Yozlaşmış muhafazakârlığın çöküşü

Abone Ol

BUGÜN, Türk siyaset hayatına, lider oligarşisinin

çöktüğü gün olarak, tekelci bir anlayışa dayanan liderlik anlayışının yerine,

kolektif aklın temsilcisi olan bir anlayışın yerleştiği gün olarak geçecek.

Bugün, Türk siyaset tarihine her yönüyle şeffaf, seçmenin sorgulamasına ve

denetimine açık, yepyeni bir siyasal örgütlenme modelinin kurulduğu gün olarak

geçecek.

Yukarıdaki sözler, 14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan

AKP nin, kuruluş beyannamesinde yer alan ve Genel Başkan sıfatıyla hançeresini

patlata patlata haykıran Recep Tayyip Erdoğan ın verdiği sözler. O günleri

şöyle bir zihninizde canlandırırsanız, bu büyük sözlerin tek muhatabının

cennetmekân Erbakan Hocamız olduğunu da hatırlarsınız. Başta Recep Tayyip

Erdoğan olmak üzere bu beyler, çocuk yaştan itibaren kendilerine her türlü

görev ve sorumluluğun verildiği Milli Görüş hareketini ve liderini yukarıdaki

iğneleyici sözlerle suçlamış ve şerefle taşınması gereken Milli Görüş gömleğini

çıkararak yeni bir maceraya atılmışlardı. Hafızanızı tazeleyin, o günlerde yukarıdaki gibi daha nice nice sözler

verilmişti; Mesela AKP milletvekilleri parmak indirip kaldırma makineleri

olmaktan çıkıp, sözüm ona özgür halk temsilcileri olacaktı. Ya da ilk bir yıl

AKP iktidarından hiçbir şey beklenmemeliydi, fakat üç yılın sonunda milletimiz

elini cebine attığında epey şiştiğini hissedecekti. Veya kapitalist sermayenin

ve faizci baronların değil, kimsesizlerin kimi ve sessiz yığınların sesi

olunacaktı. Lakin işte on üç yılın ardından bu sözlerin hiçbirisi tutulmadı.

Kolektif aklı boş verin, Milli Görüş ü birlikte

böldükleri Abdullah Gül ve Bülent Arınç a bile tahammül edilmemeye başlandı.

Özgür halk temsilcisi olabilmeyi boş verin, AKP milletvekilleri Tayyip

Erdoğan ın bir kaş göz işaretiyle konumlandı.      

Kimsesizlerin kimi ve sessiz yığınların sesi olmayı boş

verin, tam beş kat büyütülen Aydın Doğan gibi faiz lobilerinin üzerine, bir de

yeni yeni dolar milyarderleri eklendi. On üç yılın sonunda asgari ücretliden

çifter çifter vergiler kesildi, faizden kazananlara ise helali hoş olsun

denildi.

Dindar nesil yetiştirildiği iddia edildi, fakat gençliğin

ahlâk ve maneviyatını yükseltmek için hiçbir önlem alınmadı.

Uyuşturucu kullanımı bu iktidar döneminde ilköğretim

çağına kadar indi.

İktidara iliştirilmiş medyanın bir köşesindeki olumsuz

bir sağlık haberi için ta Fîzandan aranarak, Alo Fatih vakaları yaşandı,

görevli memurlar azarlandı, fakat yine aynı iliştirilmiş medyadaki müstehcen

yayınlara hiçbir şekilde müdahale edilmedi. 12 yıl boyunca ittifak yaptıkları,

ne istedilerse verdikleri, Türkiye yi birlikte yönettikleri yapılar, mızrağın

ucu kendilerine dokununca paralel çete ilan edildi. Peki, on üç yılın sonunda

içeride durum buydu da, dışarısı sanki çok mu farklıydı Hayır hayır,

komşularla sıfır sorun istiyoruz denildi. Çevremizde ateş çemberine

çevrilmeyen hiçbir İslam ülkesi bırakılmadı.

Irak ve Afganistan daki Amerikan işgallerine en büyük

destekler verildi.

Suriye deki iç savaşa sürekli ateş taşındı.

Eğit-donat-ölüme yolla anlaşmalarıyla sadece ve sadece iç

savaşın süresi uzatıldı.

Libya yı yedi parçaya bölen operasyonlara savaş

gemileriyle bekçilik edildi.

İslam birliği ve D-8 ağızlara bile alınmazken,

milyonlarca şehidin kanıyla sulanan vatanımız NATO toprağı ilan edildi.

Sizin anlayacağınız bu muhafazakâr beyler tarafından

reddi miras yapılan Milli Görüş hareketinin yarım asırlık emekleri acımasızca

istismar edildi. Sıfırdan yeni bir ülkenin dahi kurulabileceği on üç yılımız,

kısır tartışmalarla ve kayıkçı kavgalarıyla tüketildi. Nihayetinde de tıpkı geçmişte

benzer akıbetlere uğrayan sağ partiler gibi yıkılmaya mahkûm olan AKP nin çöküş

süreci, 7 Haziran akşamında milletimiz tarafından başlatıldı. 

GELELİM DAİMA ZORA TALİP OLAN MİLLİ GÖRÜŞÇÜLERE

Milli Görüşçüler ise yıllardır zor zamanlar geçirdiler ve

geçirmeye de devam ediyorlar. Ama dayanıklılar, ahitlerine sımsıkı bağlılar.

Çünkü Rabbimizin emrettiği, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye eden topluluk

olma görevini üstlenmiş durumdalar. Yıllardır ihanetlere uğradılar, defalarca

hançerlendiler, ahlâksızca aşağılandılar, müstehzi bakışlarla karşılaştılar,

acımasızca örselendiler, haksızca yaftalandılar!

Fakat yılmadılar usanmadılar, asla vazgeçmediler,

yollarından dönmediler!Sadece ve sadece ümmetin derdiyle dertlendiler.

Bağdat ın, Kâbil in, Şam ın ya da Sana nın çocuklarını öz

çocukları bildiler. Bosna daki, Çeçenistan daki, Doğu Türkistan daki,

Irak taki, Afganistan daki, Suriye deki, Yemen deki, Libya daki, Arakan daki,

Kara Afrika daki yangınları, kendi öz yurtlarındaymış gibi hissettiler.

Kendi rahatı için kardeşinin kanını gözden çıkaranlardan,

reel politik hesaplar yapanlardan olmadılar! Dinine, mezhebine, rengine, ırkına

ya da zihniyetine göre mazlumları ayırmadılar. İnsanlara, makamına ya da

parasına göre değil, yüreğindeki iman ve cesaretine göre kıymet verdiler.

Ensesi kalın baronların karşısında eğilmediler, ama açlığa ve yokluğa mahkûm

edilen fukaraya sarıldılar, garip gurebâ ile birlikte ağladılar.

Şu hayatta hiçbir dünyalık istemediler, elif gibi

dosdoğru oldular, yozlaşmadılar.

Her ne yaptıysalar Allah rızası için yaptılar, bu ağır

yükü sırtlandılar, sarp yokuşu tırmandılar. Onları anlatmaya kalksak, inanın

sayfalara sığmazlar, öyle büyük fedakârlıklar yaptılar, öyle büyük bedeller

ödediler.

Şimdi izninizle şu yürekli insanlardan bizzat görüştüğüm

birkaçının sözlerine bu köşede yer vereceğim, lütfen sözlerine kulak veriniz; 

On üç yıldır İslam birliğini tesis etmediler. İslam

Birliği yerine Avrupa Birliği nin peşinden koştular. Avrupa Birliği adına

bakanlık kurdular. Bizler ise zor şartlar altında, orantısız güce karşı

mücadele ettik, harcamalarımızı hazine yardımlarıyla değil, kendi rızkımızdan

keserek karşıladık. Kirli siyaset yapmadık, edeple ve suhuletle çalışmalarımıza

devam ettik. Cennetmekân Erbakan Hocamıza bir sözümüz vardı, sözümüzden

caymadık, sözümüze sadık kaldık ve oyumuzu Saadet Parti mize verdik. Bizler

vatanımızı seviyoruz, insanımızı seviyoruz. Şimdi yeniden Vira Bismillah

diyoruz ve hedefi İslâm birliğini tesis etmek olan Milli Görüş hareketinin tek

temsilcisi Saadet Partimizin iktidarı için canla başla çalışıyoruz.

Fatih Tezel/Bursa 

Karabük te seçimin tek galibi tüm imkânsızlıklara rağmen

sanki iktidar partisiymiş gibi çalışan, Karabük ün tamamını bayraklarla

donatan, gençlik kolları, kadın kollarıyla kapı kapı dolaşan ve davasını

anlatan Saadet Partisi dir. Cennetmekân Hocamızın emrettiği gibi ikinci Yalta

Konferansı yapılana kadar çalışmaya devam edeceğiz. Hocamıza sözümüz var,

yılmayacağız, usanmayacağız!

Aziz Gündoğdu/Karabük

Seçim günü sandık müşahitlerine yemek dağıtırken bir

sınıfa girdik. Henüz hangi partiden geldiğimizi söylemeden sandık başkanı,

fazla yemeğiniz varsa alabilir miyiz dedi. Bende elbette diye karşılık

verince sandık başkanı, sağ olun yüzümüzü güldürdünüz dedi. Bu sefer ben,

biz zaten hep yüzleri güldürüyoruz diye karşılık verince,  sandık başkanı da, siz Saadet Partili

olmalısınız dedi. Başka söze gerek var mı Biz görevimizi yaptık, bu ten bu

canda oldukça yapmaya da devam edeceğiz. Takdir Mevlâ mızın. Görelim Mevlâ

neyler, neylerse güzel eyler.

Aslan Özçelik/Kayseri

İşte böyle, anlayacağınız içiniz rahat olsun, gönlünüzü

ferah tutun. Çünkü bu topraklarda Rabbimizin emri gereğince içimizden hayra

çağıran, iyiliği yayıp kötülükleri önleyen bir topluluk var. Allah ın izniyle

bu millet yaşadıkça var olmaya da devam edecek.