Bir çocuğun dramatik ölümü. Ölümler insan hayatında bir süreç. Ölüm elbette ki mukadderdir, bundan kaçınılmaz. Hastalıklar, felaketler, yaşlılıklar ve türlü nedenler ölümün gerekçesi. Kanser gibi ağır bir hastalık sonucu ölüm belki kaçınılmaz.
Tıp ve buna bağlı çabalar insanlığın kurtuluşu için zorunludur. İlk gününden itibaren yakalanılan hastalıkların tedavisi ve şifa bulması için arayış içinde olunmuştur. En zor zamanında insanın kurtuluş çabası değerlidir.
Yusuf Kerim, altı yaşında bir çocuk. Kanser hastası. Annesi, şu meşum olayın bir kurbanı. Yani artık adının bile anılmasından rahatsızlık duyulacak bir örgütün sıradan bir üyesi ya da kurbanı. On binleri bulan kurbanlardan biri.
Bu güzel ülkemin dönemsel olarak içine düşülen tuzakları bir hayli. Bunlar güzel insanını içine alan, çokça canlara, insanların ölümünün artışına neden olan süreçlerden biri.
Müslümanlar için bağlayıcı olan insanın kurtuluşunun önemi var. Bir insanın, bir canın kurtuluşu insanlığın kurtuluşuna vesiledir.
Altı yaşında bir çocuk, kansere yakalanıyor. Anne, bir örgütün üyesi olarak mahkûm. Çocuk, anneden mahrum. Denilir ki, kadın suçlu, cezasını çeksin. Zaten bu yaklaşım insanın kurtuluşunun değil, insanlığın ölümünün daha da hızlandırılması için bir bahane. Oysa toplumun rehabilitesi için bazı durumlara neden göz yumulmaz? Bu masumun başucunda annesi olsa, bakımını yapsa, sevgisini sunsa daha hayırlı, iyi ve güzel olmaz mı? Toplum baskısıyla aradan bir zaman geçtikten sonra anne serbest bırakıldı, yani tahliye edildi. Ne ki toplum vicdanında derin bir iz bıraktı. İnsanlığın gözünde bu, onulmaz yara oldu.
İslâm, insanlığa barış ve sevgi sunar. Merhamet ve yakınlık sunar. Bununla insanlığın kimi kusurlarının, yanlışlarının görülmemesine fırsat sağlar. Amaç insanlığın kurtuluşu ise bunun için türlü fedakârlıklar, hoşgörülü yaklaşımlarla gelecekteki olumsuzlukların önü de kapatılır.
Sıcak bir yaklaşım birçok olayın büyümesini, nefretin azalmasını, insanlığın birbirine yaklaşımını sağlar. En kritik zamanlarda böylesi bir tutum, insanların ufkunu açar.
Zaten, coğrafyamızda her an ve durumda dramatik ölümlerle yüzleşiliyor. Her an ve durumda insanlık ölüyor. Acımasızlıklar insanlıkta yer ediyor. Duyarsızlık, ilgisizlik, sıradan yaklaşımlarla insanlar insanlardan uzaklaşıyor.
Bu milletin vicdanı; bu kadar kör, bu kadar katı, bu kadar acımasız olabilir mi? Şu ideolojilerin, örgütlerin kurbanı insanlar uzun zamandır aramızda gezinen bir şeytani oluşların tuzağında. Büyük bir boşluk var. Bu büyük boşluk, bu büyük medeniyet ruhundaki yoksunluktan doldurulmadıkça kurbanlıkların oluşması kaçınılmaz oluyor.
Müslümanlar, kendi medeniyetleri adına, inançları adına insanlığa daha hoşgörülü ve merhametli davranmadıkça kendileri o ruhtan yoksunlaşırlar. Sorumluluk duyanlar eğer bunlara sessiz kalıyorlarsa onların ruhlarını da örten karabasanlarla donanımlıdırlar anlamına gelir. Ki öyle olmasa bu dramatik durumlar yaşanmaz.
Büyük bir ülkeyiz, doksan milyon nüfusa yaklaşan bir büyük ülke. Sorunları çok. Bu sorunlar giderek ağırlaşıyor. Fakat göz göre göre yaşanan dramların önüne geçilmesi daireler ve oluşlarla azaltılabilir.
Ülke insanının önünde yol göstericiler vardır. Her toplumun vardır ve olmalıdır. İnsanlık adına Müslümanlar bu sorumluluğu daha içten bilmeli, sahip olmalıdır. Eğer bir medeniyetin, inancın ve düşünüşün temsilcisi konumunda iseler daha çok duyarlı olunmalıdır. Bir medeniyet adına gönüllere en büyük erişim alanıdır. Buradan insan kazanılır, kurtuluşa erdirilir. Söz sahipleri sözlerini sakınmamalı. Kendilerinin aleyhlerine olsa bile. Çünkü insanı kazanmanın başka bir yolu yoktur.
Yusuf Kerim öldü. İnsanlık vicdanında derin bir iz bırakarak gitti. Toplum vicdanının nasıl bir durumda olduğunun da bir göstergesi olarak kaldı.