Gerek yok hazırlamaya bavulunu. Bu defa ihtiyacın olmayacak hiçbir şeye. Yalnız sen olacaksın. Sen ve biriktirdiklerin.
Nasıl günlerin olmuştu neşeyle mi dolu yoksa bir hüsranın içinde yoğrulup durduğun günler mi? Sabır mı çektin hayalden hayale mi uçtun?
Ya sevdiklerin? Bir elin parmaklarını geçer miydi saysan. Yoksa milyonlarca el yetmez miydi onları hesaplamaya.
Yaşadığın yer nasıldı ya bir kiralık dairede kıt kanaat mı geçinirdin, döşemeleri eskimiş duvarları dökülmüş koltukları eprimiş bir hayatın mı vardı yoksa her şeyin dört dörtlük olduğu pırıl pırıl bir manzaran mı? Modaya göre sürekli yenilediğin perdelerin dilden dile mi dolaşırdı komşularda.
Hele en son aldığın o antika parça. Sahi kaç para vermiştin ona?
Şimdi senin için zor mu olacak bu seyahat yoksa sen de bugünü mü bekliyordun, gün mü sayıyordun bu yolculuk için.
Hiç durup düşünmek istemediğin o yolculuğun içindesin şimdi. Ayrılıyor senden bir bir sevdiklerin, unutamam dediklerin vazgeçilmezlerin. Paylaşmaya kıyamadıklarını paylaşacak başkaları az sonra. En sevdiklerini elini sürmeye kıyamadıklarını alıp eskitecek kıracak parçalayacaklar.
Benim deyip durdukların şimdi ellerin oldu. Bunu düşünmüş müydün?
Bir ev alırken ikincisi için para biriktirip üçüncüsü için arsa arayan sen hangi evini taşıdın öte âleme? Ya sırattan hangi aracınla geçtin mercedes ile mi bmw ile mi?
Önemi kaldı mı ya o sevinçlerin kederlerin. Tartışmaların ve kırılan kalplerin. Sen haksızsın davası uğruna sarf edilen ağır sözlerin.
Şimdi şu yumuşacık toprağın altında ufacık böcekler gezinirken bembeyaz örtüne güvenerek rahatlıyorsun. Oysa her şey gibi o da mahkûm çürümeye. İşte o vakit etlerinin üzerinde gezinip duracak seni yavaş yavaş tüketecekler. Yalnız onlar mı? Toprak seni parçalayacak içindeki
mikroorganizmalar ile. Senden geriye kemiklerin bir işaret gibi asılı kalacak toprağın koynunda.
Şimdi sana tek bir soru sormak istiyorum: Değdi mi?
Değdi, dediğini duymayı nasıl isterdim. Ama dünya, bu yalan şeyde ne değerli ki onun uğruna kırıp dökmen değmiş olsa.
Fani uğruna baki olana ihanetin azabıdır duyacağın. Boynunda asılı kul hakları ile kim bilir huzura nasıl çıkacak acını nasıl dindirecek nihai sondan nasıl kurtulacaksın. O gün de pişman olmasan ne güzel olurdu. Hâlâ gülebilsen, ne hakları var ki sanki üzerimde diyebilsen.
Gelmez sandığın bir hayal gibi inandığın o gün geldi işte. Bırak bavulunu, pahalı saatini, telefonunu. Orada çekmez hiçbir hat. Zaman durur. Takvime ihtiyacın yoktur. Duvarlarıyla vedalaş güzelim evinin, baba evinin, kimselere veremediğin kıyamadığın bölüşemediğin evinin. Anahtarlarını
bırak otomobilinin. Onunla çıkmayacaksın bu son seyahate. Rengi yeşil, sevmesen de, üç yanı açık şu araba ile gideceksin son evine. İçinde hiç kımıldayamayacağın o daracık tahta sandukaya uzanıver de bitsin bu yazı.
Mahşerde görüşmek üzere.