Yolculuğumuz

Abone Ol

Her insan teki öncelikle kendisinden, yapıp ettiklerinden sorumludur. Olanların hesabını da vermek durumundadır. Kaçınılmaz bir durumdur bu. Bir Müslüman’ın yaşama biçimi, sorumlulukları çok daha zor çok daha belirgin, çok daha keskindir. Zaman hızlı akıyor. Hayatın nasıl yaşandığı, neler olduğunun sanki farkına bile varılamıyor. Her insanın sorumluluk alanı var. Kişinin konumu, durumu sınırları belirliyor. Ben benden sorumluysa hayatım boyunca yapıp ettiklerimin olumlu ya da olumsuz hesabını vermek durumundayım. İyilikler, güzellikler, doğrular hakikat üzere olanlar olumlu hanede yerini alıyor. Zıtları da öyledir. Onlar da bizim hanemizdeki yerlerinde duruyorlar.

Yaşını başını almış bizlerin sorumluluk üstlendiğimiz günden bugüne nerelerden geçtik, neler yaşadık, neler yaptık, yaptıklarımızın karşılığı bizde nedir? Bu, sürekli kendimize sorduğumuz, kendi kendimizi kendimizle sorguladığımız sorulardır. İnsanın kendisine soru sorması önemlidir. Çünkü onun karşılıklarını da verme durumundadır.

Zor ve çalkantılı dönemlerden geçtik. Geçtiğimiz süreçlerin bizleri alıp bir yerlere götürmesi, savurması, kendimizden koparması işten bile değildir. Zorlukları olan bu dünyada büyülü alanla insanların gözlerini kamaştırıyor, çok da çekici kılıyor. Dünyalık tutkuların insanları nerelere sürüklediği biliniyor.

Her insan eserleriyle vardır. Eserlerinin hayırla anılması kişi için en iyi bir bağış ve ödüldür. Hayatımızı bir aşk diline çevriğimiz günden beri, tutumuz bizi yolumuz üzere tutuyorsa ne güzel. Oradan sapmadan yolumuzu sürdürüyor isek bundan daha güzeli ne olabilir.

İnsanlığı saran korku ve endişeler bile sorunların başında geliyor. İster bunu günlük maişetimiz, geçimimiz, çoluk çocuğumuzun rızkının temini olarak düşünelim, ister içinde bulunduğumuz topraklarımızın büyük medeniyet birikimimiz içindeki yer ve konumumuz nedir ne olmalı gibi endişeler az değil. Dünyayı sarıp sarmalayan korku ve baskınlıklara egemenliği altında tutan sistemlerin verdiği korku bir yana atılamaz. Genel anlamda bakıldığında bu böyledir. Rızık endişesi de böyle bir durumu içerir. Zaten endişeler ile yoğrulu yumaklar içinde sağlıklı durmak kişinin hem iradesini hem de başarısını gösterir.

Bir dönemler baskın olan “reel politik tutum” çok yaygın, etkili ve baskındı. Eğer Amerika emperyalizmi ile birlikte olursanız yaşarsınız. O durumda payınıza düşeni alırsınız gibi yaygın bir anlayış egemen oldu. Hâlâ da aynı duygu baskındır. Müslüman ülkelerin başında bulunanların temel kaygısı budur.

Bir toplumun önde gelen entelektüelleri, düşünenleri olup bitenlerden bağımsız sadece kendilerinin bulundukları ilkeler ile yaşamaya devam ediyorlarsa saygındırlar. Onlar her türlü zorluklara, baskılara, çıkar ilişiklerine karşı direniyorlardır. Eleştirilerden kaçınmazlar. Doğru ve iyi bulduklarının olması gerektiğinden hakkını teslim ederler. Yanlış bulduklarını kritik eder, irdeler nedenleriyle birlikte eleştirirler. Bu tür saygın eleştirilerde rahmet ve bereket olur. Toplumlar için ne bahtsız ve talihsiz olanı, bu tür insanların çıkara, iktidarlara, korkulara, reel politik gibi yanıltmalara teslim olmalarıdır. Zaten o kimseler o andan itibaren kendilerini çoktan terk etmişlerdir.

Yolcuğumuz genel bir söylem ve bir ifadedir. Öncelik elbette ki kendimiziz. Biz bizim hesabını vermekle yükümlü olduğumuzdan geçmişimize zaman zaman döner de bakarız. Nerede nasıl ne gibi yanlışlarımız olmuştur, onun tartısını yaparız. Çünkü hem kendisini hem vicdanını tartıya almış oluyor.

Yaşanan çalkantılardan birey kendisinin yitikleri, zararları nedir onlara bakılır. Bakılması gereken günah ve yanlış tartısının kendisini gelecekte zorda bırakması ve bunaltmasıdır. Altından kalkamayacaklarının ağır basması bahtsızlığı olur.

Üzerinde bulunduğu yolu kutlu ve bir aşk bilinciyle taşıyorsa ne mutlu ona.