişli çıkışlı. Yüzleri insanda derin etkiler uyandırır. Bir de nur yüzlü insanlar vardır. Genellikle abdestli insanların, büyük velilerin, erdemli insanların yüz ifadeleri çok etkileyicidir. Hayatımızda bu tür insanlar çok olmuştur. Nurani yüzlerin insanda bıraktığı duygu bambaşkadır.
İnsanı bilen, anlayanlar insanların yüzlerine baktıklarında onun hakkında bir yargıda bulunabilirler. Hani kimi deyimler vardır ki, insanların bu halleri için söylenir. “Yüzünde meymenet yok”, “yüzünden düşen bin parça olur”, “suratı mahkeme duvarı gibi” diye tanımlanırlar. Bunlar için olumsuz bakışlardır.
Bakan gözlerin insanı bilmesi, görmesi, takdir etmesi, hakkında olumlu düşünce belirtmesi de söz konusu olur çoğunlukla.
Yakın zamanda bir yazımda geleneksel esnaf, müşterileri kapıdan girdikleri andan itibaren hangi niyetle geldiklerini davranışlarından ve yüz hatlarından anlarlar diye belirtmiştim. Bu, çokça yaşanan bir duygudur.
Müslümanların, özellikle abdestli namaz ve niyazlı olanların yüz hatlarında derin bir anlam vardır. Bu, kendisini belli eder. Sahte olanlar da kendini ele verir.
Ekrandaki siyasilerin yüz hatları da kendini ilk anda belli eder. Onlar “pişkin yüzlüdürler”. Geçmişlerini unuturlar. Söyledikleri ve eylemleri yüzlerine vurulduğunda hiçbir şey olmamış gibi davranırlar. Unutturmaya çalışırlar, başka sözleri araya karıştırır, hedef şaşırtırlar.
Öfkeli yüzlüler insanı ürkütür, o tip insanlardan uzak durulur. Çünkü onların nerede ne zaman ne yapacağı belli olmaz. Merhamet ve sevgiden yoksun olduklarından o hırçın yüz hemen daima aynıdır. Sevimli olmaya niyetlendiklerinde ya da öyle davrandıklarında sanki yüzlerine bir maske takmış gibi olurlar. İnsanın gözünden düşen bu insanlar, iyilikler ve güzellikler adına bir şeyler yapsalar da inandırıcı olmazlar.
İnsanın tebessümleri de içtenlikli olanları kendini belirginleştirir. O tür insanlara yakınlık duyulur. İnsanı en çok da etkileyen sevgi dolu bakışlılıktır. İnsanlar birbirlerine sevgiyle baktıklarında kusurlarını görmezler. Böyle bir bakış ile birbirlerine bağlanırlar. Dostluklar böyle başlar, bir ömür devam eder ve bu bir bağlılığa dönüşür.
İnsanların konuşma tarzları, sözleri de yüz ifadelerinin bir tanımlamasıdır. Hangi üslup ile konuşursa kişi kendisini belli eder. İnsanın yüreğine taş gibi oturan sözler, sesler, yüz ifadelerinde karşılık bulur. İnsanın yüzüne çarpılan taşlar gibidir o sesler.
Vaizler, yüksek sesli söylevliler, bağırıp höykürenlerin ses etkileri bir süre sonra yiter. Yakından içlendiklerinde bir tiyatro sanatçısının maskeli yüzünü andırırlar.
Belli mizahi tipler vardır ki, onlarla yüzleştiğinizde sizi bir gülme tutar. Çünkü o ilk anından itibaren “ben buradayım” der gibidir.
Düşünürün, velinin yüzüne baktığınızda kendinize çekidüzen verirsiniz. Onların senin içini okuyacaklarından eminsin. Sevgi ve merhamet yüzlüdürler onlar.