Yorgun mu düştük dedin?

Abone Ol

Birkaç gündür yollardayım… Batı Karadeniz’den, Denizli, Aydın’a uzanan bir yolculukta, içimin genişlediğini, kafamın dağıldığını söylemeliyim.

Dönüş yolculuğunda, arabamın tekeri patlayınca, lastik tamircisi ararken, benzinlikte pompacı olarak çalışan Kemal’i tanıdım.

Garip bir çocuk Kemal… İnce uzun, zayıf, çelimsiz biri. Dışardan bakınca bu adam yemek yemiyor mu, diye iç geçirirsiniz. Lakin çok yiyorum, ama yakıyorum, diyor, Kemal… Sonra da, kimliğimizi öğrenince, başladı içini dökmeye.

Yorulduk be, dedi, çok yorulduk. Ülke yorgun, bitkin… Niye dedim, niye yorgun düşsün ki ülke?

Nesi var mı ağam, sabah akşam bütün televizyonlarda aynı sözler, aynı adamlar… Bir de başkası konuşsun ne var ki? Vallahi sana bir şey diyem mi? De, dedim. Artık televizyon seyretmiyon… Seyretmiyon arkadaş… Neye diyecen? Bıktım... Bıktım arkedeş. Aynı laflar, aynı sözler, usandım be.

Sen siyasetçilerden bıkmışsın, dedim. Yoksa ülkenden bıkacak halin yok.

Şiddetle karşı çıktı… Yok, be, ne ülkesi... Niye ülkemden bıkam ki? Adamlardan… İnsanlardan bıkmışım... Onu diyom.

Anlattı da anlattı… Büyüdük diyo büyükler… Benim elime geçen büyümüyo ağabey... Elini öper, iki yavru var, durum perişan inan olsun.

Zar zor geçinip dururuz.

Karanlık çökmek üzere, ben lastikçilerin telefonlarını bulmaya çalışırken, Kemal habire vurup duruyor ona buna. Adamın içi yanmış.

Madem gazetecisin… Madem bu işlerden uğraşıyon, yaz adamım, yaz.

Televizyonlar tek ve siyah beyaz olduğu dönemler geldi gözümün önüne… Mahzuni Şerif bas bas bağırıyordu, yaz gazeteci yaz, diye… Ülkenin içinde bulunduğu o şartları, olumsuzlukları yaz, diye türkü yakmıştı.

Devir değişiyor, alışkanlıklar, tüketim şekilleri değişiyor, ihtiyaç listesinin zarureti, öncelikleri değişiyor, ama insanoğlunun yakınması bitmiyordu.

Sahiden ülkedeki büyüme gerçek değil miydi? Devletin koca koca kurumları yalan söyleyecek değildi ya… Ya vatandaş, o da ben büyümü müyüme görmüyorum, diyordu.

Kemal, habire konuşurken, imdadıma bir usta yetişti.

Derken, bizi tanıdı usta… Başladı, el kol hareketleriyle kahramanlık türküleri söylemeye. Afrin’i aldı başkomutan dedi, şükür olsun ki, reis var, dedi… Dünya, reisimizin altında eziliyor, dedi… Oradakilerin bazıları, destek verdiler, bazıları karşı çıktılar…

Curcuna oluşunca, aralarından çekildim.

Seslerden biri aynı şeyleri deyip duruyordu… Yorgun düştük be... Yordunuz bizi… Yorgun düştük ülke olarak…

Sahiden memleket yorgun muydu? Neden, konuşurken, tartışırken, insanlar bir noktada, asgari zeminde yürümezlerdi?

Ayrışma keskin miydi?

Sevindirici olan, insanların birbirleriyle tartışmasında, güle oynaya manzaralar çıkmasıydı. İtişme kakışma yoktu. Ortalama münakaşalarda, tatlı sert eleştiriler, sertleşmeye varmıyordu.

İktidarlar, güç sahipleri, kendileri gibi düşünmeyenleri de dinlemeyi, bilmek için çaba sarf etmeyi becerirlerse, ülke kazanır… İnsanımız kazanır.

Birbirimizi anlamak mühimdir… Anlayarak davranmak dahi mühimdir.