Yozlaşma

Abone Ol

Her türlü büyüme doğal sınırlarına ulaşınca büyük bir şok yaşayarak kendini tüketmeye başlar. Bu tüketmenin en çok ortaya çıktığı yer, gücün zirve noktaya vardığı ve oldum denilen yerde her türlü uyarıya kulakların kapatıldığı an başlayan zehirlenme sürecidir. Bu sürecin belirtileri olarak eleştirel, düşünsel ve ilkesel değerlerden uzaklaşılarak girilen kendini yenileyememe, duraksama ve neticesinde giderek yozlaşmanın görülmesidir. Bunda üretimin yerini daha çok tüketim ve kendini tekrar ile kötü örneklerin kabul görmesi ve geniş kitlelerin birlikte aynı estetik kaygılardan, derin vicdandan uzaklaşarak, sürekli her şeyi onaylama, eleştirdiğine benzeme hali olarak ifade edebiliriz. Bu yoksunlukların zirveye ulaştığı noktada artık çürüme ve yozlaşma başını alıp gitmiştir. Önü alınamaz bir hızla her şey kuşatmaya uğramıştır. Bugün hormonlu bir büyüme yaşayan kendini “muhafazakâr” olarak tanımlayan geniş kitlenin geldiği yer tam da burasıdır. Yeni bir şey ortaya koyma istidadından yoksun olmalarından ötürü cilalı dönemin sona erip bütün boyanın döküldüğü yerde aslında bütün geçen zaman boyunca hiçbir şey söylenmemiş ve yapılmamış olduğu hatta yapılanların ya bozulduğu ya da tanınmaz hale sokulduğu görülmeye başlanmıştır.

Bugün gürültülü bir şekilde sadece oluşan ‘güç’ün kaybolmaması için sürekli tehditler üretir hale gelmiş olan topluluk, attığı adımlarla da yozluk bayrağını göndere çekmektedir. Aslında yola çıkarken büyük değişimler vadeden bu topluluk, güçle haşır neşir oldukça yaşadığı hazımsızlığın neden olduğu zehirlenme ile sürekli kötüye gitmiştir. Bir bakıma bütün çirkinlikleri normalleştirmeye çalışırken daha büyük bir çirkinliği de üretir hale gelmiştir. Hal böyle olunca bir uçtan diğerine hangi boyutuna bakarsan bak, neresinden tutarsan tut elinde kalıyor. Sarhoşluk geçici bir hal olmaktan çıkıp kalıcı bir hal alıyor. Yeni bir şey ortaya konmadığı için sadece muhafazakâr diye tabir edilen hamasi söylemin sonuna kadar köklendiği ve belli bir noktadan sonra iğreti durduğu ağızlardan sadece mevcut günün şartlarını yerine getirmeye yönelik söylemlerin döküldüğü; sakal-bıyık, kılık kıyafet ile de çerçevelenen biçimselliğin iğretiliğini konuşmaya gerek yok.

Ekonomik, sosyal, kültürel, inançsal bütün cephelerde yaralı bir bilinç bile diyemeyeceğimiz; görgüsüzlük, usulsüzlük hali hâkim dolayısıyla da bir vusul beklemek kitabın ortasından söylemek gerekirse ahmaklıktır. Bugün bu kitleyi ve dolayısıyla geniş kitleleri bir arada tutan şey bu yoz bilincin oluşturduğu yaşam standartlarını kaybetmek olduğu gerçeği ve bu gerçeğin korkusudur. Bir seferberlik hali hakim ve bunu da söylemde ve yaşantıda bol mazi soslu, dejenere bir bugün yaşantısı ve kemiksiz, kimliksiz bir yarın hayali pazarlaması yapılıyor. Bu nokta da din adına konuşulanlar ne bu hayatın sorgulanmasına ne yapılan yanlışlıkların din ile örtüşmediğini açığa çıkarmak şöyle dursun bu büyük yozluğun ikamesine katkı sunuyor ve bu beslenmeden medet umuyor. Yani dine ait olanı da tüketiyor. Ki bu aslında her şeyi temsil ediyor ve her şeyi içeriyor bir yerde. Yani o’nun da etki gücünü kontrol ediyor ve zamanla etkisizleştiriyor.

Bugün üçkâğıtçıların kullandığı argümanlar ile kültür dünyasını temsil ettiğini söyleyenlerin kullandığı argümanların aynı olması hiç şaşırtıcı gelmiyor. Onun için bugün mevcut tanımları ile kendini bu kalabalığın içinde gören hiçbir kimsenin bir çıkışa ve değişime katkı sağlayabileceğini söylemek ham hayalcilik olur. Aynı gemide yol alan bu zamanın insanları hep birlikte mevcuttan az ya da çok bir şekilde etkileniyor ve belki ilkesel olarak bir takım farkındalıklara sahip olsa da içinde yaşadığı sosyo-ekonomik ve kültürel dünyadan etkileniyor. Hep beraber dizi kahramanlarının getireceği bir baharı bekleye duralım yaşadığımız günlerin aldatıcı serinliği giderek soğuk ve dramatik bir hal alıyor. Bu bakımdan şartlar böyle, bugün bundan farklı bir şey olmaz demek hastalığın ilk belirtisi olarak karşımıza çıkıyor. Oysa yaşadığımız hayat şartlara rağmen yaşamamız gereken bir hayat ve bu akışa teslim olanlar ile teslim olmayanların farkının ortaya çıkarıldığı bir sınav. Nitekim bu kısa hayat zayi edilmeyecek derecede kıymetli ve özel. Onun güzelliğinin bozulmasına fırsat vermemek lazım onun içindir ki sürekli düşünerek, aklederek yaşamak gerek. Hoşça bakın zatınıza…

TAŞ GEMİ

“Aşk kalbi olanlar içindir, korkaktır

bir güvercin kadar kalp taşıyanlar, zira incedir”

(Yetimler Gazeli/ Haydar Ergülen)

Notlar:

zzz Bir niyaz yükseliyor adeta ve “Benim ümidimi benden alma Allah’ım” diyor. Hayedeh’tan “Khodaya” dinliyoruz.

Bize Kadar:

1- İmam Şafii Hazretleri, “Benim ağladığıma sen gülüyorsan, kardeş değiliz” diyor.

2- Tolstoy, bugün herkesin dönüştürüp bir kalıba soktuğu ve sonra adını sevgi koyduğu şeyi ifade etmiş; “İnsan sevdiğini olduğu gibi sever, olmasını istediği gibi değil.”

3- Voltaire, kötü insanların varlığını, “yeryüzüne serpilmiş bir avuç iyi insanı sınamaya” yaradığını söylüyor.

4- DaryushShayegan, rahmetli oldu. Onun “Yaralı Bilinç” kitabını okumakta fayda var. Kitap Metis Yayınları’ndan…

5- “TheBigSick” filmi var. Özellikle deist, ateist gençler meselelerinin yoğun konuşulduğu bugünlerde dikkat çekici bir hikâye, hikâye’ye Hollywood eli değdiğini unutmadan izleyin. Yaşanan travmanın sadece bize ait olmadığını aslında bütünü yansıttığını unutmayalım.

TEKKE

“Hemen bütün muvaffakiyetsizliklerimizin ve bütün felaketlerimizin sebebi bir tanedir: İrademizin zayıflığı, cehde, bilhassa devamlı bir cehde karşı şiddetli nefret duymak.

Münfeilliğimiz, hafifliğimiz, basit ve manasız zevklerimiz umumi tembelliğimizi göstermeye kâfidir.” (Jules Payot’tan –İrade Terbiyesi- tadımlık)

Bir Lahza:

“Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü güvenli, rahat, rutin bir hayata koşullanmış durumdalar.” (Intothe Wild - 2007)

DAĞARCIK

“Doğruculuk hiçbir zaman siyasi erdemler arasında sayılmamış, yalanlarsa her zaman siyasi meselelerde kullanımı savunulabilir araçlar olarak görülmüştür.” (HannahArendt’ten -Siyasette Yalan- tadımlık)