Surda bir gedik açtık şiiriyle bitiriyor Yücel Çakmaklı sözlerini. Bir dönemin anahtar cümlesini Üstad‘dan ödünç alıyor. 50. sanat yılının konuşulduğu etkinlikte ustalığını ortaya koyan Çakmaklı‘nın gözyaşları vardı. Ama daha önemlisi: Yücel Çakmaklı yeni filmler çekmeli, buna imkân tanınmalı düşüncesi...
Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi‘nde uzun süredir yapılması gereken ama bir türlü yapılamayan bir program düzenlendi. Açıkçası, yıllar önce değerli Abdurrahman Şen‘in çıkardığı Cemre dergisinin Yücel Çakmaklı eki verdiği ya da vermek üzereyken sona erdiği dönemi hüzünle hatırlarken İhsan Kabil‘in o dost sesiyle haberini aldığım etkinlik için yola koyuldum. Usta, 50. sanat yılı dolayısıyla hatırlanmış, bir dizi etkinlik, Yücel Çakmaklı filmleri haftası da diyebileceğimiz bir hale getirilmişti.
O gün orada bulunanlar bir şeye şahit oldular. Yücel Çakmaklı‘nın derunundaki bilgi, onun mektep, cami ve sinemayı bir araya getirdiğiydi. Kanayan Yara Bosna‘nın çekimleri sırasında -bir zamanların- TGRT‘sinde olan Rahim Er‘in oturum başkanlığını yaptığı açıkoturumda Ali Osman Emirosmanoğlu, Abdurrahman Şen, Ahmet Özhan ve Mesut Uçakan‘ın Yücel Çakmaklı sineması hakkında söylediklerine kulak kesildik.
Sansüre rağmen Birleşen Yollar
Ali Osman Emirosmanoğlu, çoğumuz için bilinmeyen ya da eksik bilgilerle kayıtlarımızda olan -Salih Diriklik‘in Flaşbek‘i olmasa ne yapardık- dönemden izler taşıdı konuşması boyunca. Öğrendik ki hatıralarını da yazıyormuş. Nasıl mutlu olmam. Emirosmanoğlu Taksim‘de Bülent Oran‘ın senaryolarını yazdığı bir kıraathanede buluşurmuş Yücel Çakmaklı ile. Bir gün "bir şirket kuralım, sen de artık yönetmen olarak adım at" der Çakmaklı‘ya. O güne kadar Çakmaklı Yeşilçam sinemasında çeşitli yönetmenlere asistanlık yapmaktadır ve artık yönetmenlerin ‘Yücel sen devam et‘ dedikleri bir güven oluşmuştur. Emirosmanoğlu‘nun tüccar babasının birikimleri ile projeler geliştirilir. Şule Yüksel Şenler‘in Huzur Sokağı‘ndan uyarlanan o meşhur Birleşen Yollar filmi çekilir böylece. Ama önlerinde çok büyük zorluklar vardır: "O günlerde beş-altıyüz bine yapılırdı filmler. Biz dörtyüz bin liralık sermayeye dörtyüz bin lira da borç alarak filmi çekmeye başladık. Oldukça pahalıydı film. Çektikten sonra Ankara‘ya sansür kuruluna gönderdik Birleşen Yollar‘ı. İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Basın Yayın Genel Müdürlüğü, Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Eğitim Müdürlüğü‘nden oluşan o heyette filme Genelkurmay, Emniyet ve İçişleri red cevabı verdi. İlk defa borçlanarak bir film çıkarmışız ve ‘yasak‘ denilmiş. Bir hafta Ankara‘da bürokrasiden siyasete görüşme yapmadığımız kimse kalmadı. Sonunda İçişleri Bakanlığı‘nın önerisiyle ‘bazı sahneleri çıkarın‘ denildi ve 1970‘te tekrar heyete girdi film. Genelkurmay ve Emniyet‘in reddiyle film sinemalarda oynamaya başladı"
Film çok büyük ilgi görmüş, ardından çekilen Zehra, Oğlum Osman, Kızım Ayşe, Diriliş, Memleketim gibi filmleri de finanse edebilmişti. O dönem, üstad Necip Fazıl‘ın senaryo ve eserlerinden faydalandıklarını söylüyor Emirosmanoğlu ve üstadı sık sık ziyaret ettiklerini de dile getiriyor.
Çakmaklı bir kültür taşıyıcısı
Türk sinemasını yakından takip eden, Millî Sinema örneklerini inceleyen ve bir dönem "Beyaz Sinema" önermesinde bulunan Abdurrahman Şen, Çakmaklı‘nın Anadolu‘nun çeşitli illerinde sinema festivalleri düzenlenmesi için büyük bir çaba sarfettiğini belirtiyor: "Yörelere göre isimlendirerek bazı şehirlerin belediye başkanlarına teklifte bulunduk. Bugün artık yerleşik hale gelen festivallerin ilk adımını 90‘lı yıllarda Yücel abi attı, o gün alamadığı sonuçlar bugün farklı şekillerde tezahür ediyor."
Millî Türk Talebe Birliği Sinema Kulübü‘nün Yücel Çakmaklı için ayrı bir yeri olduğuna değinen Şen, sonrasında oluşan sosyal aktivite boşluğunu gidermek için Çakmaklı‘nın yeni bir dernek oluşturulmasını istediğini söylüyor: "Yücel Çakmaklı‘nın önerisiyle BİRSAD‘ı kurduk. Başkanlığa geçmesini teklif ettiğimizde, hayır, dedi, ben size destek olurum. En büyük destekçimiz de Çakmaklı oldu."
Yücel Çakmaklı‘nın Türk edebiyatından yeterince istifade etmiş bir yönetmen olduğunun altını çizen Abdurrahman Şen, TRT döneminde gerçekleştirilen dizilerin Yücel Çakmaklı‘nın yönetmenliğindeki önemine işaret ediyor: "Şairlerin, başka şiir yazmasa bile yeter denilen mısraları gibi, Yücel Çakmaklı‘nın da hiçbir şey yapmasa yine onunla hatırlayabileceğimiz başta Kuruluş olmak üzere beş dizisi var. Sadece bunlar, geçmişi günümüze taşıyan bir kültür taşıyıcısı olduğunu ıspata yeter."
TRT‘deki çalışmalarının ardından yeni bir yola girmiştir Yücel Çakmaklı. Şen‘in aktarımını yaptığı dönemden ilginç bir anısı var: ‘Türk sineması öldü, bitti‘ denilen, sinemanın nasıl canlanacağının konuşulduğu dönemde Minyeli Abdullah filmini yaptı. Anadolu‘da damperli kamyonlarla seyircilerin geldiğini gördüm şehir merkezine.
Yücel Çakmaklı‘nın paylaşımcı bir yönü olduğunu söyleyen Şen, diğer yönetmenlerin aksine bırakın kendisine bir şey sormayı, sizde bir ışık gördüğü zaman sen şunu yapsana, sen şununla ilgilensene, ben sana yardımcı olayım diyerek yol gösterdiğini dile getiriyor.
Dede Efendi, Itrî, Çakmaklı bakışıyla çekilmeli
Hacı Arif Bey, Zeynep ile Aliş‘te Yücel Çakmaklı ile birlikte çalışan Ahmet Özhan, 26 yıl önce yaptıkları dizinin izlerinin halen sürdüğünü söylüyor: "Günümüzün en ciddi sorunlarından biri güncelleme meselesi. Hâlâ aradan 26 yıl geçmesine rağmen Hacı Arif Bey dizisinin izleri var. 1982‘den yana TRT‘de en fazla tekrarlanan yapım Hacı Arif Bey. Bugün, artık devri geçti dediğimiz, ne kadar özümüzü ortaya koyan şarkı ve diğer üretimlerimiz varsa, eğer onları belli estetik vurgularla, beli iletişim biçimleriyle insanlara tekrar arz edildiği zaman onların kabul görmemeleri mümkün değildir. Yücel Çakmaklı sinemasının televizyondaki dizi mantığıyla yaptığı hizmetlerin bugün tekrar edilmesinde yarar var. Mesela Dede Efendi, Itrî, Yücel Çakmaklı‘nın mantığıyla çekilebilse."
Güncellemeden kastını ise şöyle açımlıyor Ahmet Özhan: "Güncelleme derken, maziyle alakasını kesmiş, köküyle ilgisi kalmamış, kendi öz ritüelleriyle belli bir deneyim ve donanım sahibi olmayan kişilerin güncelleme diye bir marifetleri olmaz; çünkü onlar zaten güncelden ibarettir. Halbuki biz değerlerimizi güncellemeliyiz. Nostalji duygusu bir yerde kalmalı. Mesela ben şimdi yıllar önce oynadığımız dizileri hatırladım, ancak bu insani boyutta, o kadarla kalmalı."
Ahmet Özhan,Yücel Çakmaklı sinemasına yeniden imkan verilmesi gerektiğini de dile getiriyor: "Yücel Çakmaklı‘nın deneyimleri, donanımları, duyguları, hissiyatı, sanat görüşü, estetik anlayışı bugünün teknolojik imkanları ile bir araya geldiğinde Yücel abinin bütün yaptıklarından çok daha doğrusunu, güzelini, tamamını, tam olanını yapacağını -tabi ki yarınlar için eksik olacak öyle de olmalı zaten, çünkü Cenab-ı Hakkın marifetine sınır çizmek yetkisi kimsenin elinde değil- ancak bugünün tamını halletmesi adına Yücel abinin değerinin kesinlikle değerlendirilmesi lazımdır. Ben yıllardır bağırırım. Konya‘da her ihtifal yılında Çağrı seviyesinde, donanımında bir Mevlâna filmine bütün insanlığın ihtiyacı vardır diye. Gene bir şeyler yapılıyor ama gönlümdeki Mevlâna değil. Yücel abinin sinemasını bu imkanlarla kullanabileceği atmosferi kendisine vermek lazımdır. Dünyanın bizim kültürümüze çok ciddi olarak ihtiyacı vardır. Bizim bu hizmeti üretmek de görevimizdir, üzerimizde mirastır, üzerimizdeki bu mirası paylaşmak gibi bir mecburiyetimiz vardır."
Sinemada hâlâ kimse yok
Mesut Uçakan çok bilinen bir yanlışlığa işaret ediyor. "Yücel abinin asistanı olarak bilinirim ben. Oysa birlikte hiç çalışmadık biz" diyen Uçakan bu yanlış algılamanın inanç ekseninde aynı yöne gitmekle bir ilgisi olduğunu söylüyor. Türk Sineması‘nda kendi yaptıklarının önünü kesmek için bir dizi adlandırmada bulunulduğunu kaydeden Uçakan bunların hiçbirini benimsememiş. İdeallerimiz adına ortaya konan eserlerle karşılaşmıyorduk diyor sinemaya başladığı dönemi anlatırken. Ve ekliyor: "Sinemada hâlâ kimse yok."
İşte Mesut Uçakan‘ın bakışıyla Yücel Çakmaklı ve sinemamız: "O dönemin en büyük starlarıyla, çok büyük bütçelerle olağanüstü cesaretle Şule Yüksel Şenler‘in romanından Birleşen Yollar‘ı çekmiş Yücel Çakmaklı. O dönemde yapılan işin büyük bir devrim olduğunu görürsünüz. Yılmaz Güney‘in "Umut"u çektiği bir dönem. Bizim kendi değerlerimizi yansıtması açısından önemlidir Birleşen Yollar. Kızım Ayşe, Oğlum Osman geldi daha sonra ama o bir kapı araladı. O perdenin yırtılması bizdeki heyecanı, sinerjiyi oluşturdu. Sinema tarihini okuyanlar artık Yücel Çakmaklı ismini atlayarak okuyamazlar. Sinemaya taşındıysam onunla tanışmamın etkisi çok fazla. Anadolu‘dan geldiğimde gerekirse tavan arasında aç susuz yaşar, yazar ve şair yani sanatçı olurum diyordum. Bir insan köyü haline gelen İstanbul‘a geldiğimde MTTB‘nin sinema çevresiyle tanıştım. Orada oldukça mütevazı, bize her konuda cevaplar yetiştiren bir yönetmen, yani Yücel Çakmaklı vardı. Millî sinemayı fikir olarak ve pratikte uygulamalı olarak gündeme getiriyordu." Millî sinemanın tekrar yorumlanması, tartışılması lazım diyen Mesut Uçakan, Yücel Çakmaklı‘ya yeni yapımları için imkan verilmesi dileğine katılıyor.
Toplantıda sürpriz iki konuşmacı vardı. İlki Nevzat Bayhan: "Onunla Millî sinemayı tanıdık, farklı renklerin olabileceğine inandık. Bizim kuşağa göre, bir güç vardı dünyayı küreselleştiren, o gücün her yaptığını kabul etmek seyretmek zorundaydınız. Yücel abinin büyüklüğü oradaydı. Bize bu aynılaşan dünyada farklılaşan milletlerin çok daha önemli görevler inşa edeceğini bildirdi. Aynılaşan dünyada sizi zengin kılacak olan sizin farklılığınızdır." dedi.
Aşılamayan diziler yaptı
İkinci konuşmacı ise Şenol Demiröz: "Aile dostum, yakından tanıdığım bir insan olan Yücel abinin temel bir özelliği vardır. Çok sabırlı, çok azimli ve yorulmak nedir bilmeyen bir karaktere sahiptir. Kafasına koyduğu işi siz ne derseniz deyin, eninde sonunda yapar. "Bir Adam Yaratmak, Küçük Ağa, Kuruluş... Bunlar döneminde çığır açan, en fazla seyredilen, yayınlandığı akşamlarda sokakların ıssızlaştığı filmlerdir ve bunların yerleri hâlâ doldurulamamıştır. Bunlar birer edebiyat uyarlaması olarak yapılmıştır, bugünü mantığıyla yapılan popülest diziler değildir. Yücel abinin Türk televizyon tarihinde özel bir yeri vardır. Sinemadaki yerinden bile daha üst perdededir"
Yücel Çakmaklı‘nın olgunluk çağı meyvelerini görmek istiyoruz, herkesin destek vermesini diliyorum diyen Şenol Demiröz‘e katılmamak mümkün mü?
Evet, sevgili sinema çevreleri, TRT‘deki dostlar, büyük imkanların sahipleri. Türk sinemasına bir dönem ivme kazandıran Yücel Çakmaklı‘ya sizce de ihtiyacımız yok mu? Uzun süredir birikimlerinden yararlanamadığımız usta yönetmenin projelerinin artık uygulanması gerekmiyor mu? Bunu Yücel Çakmaklı için istemiyoruz, biliyoruz ki onun buna ihtiyacı yok. Bizim onun çekeceği filmlere ihtiyacımız var. Onun hâlâ hepimizden daha diri duran heyecanları bizlere bir görev, sorumluluk yüklüyor. Yücel Çakmaklı sanatının 50. yılında, hepimize bir ayna tutuyor. Herkes kendi aynasından izlesin kendini ve Ahmet Özhan‘ın ifade ettiği "Yücel abinin sinemasını bu imkanlarla kullanabileceği atmosferi kendisine vermek lazımdır. Dünyanın bizim kültürümüze çok ciddi olarak ihtiyacı vardır. Bizim bu hizmeti üretmek de görevimizdir" gerçeklerini bir yere yazsın.
Yücel Çakmaklı sinemasını görmek istiyoruz vesselam!