Yolda Ya Da!

Abone Ol

Bu dünyada varlığımızı anlamlı kılan en önemli amaç kötülüklerden iyiliklere, yanlışlıklardan doğruluklara, çirkinliklerden güzelliklere, adalete doğru yaptığımız yolculuktaki tavırlarımız belirliyor. Yani her şey neler yaptığımız ya da yapmadığımız ile ilgilidir. Bu uzun yürüyüş boyunca insana kılavuzluk yapan değerleri nelerdir? Bu soru çok önemlidir, çünkü insanın bu değerlerle kurduğu ilişki bu yürüyüşünün yönünü belirler. Peki, bu yürüyüşte insan hayatını değersizleştiren şeyler nelerdir? İnsanın dünyadaki yegâne amaçlarından birisi dünyayı güzelleştirmektir. Bu amaç doğrultusunda, hayatı yaşanır kılmak, kolaylaştırmak için çabalamak, bir insan için en önemli ve en değerli hazinedir. Bu şekilde baktığımızda düşünce hayata, hayat düşünceye yansıdığında ortaya çıkan şey, bu yolculuğun en saf en yalın halidir.

Bu yalınlıktan çıkıp da insanın iradesiz, amaçsız bir şekilde dünyevileşen bir çıkmaza kapılması çok acı bir hal arz ediyor. Elbette ki hızlı bir şekilde her şeyin içeriğini boşaltan yeni bir sürecin içerisinde gerçek amaçlardan soyutlanmış bir insana evrilmiş olmak hayli üzüntü veriyor. Böylesi çoraklaşmanın içerisinde bağımsız bir içerikten yoksun olmak; bütün ideal dünyayı da kirletip, değersizleştiren bir oburluğa, gamsızlığa mecbur kalmakta nasipsizlik olarak insana yetiyor. Bu nedenle ne doğru bir etkinlik alanı ortaya çıkıyor ne de yeni bir yorum yapılabiliyor. Haliyle özgün bir duruş da sergilenemiyor. Herkesin kısır bir kabullenmişliğin içerisinde sadece anlık doyumlar ile geçici tatminlerle yol aldığı bir dünyada seküler muhafazakâr kimliği yeterli bir ifade biçimi olarak kabul etmek, toplumsal yapaylığın eriştiği zirve noktayı gösteriyor.

Böylesi bir düzlemde ortaya çıkan problemler hep halının altına süpürülerek, kirli bir bilinç ve ondan tevarüs eden tekdüze bir kültür/süzlükle; sabit, kaba, biçimsiz, merhamet ve adaletten yoksun ideolojik bir yapı inşa ediliyor. Haliyle üretmekten yoksun, ellerine verilen madde miktarınca o maddeyi kutsallaştırmakla görevli, çıkarları yönünde topluma yön vermeye çalışan algı mekanizmaları tarafından zehirlenen bünyelerin ahlaktan, akıldan ve inançtan anladığı şey bu ortama uyumları derecesinde şekilleniyor. Dünyayı güzelleştirmekten maksat bu yozluğa övgü olarak ortaya çıkıyor. Mevcut hali her şeyden değerli görenler ile ehven görenlerin ortaya koydukları ittifak neticesinde yenilenmeye, değişmeye, gelişmeye kapalı hem de öte dünya inanıcından yoksun maddeci tuhaf bir anlayış her şeye egemen oluyor. 

Bu dünyadaki varlık amacı kişinin kendi refahına indirgenmiş durumda. Böylesi bir düzlemde iyiyi, güzeli, faydalıyı, adil olanı aramak aşırılık olarak görülüyor ve algılanıyor. Herkesin elinde tuttuğu sert ideolojik kalıplarla birbirini bastırmaya, sindirmeye çalıştığı bir süreçte hakikatten yana, uzlaşıdan, toplumsal barıştan yana olmak çok marjinal bir yaklaşım olarak algılanabiliyor. Nihayetinde hudutları olan ve bu hudutları aşmadan daha iyiyi, güzeli bulmak için yol yürümek zor bir imtihan olarak bugünün insanının önünde duruyor. İmtihan basit ya var olacak ya da uyum sağlayıp, onaylayıp kalabalıklar içinde kaybolacak birtakım tercihleri insanın önüne getiriyor. Herkes yürüyüşünü bu tercihlerine göre şekillendiriyor. Bir var olma meselesi bu yürüyüş ve herkes yürüyüşünden kendini belli ediyor. Yolda kalmak zor bir mesele… Hoşça bakın zatınıza…