Allah katında geçerli tek din, O’nun dini İslam’dır. İslam, tevhit dinidir. Tüm peygamberler, sahifeler, kitaplar bu din/tevhit/kelimeyle gönderilmişlerdir. Tüm peygamberler Müslüman’dılar. Kendi zamanlarında çağrıya icabet edenler de Müslüman’dılar. Tevhit/inançla ilgili esaslarda değişiklik olmamış, zamanın şartlarına, maslahatına uygun olarak şeriat (hukuk) değişmiş ve nihayet Son Kitap ve Son Peygamberle (S.A.V.) İslam dini/nimeti tamamlanmıştır. Hükümleri de kıyamete kadar tüm zaman, kavim ve coğrafyalarda geçerli olmaya devam edecek eşsiz, benzersiz, üstün ilke ve hükümleri içermektedir.
Günümüzde önceki kitapların asılları elde olmadığı gibi tahrif de edilmiş olup, son kitapla da hükümleri neshedilmiştir. Kur’an-ı Kerim ise ilahi koruma altındadır. İslam hem hak/halis din, hem nizam/düzen, hem dosdoğru yol, hem de en ideal hayat tarzı sunuyor bize, tüm insanlara. Amaç ise dünyada ve ahirette insanın mutluluğu... Tevhid; doğru yol,saadet/mutluluk yoludur.Öteki yollarda şakavet/mutsuzluklar var. İslam/tevhit dininin dışındaki tüm dinler (tahrif edilmişler) ile yine beşeri (insan) kaynaklı tüm din, düzen, ideolojiler, izmler, hangi nitelikte ve ilkelerle olursa olsun batıldırlar, şirktirler... Şeytanidirler. Rahman tevhide, şeytan şirke çağırır. Şirk, Allah-u Teala’ya isimlerinde, sıfatlarında, fiillerinde, hükümlerinde (emir ve yasaklarında) ortaklar koşmak, O’na denk, O’nunla birlikte, O’ndan ayrı ilahlar/rabler/mabutlar edinmektir. Özellikte Rububiyette şirk olgusunu maalesef, farkında bile olamadan yaşıyor; haramları helal, helalleri de haram sayanları rabbler edinerek şirke düşebildiğimiz bilgi ve bilincinden yoksun bulunuyor, kendimizi de ehli tevhitten sayabiliyoruz. Tevhit, sadece zatı yönünde değil ki...
Bizi Yaratan, sayısız nimetler verenin üzerimizde söz söyleme hakkı yok mudur? Allah-u Teala’dan başka veya O’nunla birlikte şeytana, tağutlara, nefsi emmareye, nefsin hevasına, peygamberlere, meleklere, bilginlere dünyalıklara itaat/kulluk demek olan şirk tehlikesini, bu en büyük günah ve zulümden (Lokman, 13) kaçınmamız/korunmamız gereği önemle vurgulanır. İslam/tevhit dini ekmel olduğu için özgün, eşsiz, üstün, benzersiz, yanlışsız, çelişkisiz, kusursuz olduğu için ya gönüllü olarak tamamı alınır, İslam’a girilir, ya da inkâr edilir. (Vicdan özgürlüğü) Giren, tüm lehinde ve aleyhindeki hükümleri kabul etmiş olur. İslam, sadece ve yalnızca (ortak koşmaksızın) Allah’a teslim olup, hükümlerine emir ve yasaklarına itaattir. Tevhit, ancak, sadece Allah’a kulluk demektir. Başka hiçbir şeye, kimseye, ideolojiye, düzen ve yaratıklara kulluk etmemek. Tevhidimiz tağutları ret ve inkârla başlar...
Ekmel nizamın bir başka düzene, ilkeye ihtiyacı yoktur. Bunun gibi fazlası da yoktur ki, çıkartılsın. İslam dini tecezzi/bölünme kabul etmiyor. İslam’ın dışındaki tüm dinler, yollar batıldır, şirktir. Biz ya Rahman’a kulluk eder, Müslüman/mümin/ehli tevhitten oluruz veyahut da şeytana/tağuta nefsimize dünyalıklara taparız, şirke düşebiliriz. Kulluk özünde ikiye ayrılıyor: Ya Yaratan Rahman’a (tevhit), ya da yaratıklara (şeytan, nefsi emmare, tağut vb.) kulluk ki bu şirktir. İslam, hayatımızın her alanında Müslüman’ca yaşamayı/Allah’ın emirlerine/rızasına uygun inanmayı ve yaşamayı gerektirir. Her yerde, her işte, her zaman kulluk/itaat... Kulluk da vatandaşlık gibi; bütün, bölünemez. Âlemlerin Rabbine kulluğumuzu namaz ile günde 40 kez ikrarla hatırlıyor, tekrarla hem ahdimizi hem de imanımızı yeniliyor, güçlendiriyoruz. Dosdoğru yol, yalnızca Allah’a kulluk, tevhittir. İslam’dan başka tüm yollar batıldır, yanlıştır, sapıklıktır, şirktir, çıkmazdır, ateştir... Efendimizin (S.A.V.) dosdoğru yol üzerinde olduğu vurgulanır. (Yasin, 3) Düzgün, doğru, aydınlık yol, tevhit, İslam. Önümüzde birçok yollar var. Bunlardan hangisi doğru hangileri yanlıştır? Hangisi bizi saadete/mutluluğa/adalete götürür, hangileri de saptırır, zulme, mutsuzluğa, ateşe, karanlığa götürür? Sorularımızın doğru cevabını ilmin, hakikatin kaynağı “vahiy”den (Kur’an ve sünnetten) öğreneceğiz. Çünkü vahiy bize ihtiyacımız olan her şeyin cevabını, bilgisini vermektedir. Adalet-zulüm, tevhit-şirk, doğru-yanlış, hak-batıl, hayır-şer, iyi-kötü, güzel-çirkin, yararlı-zararlı, helal-haram, hidayet-dalalet konularının ölçüsünü, bilgisini Rabbimiz ve Resulü (S.A.V.) bildirmiştir. Bu soruların cevabını biz insanlar verecek olsak, her birimiz farklı değerlendirmeler yapabilir, şaşabiliriz. Yolları görmek, ayırt etmek, yola girmek, yolda yürümek, sebat etmek, koşmak bunlar için ışığa, göze ihtiyaç duyarız. Görmek için Hidayete/iman ışığına, ilim ışığına, akıl ışığına muhtacız. Gözsüz de olmaz. Ama tek başına göz yetmez. Görebilmek, fark edebilmek, seçebilmek, yürüyebilmek için ışıklar/nurlar şart. Şayet gözlerimizdeki ışık yeterli olsaydı inançlarımızda, görüşlerimizde bu kadar ihtilaflar olur muydu? Âlimlerimiz vahyi enerjiye/ışığa, aklı da gözümüze benzetmişler. Enerjiyle lamba da benzetilmiş... Konuyla ilgili birkaç ilahi mesaj: *Günde 40 kez okuma ihtiyacında olduğumuz Fatiha’da sırat-ı müstakime hidayet ile öteki yollara sapmaktan korunmamız sadece kendisine kulluk/itaatle her konuda ve her işimizde sadece Rabbülaleminden yardım niyazında/duasında bulunuyoruz. Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in açanı, özü/özeti/anası Fatiha’dır, deniyor. Burada en büyük ve önemli duamızın da nimetin de dosdoğru yolda olmak olduğunu anlıyoruz.
Sadece ve yalnızca itaat/kulluk Rabbülaleminedir. Başka hiçbir kimseye, şeye değildir. O’ndan başka da, O’nunla birlikte de O’na rakip, eş, benzer ve yardımcı da yoktur. Ve tevhidin/doğru yolun/İslam’ın dışındaki bütün yolların da yanlış, batıl ve şirk olduğunu anlıyoruz. Yine Yasin, 3’de: Efendimizin (S.A.V.) “sırat-ı müstakim” üzere olduğu, *Nisa, 69’da “Allah’a ve Resulüne itaat edenlerin kendilerine nimet verilen (sırat-ı müstakim üzerinde bulunanların) peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle birlikte olacağı...” zikredilir. Yasin, 60’ta: “Ey Ademoğulları! Ben size ‘şeytana tapmayın/kulluk etmeyin. Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır. Bana kulluk edin, işte doğru yol budur’ diye bildirmedim mi?”
*Enbiya, 29’un tefsiriyle ilgili olarak İbni Abbas (R.A.), “İblis ilahlığını ilan etmiştir” der, şeytan, nefis, tağut bunlar Allah’a isyanı emrederler, günahları süslerler, iyilikleri yasaklar, haramları teşvik ederler, Allah’ın hükümlerini beğendirmezler, aksi hükümler koyarlar. Şirke, ateşe, sapkınlığa batıla çağırır, yönlendirirler. Meryem, 44: “Ey babacığım gel, şeytana kulluk etme...” ayetinin tefsirinde (burada dolaylı olarak Allah’tan başka şeylere ya da kimselere tanrısal nitelikler yakıştırmak) bir sembol olarak Yaratıcı’sına başkaldıran şeytana “tapınmak”la aynı anlama gelir. Bu nedenle Kur’an akla, vahye, ahlaka aykırı her saiki şeytani eylemleri de “şeytana kulluk etmek/şeytana tapmak” olarak tanımlamaktadır. (Kur’an Mesajı meal-tefsir, Muhammed Esed). Araf, 16’da: “(İblis) -And olsun ki bende insanları saptırmak için senin doğru yolunda pusu kurup oturacağım. Onları azdırıp, saptıracağım...” Tevbe, 31’in tefsirinde Efendimiz (S.A.V.), Yahudi ve Hıristiyan din bilginlerinin emirlere aykırı hükümlerinin kabulünü rububiyet olarak anlamlandırmıştır. Zuhruf, 62’de: “Şeytan sizi (Allah yolundan) engellemesin.” İsra, 9: “Gerçek bu Kur’an (insanları) öyle bir şeye (yola) yöneltip, götürür ki O, en adil ve en doğru bir (yol)dur.” En’am, 153’te: “Bu benim dosdoğru yolumdur. Öyleyse ona hakkıyla uyunuz. Başka yollara ise asla uymayın. Onlar sizi O’nun yolundan ayırır...”
Ayette yola, İslam, Kur’an, vahye uymak,”ehl-i sünnet ve’l cemaat” anlamları verilmiş. Abdullah İbni Mesud (R.A.) şöyle anlatmıştır: “Bir kere Resulullah (S.A.V.) düz bir çizgi çizerek: ‘İşte bu Allah’ın dosdoğru yoludur!’ buyurdu. Sonra o çizginin sağından ve solundan birtakım çizgiler çizerek: ‘İşte bunlar (uyulmaması emredilen) birtakım yollardır, onlardan her bir yolun başında o yola davet eden bir şeytan mevcuttur!’ buyurduktan sonra bu ayeti kerimeyi okudu (En’am,153).” (Ahmet ibni Hanbel). Diğer bir rivayete göreyse; Resulullah (S.A.V.) o düz çizginin her iki kenarına eğri büğrü altışar çizgi çizmiştir ki daha sonra bu oniki yoldan her biri kendi aralarında altı yola ayrılmıştır, böylece bu sayı: “Benim ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır, tek bir fırka dışında hepsi ateştedir!” (Tirmizi) hadis-i şerifinde cehenneme girecekleri bildirilen yetmiş iki fırkaya ulaşmaktadır. (Kur’an-ı Mecid ve Tefsirli Meal’i Âlisi).
Görülüyor ki doğru yol/tevhit/İslam Rahmani; öteki yetmiş iki yol ise şeytanidir. Adları farklı olsa da yetmiş iki yolun hepsi batıldır. Vesselam.