Yol ayrımı: 2019

Abone Ol

2050’de dünya 10 milyar, Türkiye ise 95 milyon nüfusa erişecek. Bugün dünya genelinde % 54 olan kentleşme oranı 2050 yılında % 66’ya, Türkiye’de % 77’ye ulaşmış kentleşme oranının da, % 88’e çıkacağı varsayılıyor. Bu durum, fırsatlarla risklerin iç içe olduğu yeni bir yol ayrımının göstergesidir! Çünkü sürdürülebilirlik ve kalkınma ters orantıda gidiyor. Nüfus artışı ve kentleşme ile artan taleplere makul cevaplar üretilmesi ve bunun kısa zamanda ve rantabl olabilmesi için yeni yaklaşımlar gerekiyor.

Bugün dünya nüfusunun 7.8 milyar kişi olduğunu düşünürsek bunun 4 milyarı gelişmekte olan ülkelerdedir. Sadece Çin ve Hindistan’ı topladığınızda 3 milyar kişi yapıyor. Kalkınma adına örnek olarak Batı’yı alıyorlar. Halbuki Batı ekosistemi harap ederek buralara geldi. Bu açıdan Batı’yı takip etmek yerine, yapılan her faaliyetin içerisinde Ar-Ge oluşturarak tüketici-çevre-katma değer dengesi yakalanmalıdır.

Bu yol ayrımını fark eden şirketler kaynaklarını doğru kullanmak adına iş modellerini değiştirmeye çabalıyor. Vizyon, misyon, kâr ve büyüme yerini sürdürülebilirliğe bırakıyor. Şirketler sürdürülebilir değilse, bunları sağlayamıyor demektir. Ekonomi ve sosyal hayat bir bütün olarak iş modelinin içinde yer alması gerekiyor. Şirket veya kurumsal çıkarların toplum çıkarları ile çatışmadığı ekonomi ve kâr anlayışı ile sosyal hizmet yolculuğu başlıyor. Ancak Türkiye, enerjisinin büyük kısmını inovasyonla geçirmesi gerekirken, vaktinin büyük bir bölümünü regülasyon uyumuna harcıyor. Üstelik envanter kayıtlarının zayıflığı ve plansız uygulamalar, yeni dalgalanmalara yol açıyor.

Türkiye’nin kalkınması için her konunun daha üst başlıklara taşınması ve imkanların “havza ve sektör” yaklaşımıyla değerlendirmesi gerekiyor. Aksi takdirde verimli olmaya çalışsak da gerekli etkinliği sağlayamayacağız. Yol ayrımını iyi anlayabilirsek, yaklaşım biçimini de bu ölçüde geliştirebiliriz. 1969 şartları o günün yöneticilerine hangi sorumlulukları yüklüyor ise, bugünün şartları da bugünün yöneticilerine aynı sorumlulukları yüklüyor. Yeter ki, 50 yıllık mirası yorumlayarak geliştirebilelim, saygı adına putlaştırılarak hayatın dışına itmeyelim.