Yönetim ahlakı

Abone Ol

Seçimler, yemin törenleri ve kararnamelerle birlikte Cumhurbaşkanlığı sistemi fiilen başlamış oldu. Bu sistemin devletin işleyişinde köklü değişikler yapacağı muhakkak. Bunun için gerekli düzenlemeler de ivedilikle yapıldı ve yapılmaya devam etmektedir. Bu yeni sistemin artıları olacağı gibi eksileri de olacaktır. Şu bir gerçek ki, güçler ayrılığı noktasında yaşanması muhtemel sorunlar hep bir soru işareti olarak duracaktır. Bunu zamanla daha net görme şansımız olacak. Fakat yönetimin işleyişinde nasıl bir durumla karşılaşacağımızı tam olarak göremiyoruz. Bunun için yönetimin işleyişine dair temel ilkelerini gündemimize almak önemlidir. 

Bugün üzerinde duracağımız konu yönetimin işleyişinde nasıl bir yol izleneceği ve ilkeler siyaseti noktasında nasıl bir duruş gösterileceğidir. Yöneticileri yönetilenler nezdinde onaylatan mekanizma meşruiyettir. Meşruiyetin sağlanması yönetici ile yönetilen arasındaki ilişkiyi sağlıklı kılar. Bu sağlıklı ilişki ideal bir yönetimi doğuracaktır.

İdeal bir yönetimin gerçekleşebilmesi için üç şartın birlikte yerine getirilmesi gerekmektedir. İlk olarak yönetime gelmede rızanın olması şarttır. İkinci olarak yönetimde alınan kararlarda istişareye başvurulmalıdır. Son olarak ise, bu kararların uygulanmasında adaletin gözetilmesi yönetimin olmazsa olmazıdır.

İlk olarak yönetime gelmede rıza, ideal bir yönetim için önemlidir demiştik. Bunun günümüzdeki karşılığı seçimlerdir. Başlı başına seçimlerin var olması bu rıza için yeterli değildir. Öncelikle tüm siyasi fikirlere seçimlere katılma şansı verilmelidir. Seçim sürecinde ise herkes, eşit şekilde halka ulaşabilme ve kendini ifade edebilme şansına sahip olmalıdır. Seçim sisteminin halkın tercihini yansıtacak ve seçim sonuçlarını manipüle etmeyecek şekilde tesis edilmesi gerekir. İnsanlar mutmain olabilmek için iradelerinin sonuçlara yansıdığını görmek ister.

İdeal bir yönetim için ikinci önemli husus istişaredir. Alınan kararlarda isabet sağlayabilmek için insanların bilgi ve tecrübelerinden faydalanmak önemlidir. Çünkü istişare, yaşanmış olayları tekrar tecrübe etmemek için bize yol gösterir. Hiçbir aklın doğruları mutlak değildir. Bunun için ortak aklın verileri doğrulara ulaşabilmek için önemlidir. Sadece doğruların bulunmasında değil, aynı zamanda herkesin fikirlerine değer verildiğinin gösterilmesi yönetimin halkın gözündeki meşruiyetini sağlamlaştırır.

Son olarak ideal bir yönetimden söz edebilmek için istişareyle alınan kararların uygulanmasında adaletin gözetilmesi gerekir. Adalet; fert, toplum ve devlet gerilimini uzlaştıran bir özelliğe sahiptir. Yöneticiler halkın rızasıyla yönetime gelmiş olsa da, kararlarında ortak aklı harekete geçirmiş olsa da yönetilenlere adaletle muamele edilmediği sürece toplumsal ahenk sağlanamaz. Hiçbir sebep-sonuç ilişkisi adaletin ıskalanması için gerekçe olamaz. Çünkü adalet şartlara ve zamana bağlı ihtiyari bir kavram değil, insanlığın mecburi müştereğidir.

Bu üç şartın yönetici nezdinde hayata geçmesi halkı ideal bir yönetime kavuşturacaktır. İşte yönetim ahlakı bu şartları hayata geçirebilecek ortamı tesis etmesi bakımından önemlidir. Çünkü ahlak bir hal ilmidir ve ancak eylemle hayat bulur. Yönetimi ideal kılan yönetimin tüm aşamalarındaki eylemleri iyiyle ve güzelle buluşturmasıdır.