Yoğun koşturmamızın yeni durağı Bursa. Anadolu Gençlik
Derneği nin daveti üzerine Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi nde olduk.
Gideceğimizi haber alan sevgili dostum Ahmet Albayrak önceden aradı, mutlaka
buluşmamızı arzu etti. Kabataş iskelesinde Bilâl Kemikli Hoca ile karşılaştık.
Bu dostların buluşma anındaki güzellik tanımlanamaz.
Epey bir zamandır Bursa ya gitmemiştim. Karayolu
yolculukları yakın da olsa gözüm kesmiyor. Neyse ki deniz otobüsleri gibi
araçlar var bu tür yolculukları kolaylaştırıyor.
Konuşma konumuz Emperyalizmin Kuşatmasındaki
Müslümanlar idi. doğrusu bu konu siyasal içerikli de olsa günümüz
Müslümanlarının başlıca ve önemli sorunu.
Kuşatılma daha çok içeride, belleklerde ve gönüllerde.
Yenilmişlik duygusu insanları edilginleştiriyor. Bu da bir açmaz. Zaten asıl
tıkanma burada başlıyor.
Kendi kavramlarımızla düşünmüyoruz, konuşmuyoruz. Bize
giydirilen yabancılıklar altında bir şeyle yapmaya yelteniyoruz ya da
yelteniyor gibi yapıyoruz. Kısır bir döngü ile kendi içimizde dönüp dolaştıkça
sorurlar yumaklaşıyor, içinden çıkılamaz oluyor.
Başımızın belâsı olan özgürlük ve demokrasi tanımının
sınırlarını, oluş biçimini, yaşama tarzını belirleyen biz değiliz ki.
Belirlenen bir oyun var ve biz bu oyunun içinde çırpınıp duruyoruz. Doğaldır ki
çırpınışlarımız sonuç vermiyor.
Müslümanların birbirine düştüğü, birbirine kıydığı, bu
kıyımlardan hayır umduğu bir ortamda bulunuyoruz. Ne sözün ne de eylemlerin
sahibiyiz. Oyun da eylemler de başkalarına ait. Kurgulanmış ve kuralları
belirlenmiş bir oyunun kuralları dışına çıkmadan oynuyoruz. Oyunu da kendimize
ait sanıyoruz. Sonuçları bize ait
olmuyor.
Zihin dünyamızdaki parçalanmışlıklar ve dağılmalarımız
birbirimize hasım oluşlarımız emperyalizmin işini kolaylaştırıyor. Onların
hiçbir çaba harcamadan uzaktan uzağa bizleri keyifle izlemelerine kalıyor iş.
Emperyalizmin yeni yöntemi ve uygulaması bu. Üzerimize abandırılan dalgalar ile
bizi hamaset rüzgârlarına kaptırtıyor. Kendimizden geçiyoruz. Sonuçları
belirmeye başlayınca bir de bakıyoruz ki geride bir harabe kalıyor.
Müslümanlarının dünyası vatan kavramı ile sınırlanmış.
Küçücük coğrafyalara hapsedilmiş. Onun ötesini düşünemiyor. Şehitler ölmez
vatan bölünmez sloganları günümüz Müslümanlarının başatı. Oysa bu Müslümanlar
birbirlerini öldürüyorlar. Kendilerine belirlenmiş ve daraltılmış dünyaları
içine hapsolarak. Suriyeli, Iraklı, Libyalı, Pakistanlı, Türkiyeli salt kendi
toprakları için ve birbirlerini öldürünce nasıl şehit olunuyorsa. Her küçük,
minnacık toprak sahibi ülkelerin kendi başlarına özel bir konumları mı var
Özel kutsallıkları mı bulunuyor. Krallıkla, ya da laik ve seküler bir yönetimle
yönetilen ulusların bir kutsallığı mı bulunuyor. Onlar söz konusu cihatlarını
kime, neye ve ne için yapıyorlar
Müslümanların vatan duygusu büyük İslâm coğrafyası
dışında küçücük parçalara hapsolmuş. Dünyaları da özellikle küçülmüş oluyor.
Büyük düşünme ve bütünlenme bilinci ortadan kalkmış oluyor. Sonra da küçük
parçacıklarını koruma adına cihatta bulunuyorlar. Ölünce de şehit olduklarını sanıyorlar.
Bilmiyorlar ki Müslümanlar birbirlerini öldürünce ateşlik oluyorlar.
Zihinlerin bulanıklığında anlatılanların ve yazılanların
bir anlamı olmuyor, kimileride karşılık bulmuyor. Çünkü belleklerde yer eden
kavram putlarını parçalamak o kadar da zorlaşıyor ki.
Anlatıyorsunuz, yazıyor ve konuşuyorsunuz sonra da ters
köşeden size bir soru geliyor: İran ın Suriye de ne işi var diye. İşte
patlama noktası. İyi de kardeşim Amerika nın, İngiltere nin, Rusya nın,
Fransa nın, Hollanda nın, İsrail in Suriye de ne işi var zihinler daralınca
birçok şeyi görmüyor. Emperyalizmin belirlediği bir odağa yoğunlaşılıyor. Sanki
Amerika Müslümanların koruyucusu ve hamisi gibi algılanıyor.
Maalesef böyle bir dünyada yaşıyoruz.
Bursa AGD gençliğini, sayın dostlarım hocaları ve
dinleyenlerimi sevgi ile selâmlıyorum.