Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nda (YTB) aniden bir görev değişikliği yaşandı. Sessiz sedasız YTB Başkanlığına atanan Mehmet Köse, görevi Kudret Bülbül’den devraldı.
Başbakanlık koridorlarında konuşulan şu; “Kudret bey, görevleriyle ilgili başından bu yana elinden geleni ortaya koydu ama öğretim üyeliğinden kaynaklanan bir ‘yavaşlığı’ vardı. Sonunda böyle bir görev değişikliğine karar verildi…” Değerlendirme bu şekilde.
Kudret Bülbül ne yapacak, peki?
Kudret beyin yeni görevi, Başbakanlık Müşavirliği.
Başbakanlıkta çok sayıda müşavir var, Kudret bey de bunlardan birisi mi olacak? Yani, kızak bir görev mi bu? Hayır! Bana ulaşan bilgilere göre, Başbakanlık, Kudret beyin deneyim ve tecrübelerinden bundan sonra da farklı platformlarda yararlanmayı sürdürecek
***
Çiçeği burnunda Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanı (YTB) Mehmet Köse hakkında da biraz bilgi vermek istiyorum.
* Mehmet Köse, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde verdiği talimat üzerine 2009 yılında, yurtdışında yaşayan vatandaşlara yönelik çalışmalarda bulundu.
* Mehmet bey, YTB’nin kuruluş kanununun hazırlanmasında görev aldı.
* Hükümetin Meclis’te çıkardığı yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın yerinde oy kullanımı ve Mavi Kartlıların alt soylarının da Mavi Kart’tan yararlanmasına yönelik düzenlemelerinde aktif rol oynadı.
* İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Aynı üniversitenin Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora çalışmasını sürdürüyor.
* Köse, 2010 yılından beri, YTB Başkan Yardımcısı olarak görev yapmaktaydı.
***
Her ikisine de yeni görevlerinde başarılar diliyorum.
İŞTE SULTAN ABDÜLHAMİT BU!
* Türkiye’nin ilk bakteriyoloji Laboratuvarı’nı 1894 yılında cennet mekan Sultan Abdülhamid Han kurdu.
* Bu laboratuvar, “Bakteriyolojihane-i Osmani” adıyla açıldı ve Fransa’dan getirilen Dr. Mourice Nicolle, laboratuvarın idaresiyle görevlendirildi.
* Laboratuvar, 2 yıl sonra 1896’da Nişantaşı’nda Süleyman Paşanın konağına nakledildi.
* O sıralar yurdumuz sığırlarında, sığır vebası salgın halinde seyrettiğinden bakteriyolojihane, insanların kolera ve difteri hastalıklarıyla birlikte sığır vebasını konusunu da ele aldı.
* Aynı yıl içinde Dr. Refik Güran, Dr. Ziya, Dr. Rıfat, Aristidi paşa ile Alfort Yüksek Veteriner Okulu’nu bitirerek yurda dönen Vet. Dr. Adil Bey ile Vet. Osman Eralp Bey’den oluşan ekip, sığır vebası üzerine yoğun bir çalışma başlattılar. Ve sığır vebası serumu üretimini gerçekleştirdiler.
* Maurice Nicolle yedi yıl yurdumuzda çalıştıktan sonra 1901 yılında görevinden ayrıldı. Nicolle’un ayrılmasından sonra 1901’de, Bakteriyolojihane-i Osmani ikiye ayrıldı; Veteriner Hekimlik Bölümü Sultanahmet’te Kabasakaldaki Tunuslu M. Hayrettin paşanın konağına taşındı,
* Bakteriyolojihane-i baytari adıyla faaliyete geçirilen bu kurumun Müdürlüğüne M. Adil Şehzadebaşı, muavinliğine Nikolaki Mavraoğlu atandı. M. Adil Şehzadebaşı, kısa süren meslek hayatında sığır vebası ve viruslar üzerinde kıymetli araştırmalar yaptı, sığır vebası serumu ile Tuberculin ve Mallein üretimi gerçekleşti.
* 1904’te Adil Bey vefat etti, Dr. Refik Güran müdürlüğe, Nikolaki Mavraoğlu da muavinliğe atandı. Bu dönemde Barbon aşısı üretimi de başladı.
* 1909 yılında İstanbul’da hiç eksik olmayan sığır vebasının yayılmasına, sığır vebasının neden olduğu tespit edildiğinden bu laboratuvarın Anadolu yakasına taşınması düşünüldü. 1910’da Pendik’te Enstitünün yeri satın alınarak inşaatına başlandı. Dr. Refik Güran gözetiminde yürütülen inşaat 1913’te bitirildi.
* Enstitüde bugün hala kullanılan birçok aşının ilk çalışmaları o zaman yapıldı ve üretimleri o dönemde gerçekleşti.
* Şu anda ise kurumda; Teşhis Bölümü, Farmakoloji Bölümü ve Aşı üretim bölümlerine bağlı 28 adet laboratuvar ve üniteler bulunmakta.
***
Yukardaki satırları neden anlattım?
Sultan 2. Abdulhamit tarafından kurulan ve bir asırdan fazla süredir Türk hayvancılığına hizmet etmekte olan Enstitünün kuruluşunun 115. yılı, geçtiğimiz gün bir törenle kutlandı.
Törenin davetlilerinden biri de bendim…
İşte, ileriyi, geleceği gören devlet adamlığı, işte gelecek vizyonu, işte yıllara meydan okuyan öngörü...
İşte, Sultan Abdülhamit bu…
ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME!
Son birkaç gündür kulislerde hep şu konuşuluyordu;
- “Yeni ehliyetinizi bu ayın sonuna kadar mutlaka alın. Zira Ocak 2017’den itibaren, sürücü sağlık raporları devlet hastanelerinden 350-400 lira bedel ödenerek alınabilecek…”
Bu bilgi, özellikle sosyal medyadan kulaktan kulağa fısıldandı da fısıldandı!
Emniyet Genel Müdürlüğü işte bu dedikoduya son verdi.
Sürücü sağlık raporlarının “Sürücü Adayları ve Sürücülerde Aranacak Sağlık Şartları ile Muayenelerine Dair Yönetmelik” hükümleri kapsamında, aile hekimliği, devlet hastaneleri veya özel hastanelerden alınmaya devam edileceği bilgisi açıklandı.
Açıklamada, sosyal medyadaki haberlerin gerçeği yansıtmadığı ve bu kapsamda Emniyet Genel Müdürlüğünce de herhangi bir çalışmanın yapılmadığı kaydedildi.
***
Yeni ehliyetini almak isteyen bu ay içinde de alsın. Ama aceleye ve de paniğe gerek yok! Rahat olun!
NEREDE BU DEVLET!
Bizim Burak Kıllıoğlu, “Yayın Kurulu”nun en ateşli müdavimlerinden.
Dünkü köşesinde son derece çarpıcı bilgiler paylaştı, sevgili Burak.
Okurken, ister istemez, “Bu kadar da olamaz, be!” cümlesini sarf ettim.
Yazının tümü çok önemliydi. Ama satırbaşlarını bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Sonrasında da bir çağrım olacak.
* Muğla’da nar üreticileri, ürün gelir getirmediği için nar ağaçlarını sökmeye başladı. Ortaca ve Dalaman’da nar rekoltesinin yüksek olmasına karşın mahsulünü kilo başına 10 kuruşa dahi satamayan üreticiler, maliyetlerini karşılayamayınca ağaçlarını söktü.
* İzmir, Seferihisar’da geçen yıla göre artan rekolteye rağmen mandalinanın bahçede 80 kuruş olması nedeniyle üretici mutsuz!
* Denizli’nin elmasıyla meşhur Çivril ilçesinde, bu yıl rekolte yüksek olmasına rağmen mahsulünü kilo başına 50 kuruşa bile satamadığı için maliyetlerini karşılayamayan üreticiler, ağaçlarını söktü.
* Karaman’ın elmasıyla meşhur Ermenek ilçesi Boyalık köyünde, ürün para etmeyince köylü elma ağaçlarını kesti.
* Muğla’nın Datça ilçesindeki çiftçiler, Temmuz ve Ağustos’ta ekilip Kasım ve Aralık’ta toplanmaya başlanan güz domatesinden 3 yıldır para kazanamadıklarını söyledi. Bu gidişle güz domatesinin ekilmeyeceği vurgulandı.
***
Ey sevgili okur! Neler oluyor sahiden!
Bu bir cinnet hali değil de nedir?
Yanlış anlaşılmasın üreticiyi suçluyor değilim!
Kimse kusura bakmasın! Burada görev bal gibi devlete düşüyor.
Bu gibi durumlarda devletin yapması gereken tek bir şey var; o da Sübvanse!
Evet, evet devlet bu çiftçilerin, bu üreticilerin zararlarını karşılamak zorunda!
“Üretime devam et kardeşim! Ben senin ürününü fiyatından alıyorum…” demek zorunda, devlet!
Bir zamanlar Reha Muhtar klasiği haline gelen o replikle seslenmek istiyorum; “Nerede bu devlet!”
Bilmiyorum, tarım, üretim alanlarındaki “yüksek” hassasiyetiyle gönüllere taht kuran Saadettin İnan bu konuda ne diyecek?
NOT: Bugün, 7 Aralık 2016, Çarşamba 1) Emekliler hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Dubakalinolacak!