Yönetim sanatı

Abone Ol

İnsanları yönetme, yöneticilik, idare ve idarecilik, aslında dört başı mamur şekilde hayatımızı kuşatan kavramlar. Bütün insanları, toplumsal yapının dinamiklerini, bir ülkenin geçmişten gelen mirasını geleceğe taşıma iradesini ve yaşadığımız sosyal çevrenin nasıl şekilleneceğini birebir ilgilendiren bu kavramlar, bizi biz yapan değerler silsilesini de ortaya koyuyor aslında. İyi bir idareci, yönetici, başında bulunduğu kurumun özünü ve değerlerini geliştirme, büyütme ve başında olduğu insanların beklenti çıtalarını da gözeterek, örf ve ananelerimizi yaşatarak projeler üretir. Kötü bir idareci ise maslahatçılık yaparak, yöneticilik yaptığı insanlara her türlü işkenceyi reva görür… Yönetim sanatının temelinde insanlarla haşır neşir olmayı unutmamak gelir. İnsanların zaaflarını kontrol edebilme, insanların tepkilerine yön verebilme, insanların arzularına cevap verebilme insiyakını geliştirebilme sanatı, aslında yönetim biliminin başıdır.

Bütün bunları niye anlatıyoruz Önceki gün Adana’da bir devletin valisinden “asla ve asla” işitmememiz gereken bir kelime duyduk… Kendisine tepki veren bir vatandaşa, Adana Valisi, buraya yazmaya utandığımız, sıkıldığımız bir kelime ile cevap verdi. Daha sonra televizyon kameraları önünde açıkça söylediklerini inkâr etme yoluna gitti ve “Ben başka bir şey dedim” ifadelerini kullandı. (Daha sonra söylediğini kabul etti.)

Cilalı medya devrindeyiz… Böylesine üst düzey toplantılarda, törenlerde onlarca gazeteci, televizyoncu, kameraman olup biteni anında kaydediyor. Yazıyor, çiziyor… Vatandaşa verdiğiniz tepkiler, ağzınızdan dökülen her kelime, kameraların kasetlerine anında geçiriliyor. “Ben bunu söylemedim, şunu söylemiş olabilirim” türünden bir kaçış, medyanın hafızasından silinmeyecek gerçekleri örtmeye yetmiyor.

Bir devletin valisinin, her ne şart altında olursa olsun, vatandaşına “ileri geri konuşma” hakkı yoktur, olamaz. Bir vali, bulunduğu vilayette, devletin şefkat elini, şefkat yüzünü göstermek için görevlendirilir. İnsanları yönetirken, idare ederken, her türden tepkiyle karşılaşacağını, bazen kızgınlıklara maruz kalacağını bilir. En azından aldığı eğitim bu yöndedir… Devlet de bu memleketin 81 vilayetine atayacağı her valinin, vatandaşla nasıl yüz yüze gelmesi gerektiğini önceleyerek, “Şefkatli, munis, aşırılıkları sabırla karşılayan, kızgınlıkları yumuşak yüzle geçiştiren” nitelikte ve karakterde olanları seçmek, görevlendirmek zorundadır.

Tarihe adaletiyle, adaletli yönetimiyle geçmiş Hz. Ömer (R.A.)’in Basra Valisi Ebu Musa El Eşari’ye gönderdiği yönetim talimatı aynen şöyledir:

“Sana getirilen davalar üzerinde iyice düşün. Mesele senin yanında açıklığa kavuşunca hükmünü ver ve derhal icra et, icra edilmeyen bir hakkın faydası yoktur” ve “Davayı hükme bağladıktan sonra ertesi gün yanlış hüküm verdiğini anlarsan seni hiçbir şey Hakk’a dönmekten alıkoymasın. Hakka dönmek hataya devam etmekten hayırlıdır.”

“Muhakeme sırasında insanlara karşı gazap ve hiddetten, bağırıp çağırmaktan ve işlerin çokluğundan sıkıntı duymaktan ve ekşi yüzlü olmaktan sakın.”

Bütün yöneticilerin dikkat etmesi gereken bir talimat, “Yaptığı işlere riya karıştıran, hüsnü niyeti olmayan kadıyı Allah-u Teala halk içerisinde rezil eder.”

Hz. Ömer (R.A.), “Muhakeme sırasında insanlara karşı gazap ve hiddetten, bağırıp çağırmaktan sakın” talimatıyla, aslında yüzlerce yıl öteden bugünün yöneticilerine “Adaletli” olmanın, “Adaletle” davranmanın nasıl bir yöntemle yapılmasını öğütlüyor. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır! Ama yöneticiler yoğurdu ağzına yüzüne gözüne bulaştırmamalıdır!