Gündem

Yücel ağabeyi uğurladık

Yücel ağabeyi uğurladık

Abone Ol

72 yaşında hayata veda eden yönetmen, yapımcı ve senarist Yücel Çakmaklı, İstanbul‘da Fatih Camii‘nde öğlen vakti kılınan cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı‘nda dün toprağa verildi. Cenaze namazına Başbakan Erdoğan, İçişleri Bakanı Atalay ve Saadet Partisi Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş ile Saadet Partisi İl Başkanı Erol Erdoğan, sanat ve edebiyat dünyasından çok sayıda kişi katıldı.

Siz Yücel Çakmaklı olmalısınız!

Fatih Camii avlusunda ‘İyi biliriz‘ diyor hep bir ağızdan cemaat. Bunca insanı bir araya getiren kimdi derseniz, Yücel Çakmaklı derim. Peki ama kimdi Yücel Çakmaklı, onu Türk Sineması için manevi dünyamız için önemli kılan neydi? Helalleşip Hakka uğurladığımız yönetmenin hayatına doğru bir yolculuğa çıkalım...

Bünyamin YILMAZ

Küçük bir çocuk. Yüzündeki hüznün izlerini takip ediyorum. Hayattaki en büyük dayanağı artık yanı başında değil. Bu koskoca dünyada yalnızlık denilen şey hüzünle geliyor ve insanı bir sonraki adıma hazırlıyor. Yetimhanenin yolu gözükmüştür. Güzel günler bir hüzün bohçasına sarılmış, yüklüklerde saklanır olmuştur artık. Neyse ki, yaz dönemlerinde dedesinin yanına gidebilmektedir. O tatlı ihtiyarcığın anlattıkları yakın döneme kadar her birimizin dedesinin anlattıklarına çok benzer. Ben ki nasıl Enverül Aşıkin okurken bırakmışsam dedemi zihin tablomda, herkesin dedesiyle ilgili iyi anıları vardır. Onlar bu fani dünyayı bırakmadan önce elimizi sıkıca tutmuşlardır. Bizi bizden bile korur oldukları için, birlikte çıkılan akınlardan çoğu zaman nefsle savaştan dönülür gibidir. Onlar hayatın içinde farklı bir hayat inşa etmişler, torunlara dünyanın bütün harikalarını hediye etmişlerdir.

Küçük çocuğun dinledikleri Mevlâna‘dan hikâyelerdir çoğunlukla. Ah evet, unutulur gibi değil, bir de kıssalar. İnsanın yaptığı iyilikler, kötülükler karşısında manevi zırhlanma. Hikâye geleneğinden gelen dedelerin her bir dini vecibeyi anlatırken uğradıkları masalsı diyar, zihne unutulmaz çiviler çakar. Hayatınızla ilgili aldığınız her kararın bulunduğu heybeyi o çividen alır, hürmetle içine bakar, kararınızı aldıktan sonra tekrar yerine koyarsınız. Şehirde çoğu zaman yolunu kaybeden ya da içindeki eşkıyanın kestiği yolda eziyet eden insanlardan farkınızı anlarsınız o heybeden çıkan karala. İnsanlara iyilik yapmanın, erdemin, tatlı dilin önemini keşfetmişsinizdir.

Sonra bir gün dedeniz de hazırlıklara başlar. Çıkılacak yol uzundur. Size anlattıkları, birlikte yaşadıklarınız, zihin perdenizde en iyi sahneleri tekrar tekrar izlersiniz. Dedenizle birlikte dolaştığınız iyilikler güzellikler atlasından kendinize en güzel yeri beğenirsiniz. Hayatın acımasızlıklarına karşı tutunmuşsunuzdur dinlediğiniz hikâyelere. Hayatın bir ibretten ibaret olduğunu size yapılan kötülüklerle değil de dedenizin tebessümüyle anlamışsınızdır.

Yeşilçam‘ın imkanlarını bıraktı, kendi çizgisini oluşturdu

Ve bir gün ver elini İstanbul. Bu büyük şehrin yükü de büyüktür. Kimsiniz ve tek başınıza bu şehirde ne yapacaksınız? Neyse ki okumaya, yazmaya merakınız var. İşte oluşuyor ilk dostlar. Sizi bir ömür yalnız bırakmayacak yolda işaret lambaları da yanıyor, evet ilerdeki köşkte Üstad Necip Fazıl oturmaktadır. Ama siz henüz tanışmadınız, Bir Adam Yaratmak‘ı filme çekmediniz, lütfen biraz bekleyiniz.

Yazdığınız gazeteye bakabilir miyim? Hımm. Sinema yazıları yazıyorsunuz. Evet, ben biliyorum merakınızın nereden geldiğini, pek şaşırmadım o yüzden, ama bilinen bir iş yapmıyorsunuz. Henüz bu ülke başına gelen dertlerini gayya kuyusuna atabilmiş değil. 60‘lı yıllar sanıyorum. Siz elinize kalemi aldınız, köklerinizden size ulaşan bilgileri derlediniz, toparladınız ve yola koyuldunuz. Peki, biz de bu yolculukta size eşlik edelim. Yeşilçam iyi günler yaşıyor. A, tanıştığınız sinema çevreleri sizi yanlarında görmek istiyor. Sizin de içiniz kıpır kıpır. Yönetmen yardımcılığı yapan siz Yücel Çakmaklı olmalısınız. Siz farkında değilsiniz henüz, ama büyük bir yönetmen olacaksınız. Evet, evet, daha büyük yönetmen olma fırsatını elinizin tersiyle de iteceksiniz. Bir gün bir karar anı gelecek ve size dedenizin kıssaları yol gösterecek, bunu biz biliyoruz ama siz henüz bilmiyorsunuz!

O ünlü bir yönetmen değil mi? Filmi sette bırakıp gidiyor. A, bir diğeri. Kimsenin gözü arkada değil. Nasılsa Yücel setlerde. Filmi sen bitirebilirsin. Bitirdin de. Sana yapılan teklifi duyuyorum. Adını yazmak istiyorlar. Sen hayır diyorsun. Anlaşıldı zora talip oldun. Adını kendin oluşturmak istiyorsun. Saygı duyar size bir kahve ısmarlarım. Kahveyi nasıl alırsın Yücel abi!

Türk sinemasında yeni bir dönem başlıyor. Ülke, inancıyla barışma temrinleri yapıyor. Siyasette millî bir çizgi gelişiyor. Henüz ilahiyat fakültelerinde bile başörtülüye tahammül edilemiyor. Millî mücadeleden birlikte çıkan toplum katmanları zorlu rüzgârlar eşliğinde asli hüviyetine kavuşmak için adeta seferber. Şule Yüksel Şenler değil mi o? A, evet Şulebaş diyorlar tarzına. Örtünmenin önemini, dinimizin hükümlerini anlatıyor. Bir de roman yazmış diyorlar, henüz görmedim. Huzur Sokağı. Bana bakmayın, ben fırtına dindikten yıllar sonra kapağı kopuk bir kitaptan okudum Bilal ve Feyza‘nın hayatını. Kitabın arka sayfalarında film kareleri vardı. Filmin ismine baktım Birleşen Yolar yazıyordu. Artistleri de tanır gibiyim ama çıkaramadım. Yazıları tekrar okuyorum. E, ne de olsa henüz ilkokula gidiyorum ve gazete kenarlarını karalamadığım zamanlarda okumamı ilerletiyorum. Türkan Şoray, İzzet Günay bir de Bilal İnci‘nin ismini kazıyorum hafızama. Ne diyordum, Yücel bey takmış kafasına ille de kendi filmini çekecek! Ne güzel, adaptasyon filmlerle izleyici tebessüm ettiriliyor. Dünyayı güldüren filmlerin Türk işi versiyonları da ülkemizin üzerindeki ağırlığı kaldırıyor. Yönetmenlerle görüşmeler var, dağıtımcılarla. Henüz çok sayılmazlar. Birkaç firma, yönetmen ve yapımcı. Tamam karar verildi. Yücel‘e yardım edilecek. İlk filmini çeksin hele bir. Ankara‘da galası yapılsın önce. Tüm siyasiler, toplum önderleri gelsin. İşte karşınızda Birleşen Yollar filmi. Rejisör Yücel Çakmaklı...

Sansüre, yasağa karşı "Millî Sinema"

Böyle başladı hikaye. Zamanla sinema yürüyüşü belirginleştikçe yaptığı işe "Millî Sinema" denildi. Sansürlerle, yasaklamalarla başı derde girdi. O hiç yılmadı ama. Büyük zorluklar karşısında inanılmaz bir sabrı vardı, yürüdü gitti. Sonra gençliğin heyecanları toplandı MTTB‘de. Geleceğin dünyasını kuracak olanlar henüz Anadolu‘dan yeni gelmiş, sokaklarda dolaşan terörün uzağında kalarak fikir kulüpleri kurmuşlar. Bir ara ülkenin tek kanalı için diziler, tv filmleri çekiyor yönetmen. Afyon‘dan İstanbul‘a gelirken oluşturduğu hayaller bir ismi ortaya eserleriyle çıkarıyor. Eldeki imkânlarla en iyisini yapabilmenin yollarını biliyor artık. İmkânsızlıklar yıldırmıyor gözünü. Fakat zaman geçmiş, Yeşilçam o şaşaalı günlerini kaybetmiştir. İnançlı Türkiye‘de kötü şeyler olmaya devam etmektedir. Devlet erkini eline geçirenler kök söktürüyor mazlumlara. Bir şey yapılmalı, öyle bir şey olmalı ki bu, hem bir görev yerine gelsin, hem de ülke sinemaları ıssızlığından kurtulabilsin.

Filmin ismini okuyorum bir yurt lokalinden. Minyeli Abdullah. Filmler yalnızca sinemalarda oynardı değil mi? Bu sefer durum başka. Sinema salonları yetmemiş durumda. Bir de büyük dağıtımcıların ambargosunu ekleyin, durum kötü gibi. Ama Anadolu her derdine kendine göre bir çare üretir. Köylerden insanlar traktör sırtında kasabalara, ilçelere akmaktadır. Gözlerden akan yaşın haddi hesabı yoktur. Minyeli hamal Abdullah Mısır‘da yaşamaktadır ama çektikleri Türkiye kadar açıktır. Bilinç, sinema salonlarından dağılmaktadır artık.

Yönetmenin en iyi günleridir elbet. Ama ben onun televizyonda yaptığı iki önemli diziyi hiçbir zaman göz ardı edemem. Küçük Ağa dizisi oynadığında bölgede elektrikler kesilmişti. Bilmem ki o yoğun tepki nasıl ulaşmıştır TRT‘ye. Kaçırdığımız bölüm tekrar verilmişti. İstanbullu Hoca‘yı koca ihtiyar Kadir Savun‘la birlikte dinliyorduk. Çolak Salih‘le yüzüne tükürülen ama gerçeği gören oluyorduk. Emine‘nin yüzündeki hasret oluyor, evladımıza sıkıca sarılıyorduk. Millî Mücadele‘yi sanki uzaylılar yapmış gibi bu ülkenin temel harcını görünmez yapanların karşısında yiğitçe dikilmişti bu film. Milletin bağrındaki inancın neleri başarabileceğini görmüştük. Tarık Buğra‘nın yazdığı romanların kahramanları ete kemiğe bürünüyor, perdeler ardına kadar açılıyordu. Sonra "Osmancık, hey Osmancık" derken bildik Şeyh Edebalı‘yı. Osmanlı‘nın "Kuruluş" felsefesi bir dizi formunda anlatılıyordu. Çok sonraları öğrenecektir Türkiye yönetmenden, o dönem dizi çekmek yerine neler çektiklerini. Bugün izlenen büyük bütçeli dizilerin çığır açıcısıydı Kuruluş. Başlangıcı yapan yönetmen asla rahat değildi. Hükümet deniler çatık kaşın bürokratik oligarşisi pes etmemiştir daha. Yücel Çakmaklı‘nın da pes etmeye niyeti yoktur elbet. Anthony Quin‘in gelmesini arzu etmiştir. Büyük sanatçı çok cüzi fiyatı kabul etmiş ama ah o iş yapmak yerine yapılan işyeri baltalama görevi verilmiş küçük adamlar var ya... Tolgay Ziyal yardımcı yönetmeni olduğu Çakmaklı‘nın yokluklardan nasıl bir şaheser çıkardığını anlatır; elbette hüzünle.

Uzun bir zaman film çekemez Millî ya da sonraki adlandırmayla Beyaz Sinema. Yücel Çakmaklı‘nın Kanayan Yara Bosna‘yı bir tv kanalına çektiğini görürüz. Bir de içinde hikmet barındıran evliya filmleri gelir. Hastalıklar peşini bırakmaz bu ara. Ama o idealini gerçekleştirmek için sürekli proje üretmektedir. Gittiği her yerde yeni bir filme başlayacağı müjdesini verir vermesine ama ‘motor‘ sesine hasret kalmaya devam edecektir.

Bediüzzaman‘ın hayatını filme aktarmak ister. Görüşmeler yapılır, ama her şey akim kalır. Ankara‘dan gelecek haberdedir kulağı artık. Projeler Kültür Bakanlığı‘ndan geçebilecek midir, film yapabilecek midir?

Arada, kulaklarıma Yücel Çakmaklı‘yı silinmez sözlerle kazıdığım Dinle Neyden‘in süpervizörlüğü vardır. Çocuk gibi heyecanlanmıştır yönetmen. İşlerimin yoğunluğu, ihmalkârlıklarım silinip gidiverdi onun heyecanı karşısında. Karşılaştığımız iftarlarda, toplantılarda Yücel ağabeyimden tatlı serzenişler duymaktaydım artık. Haberle arama koyduğum tüm mesafeler kalkıp gitmişti. Yüzüme oturan bu kızarma da neyin nesiydi?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi oldukça anlamlı bir iş yapmış. Yücel Çakmaklı 50. sanat yılı etkinlikleri düzenlemişti. Son kez fotoğraflarını çekerken toplantının, yüzündeki hüzünlü gülümsemeye takıldım Yücel ağabeyin. Sanki o muhteşem adam son kez bize bakıyor, yola çıkmak için acele ediyordu. Kendisinden övgüyle söz edenler karşısında mahcup oluyor, bunca yıl onca filmi, diziyi çeken o değilmiş gibi, ‘estağfirullah‘ diyordu. 50. yılında yaptığı konuşma uyandırmıştır beni. Dedesini anlatmıştır bize. Sinema serüveninin hangi saiklerle başladığını. Hangi temel direklere tutunduğunu...

Ümmetin acılarını azaltmak için sinema

Kalp ameliyatına girmeden önce ‘hakkını helal et Bünyamin‘ dediğinde rutin bir işlem gerçekleşiyor diye düşünmüştüm. Elbet, ömrün ne zaman sona ereceğini Rabbim bilir, ama biz henüz Yücel ağabeyin vaktinin geldiğine inanamadık bir türlü. Sanki o çok istediği büyük projelerini gerçekleştirmek için imkân bulacaktı. ‘Dem‘lenen ustalığının son eserini beklerken helalleşiverdik Yücel ağabeyle. Sonrası yoğun bakım günleri. Ara iyileşmede ziyaret ancak görüşememe. Son buluşmamız Fatih Camii avlusunda oldu. Ailesi, dostları ve Yücel ağabeyi bir mümin olarak seven herkes oradaydı. Omuzlara alınan naaşı ebedi istirahatgâhına giderken dillerimiz ‘fatiha‘ oldu.

Geride büyük bir külliyat bıraktı Yücel Çakmaklı, gençlerin omuzlarına da "Millî Sinema"yı. Bugünün gençleri yarının geleceği olacak. Eldeki az imkânla büyük işler başarma dönemi geride kaldı. Artık Türk sineması için kurumsallaşmadan söz edebildiğimiz günler. Kısa film yarışmaları yolu sinemadan geçenleri bir araya getiriyor. Çeşitli kurumların sinemaya destekleri söz konusu. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Euromages ve daha bir çok imkânın yanı sıra festivaller düzenleniyor, genç kuşaklar için yol açılıyor. İnandığı değerlere sahip çıkan insanların hiçbir komplekse kapılmadan iyi işler yapabileceği yeni bir dönem.

Farkındayım, çoğunluğu oluşturmak, iyi işler yapmak için yetmiyor. Atalet duygusundan kurtulmak kolay değil. Çakmaklı kimselerin olmadığı dönemde işaret fişeği fırlatmıştı. Bugünse Çakmaklı‘nın zihin haritası üzerinde nice tanıdık gelişme var. Bütün bunlar iyi film yapmaya yetmeyebiliyor ama. Siyasette, ticarette başarıya benzemiyor sanat. Çakmaklı‘nın yıllar önce fark ettiği gibi kültür harekatı sürüyor ve savaş ilk önce kültürel arenada yaşanıyor. Düne kadar toplumları tek tipe dönüştüren sinema, bugün iyi ellerde ümmetin acılarını azaltmaya yardımcı olabilir.

Bir ramazan günü Türk tiyatrosunun önemli ismi Hasan Nail Canat‘ı hakka uğurlamıştık. Bu kez yine mübarek ayda Yücel Çakmaklı‘yı Rahman‘a yolcu ettik. Onlar geride yığınla iyi işler bıraktı. Belgesel hafızamız onların ismini unutmayacak. Ama onları asıl hatırlatan yaptıkları işlerin devamını getirebilecek iyi insanların çoğalması.

Film bitmek üzere. Son yazısına az kaldı. İşte yola çıkıldı. İçeri girilen kapının üstünde "Her canlı ölümü tadacaktır" yazıyor.

Rahmetle Yücel ağabey, rahmetle...