Yol yazıları-II-

Abone Ol

Bozkırlar başladı. Çiçek kümeleri ve topakları yer yer beliriyor. Yüreğim sevdiklerimde.

Kızım Elif Sena ilk kez bu yolculuğuma sitem edercesine soruyor. "Baba gitmesen olmaz mı " Gitmek ile kalmak arasında bocalamak. Verilen söz, yapılan program ve uyma zorunluluğu. Bir önceki programa katılacağımı söylediğim halde katılmayışımın verdiği burukluk. Aklım kızımda, içimde bir eziklik. Söz vermişsem artık gidemem olamazdı, bu, bende yoktu. Yol boyunca aklıma takılan bir istek beni yol boyunca düşündürüyor.

Yolun ve hayatın iniş ve çıkışlarıylayız.

Hayat içinde olmak ve var olmak.

Uçak yolculuklarında yeryüzü merak edilir. Yeryüzü gökyüzünden nasıl görünür. Hava açıksa yeryüzünün silueti belirir, dağlar ovalar, ekili tarlalar, uzayan yol şeritleri, ırmaklar, bulut tarlaları.

Yeryüzünden bakılınca gökyüzü bir sonsuzluktur.

Ankara ya yaklaşıyoruz. Beton ormanının içinden geçeceğiz. Beton yığınakları mı desem Neyse ki Ankara yı teğet geçiyoruz. Gölbaşı na doğru gidiyoruz. Gölbaşı na daha önce Caner in düğününe gitmiştim. Arabalarla gidip çıkmıştım. Şimdi de doğrudan geçip gidiyoruz.

Hemşerim Bedriye Korkankorkmaz aradı. Bingöl sempozyumuna ikimiz de katılmamışız. Katılamayış gerekçemi söylüyorum, mazeretim vardı ve biraz da kırgınlığım. Programı düzenleyenlerin programsızlığı yüzünden. Sitem ve gülmeyle geçiştirdi. Telefonu kapattı.

Sarp kayalıklar ilgimi çeker sürekli. Onlar birer gizem taşırlar ruhlarında. Yolların manevi gizleridir onlar.

Dostlar ses vermiyor, yüreklerinde gizlerle ötelerde duruyorlar. Kimler yok ki. Uzaklaştıkça akıp gidiyoruz. Gidiyor ve kendimizden de uzaklaşıyoruz.

Tuz gölünün kıyısındayız ilk kez görüyorum. Bu gezim ilklerin gezisi. Sahil boyunca su köpüklerini andıran beyazlıklar boydan boya uzayıp gidiyor. Bir yerden içeri giriş izni var. Arkadaşlarla içeri giriyoruz. Gözlüklerimin camı klormatik olduğundan tuzun beyazlığı beni hiç etkilemiyor. Bir ara gözlüklerimi çıkarıyorum hemen takmak zorunda kalıyorum, parlaklığı gözlerimi alıyor. Avuç dolusu tuz alıyorum, bembeyaz. Parçalar halinde, kristalleşmişler. Tuz üzerine espriler yapıyoruz. İstanbul dan gelmiş öğrenciler var aralarında şakalaşıyor. Bir öğretmenleri çocuklara: "Tuzlanın ki kokmayasınız " diyor. Bu yaklaşım bana kaba geliyor.

Göldeki su yüzeyinde ışık kırılmaları. Kor bir renk, o kadar da çarpıcı görünüyor ki bir ara gözlerimizi onlardan alamıyoruz. Ufukta bembeyaz bir çizgi. Göl beyaz çizgilerle çerçevelenmiş gibi. Bir leylek sahilde tek başına suyun içinde duruyor. Orada bir yalnızlık simgesi gibi. Sanki fotoğrafının çekilmesini bekliyor. Belleğime alıyorum onu da.

Aksaray a yaklaşıyoruz. Yol kenarında bir akasya ağacının altında piknik yapıyoruz. Akasya gölgesinde serinlik ruhumuza siniyor. Buğday başakları yan yatmış, helezonlar çizilen yerler. Yılmaz Bey çoraplarını da çıkarıyor toprağa ayaklarını değdiriyor. Buğday çeşitlerini konuşuyoruz. Kara buğday, uzun kılçıklı buğday, kılçıksız buğday, Erzincan da kırık buğday, bizde köse buğday deniyor. Bulgurluk buğday olarak da bilinir. Birkaç başak koparıyorum, kılçıklarını temizliyorum, avucumun içinde buğdayları öğütüyorum, fakat, bir türlü buğday taneleri ortaya çıkmıyor. Üzerindeki kepekleri de temizlemeye çalışıyorum bir türlü olmuyor. Vazgeçiyorum, atıyorum. Başakları avucumda öğütürken ellerim acıyor. Biz tarlalarda çalışırken başakları, nasırlı ellerimizle nasıl da öğütüyor, buğday tanelerini ağzımıza atıyor çiğniyorduk. Bu hevesimiz kursağımızda kalıyor.

Aksaray üzerinden Adana ya gitmekten vazgeçiyoruz yönümüzü Nevşehir e çeviriyoruz. Hasan Bey, Yeraltı şehrinden söz ediyor, niyetimiz birden değişiyor. Nerden nereye. Biz doğrudan Adana ya niyetlenmişken, yol bizi bir başka yöne çekiyor. Bazı yerler görmeden anlatılamazlar.

Yol ayrımında bir camide öğle namazımızı eda ediyoruz. Yeni yapılmış bir mescit. Modern bir mimari. Mihrabın içinde aşağıya doğru uzatılmış ağaç sarkaçlar, siyah çerçevelerle çevrelenmiş. İlginç bir görüntü vermiş, aydınlatma için kullanılan klâsik tarzlı lambaların içine parlak ampüller konmuş, bunlar uymamış, onun gizemini azaltmış.

Hasan dağını sağımıza alıyoruz. Nereye gidersek bizimle yol ve yön alıyor. Yolda orta yaşlı biri bize el kaldırıyor, alıyoruz. Kayseri ye gidecekmiş, annesi ameliyat olmuş, biz çok gitmeden başka bir yöne gitmek zorunda olduğumuz için onu indirmek zorunda kalıyoruz. Ihlara, Nevşehir yönüne dönüyoruz.

İlk kez geçtiğim yollar. Aşırı bir sıcak var, insanlar ortalıkta pek görünmüyorlar. Ihlara vâdisini teğet geçiyoruz. Yeraltı şehrine giderken arabayı güneşin altına bırakıp kapıdan iniyoruz.