Yorgun atlar ülkesi

Abone Ol

İnsan enerjisinin, bilincinin, duygularının tüketildiği bir süreci yaşıyoruz. Bu, bilinçli yapılan bir şey. Bir ülke ki, bir millet ki, büyük bir genç birikime sahip. Taşı sıksa su fışkıracak denli özellikli.

Hayatı, insanı ve doğayı canlı ve diri kılan bir ruha sahibiz. Bizi yenileyen iç dinamikler bizde. Her dem yenilenebiliyoruz. Her edimimiz bizi diri kılabiliyor. Allah ın verdiği lütuf bir sonsuzluk. İnsan doğasına uygun, onu diri kılacak olan her edim bizde.

Müslümanız. Kavramlarımız oluşumuzu imliyor. Her biri bizim için bir deniz feneri özelliğinde. Bize yol gösteren birer yıldız parlaklığında. Ne yandan bakarsak bakalım, ne yöne gidersek gidelim bizim için her biri birer ışık.

Oruç ayındayız. Ramazanın bereketi, güzellikleri bizi donatıyor.

Yabancılık insanın kurdu. Yüz yılın en belirgin hastalıklarından biri de bu. Kendine yabancı, düşüncesine yabancı, inançlarına yabancı.

Bir toplumun çözülmesi kendisi olmaktan çıkarıyor.

Anadolu, ruhuyla, bilinciyle İslâm özlüdür. Bu kendisini ayrıcalıklı kılıyor. Her kavim kendi rengini taşır. Anadolu Müslümanları ile diğer coğrafya Müslümanları farklı özellikler taşırlar. Üslupları farklı, bakışları farklı. Öz ve içerikleri aynı olsa da.

Büyük şiirin ülkesidir Anadolu. Özünü ve kıvamını orada bulur. Büyük şiir de orada doğar. Şiirin ve düşüncenin doruk bölgesi de diyebiliriz.

Oruçla birlikte, insanların arasında gezinirken, gözlemlerim beni geleceğe ilişkin ürkütmüyor değil. Yabancıların oruçlu insanlara bakışı hem bir hayranlık hem de bir ilginçlik oluşturuyor. Bir gizemli dünya olarak kendisini saklı tutuyor. Müslümanların bu toplu eylemi, ibadeti hayranlık uyandırmayacak gibi değil. Batı insanının ruhen asla yapamayacağı bir şey, bir ibadet.

Bir yeryüzü çekilmesi yaşanır. İnsan en aziz şeylerine bile dokunamaz. En aziz güzelliklerine uzaktan ve imrenerek bakar. Oruç insanda hem bir imrenme, hem de bir duygu yoğunluğu yaşatır. Oruçlu insan ile oruçsuz insan arasında psikolojik farklılıklar var. Duygu, duyarlık, incelik, hissediş, bakış, seziş. Hemen her konuda.

Oruç tutan insan sayısı azalıyor. Bunun istatistiklerinin yapılmasına gerek yok, görüyoruz.

Yabancılar oruçlu insanlara saygılıdırlar. En azından hayranlık duyarlar. Hayret ederler.

Oruçsuz Müslümanlar hem hayranlık duymazlar hem de öfke duyarlar. Tuhaf bir psikoloji yaşanıyor. Oruç ibadeti bile siyasal arenanın bir hesaplaşma alanı. Bir siyasal iktidara karşı verilen mücadelede oruç ibadeti ve karşıtlığı bile kullanılabiliniyor.

Aynı yöne bakanların batıcıların-, çekişenlerin bir ideolojik kavgasının kurbanı yapılıyor oruç. Oruç tutmayanlar oruç tutanların yüzlerine sigaralarının dumanını üflüyorlar. Ürkütücü bir durum. Bunu en çok Kadıköy de duyumsadım ve gördüm. Uzun saçlı, saçları arkadan bağlamış bir genç, yaşlı ve sakallı birinin üzerine yürüdü durup dururken, ağır böğürtülü bir ses çıkardı. Yaşlı adam şaşırdı.

Başörtülü bir bayan bir pastanenin sokaktaki masasında, iftara yarım saat kala hapur hupur bir şeyler yiyordu. Bir kompleks duygusu. Onun bile oruçlulara saygısı yok. Korkunç psikolojik bir baskı uygulanıyor. Öz ve ruh olarak Müslüman olanların psikolojik kompleksi. Bu tavır bir çok anlamlar içermeli. Bugün dünden daha kötü. Bizim insanımız birbirine düşman. Yabancılardan çekinmemize gerek yok.

Bu millet bu oruç ayında bu kadar gerilimi taşıyamaz.

Müslümanların en önemli ibadetlerinden biri sabırdır. Oruç da sabırla tutulur. Oruç ibadeti sabırla yerine getirilir.

Oruç bir vakar ibadetidir. Bir duruş ibadeti. Karşısındakine sevgiyle, sabırla bakma ibadeti. Anlama ve kavrama ibadeti. Oruçtan sonra oruç tutanlar hayata daha diri, daha dingin, daha verimli başlayacaklar. İnsana acımakla bakılamaz, merhamet ve sevgiyle bakılmalı. Orucun bir özelliğidir bu.

Oruç tutmayan ve gerilimli olanlar yorgun atlar gibi soluyacak, enerjileri tükenecek verimden düşecek.

Oruca ya sabır ya sabır diyerek devam etmeliyiz. Yolun yarısını geçtik. Biz değil onlar düşünsün.