Her ay bazı kurumlarca yapılan araştırma sonuçları açıklanıyor. Açıklanan verilerin açlık ve yoksulluk sınırını gösterdiği hatırlandığında toplumun refahta değil, yoksullukta birleştirilmekte olduğu dikkat çekiyor. Hemen belirteyim ki, toplumun büyük bir kesiminin geliri açlık ve yoksulluk sınırının altında kalıyor. Yapılan açıklamalar bunu gösteriyor. Bu sonuçlara bakarak iktidarların görevi toplumu büyük oranda belli bir refah seviyesine getirmek iken görünen o ki, ücretliler ve emeklilerin milyonlarcası açlık ve yoksulluk sınırının altında bir gelire sahip oldukları anlamına geliyor. Her ne kadar emeklilerin ve ücretlilerin maaşlarının artırılmasını öngören toplantılarda genellikle ölçü olarak asgari ücret alınıyor. Genellikle de alınan en az ücretler genellikle açlık sınırı rakamına bile ulaşmıyor. Söz gelimi en az ücret alan emeklilerin aldığı miktar 7 bin 500 lira iken, asgari ücretin 8 bin 500 lira olduğu düşünülecek olursa sanki insanımızın büyük çoğunluğu açlık sınırında buluşuyor, buluşturuluyor. Bu arada yoksulluk sınırını fazlaca düşünmeye bile gerek kalmıyor. Son olarak Birleşik Metal-İş Sendikası’nın açıkladığı rakamlara göre açlık sınırı 10 bin 72 lira, yoksulluk sınırı ise 34 bin 838 liraya çıkmış. Bu rakamlara göre ülkemizde yoksulluk sınırının üzerinde ücret alanların diğer çalışanlara oranı ne kadardır diye insan sormadan edemiyor
Çünkü normal olan çalışan bir insanın insanca yaşabileceği bir gelire sahip olması gerekir. Eğer bir insan hem çalışıyor hem de geliri açlık ve yoksulluk sınırının altında kalıyorsa, bu durum toplumun büyük kesiminin yoksullukta buluşturulduğunu göstermez mi? Yani bir kişi çalışıyor olmasına rağmen açlık ve yoksulluk sınırının altında bir gelire sahipse bu halin izah edilebilir bir yanı olabilir mi? Toplumun yoksullukta birleştiriliyor oluşunun sorumluları yöneticiler değil midir? Çünkü ülkeyi yönetenler toplumun refah seviyesini artırmakla görevlidirler. Eğer bu yapılamıyor, insanlar ailelerini geçindirmek için alın teri döküyor olmalarına rağmen ekonomik olarak yoksulluktan kurtulamıyorlarsa ortada ciddi bir yanlış var demektir. En kısa zamanda işin bu yönüne kafa yormak, ülkenin içine yuvarlandığı ekonomik çıkmazdan kurtulmasına çare aranmalıdır.
Çünkü eskiden senede bir idi şimdilerde senede iki defa çalışanların ve emeklilerin ücretlerinde artış gündeme geliyor olmasına rağmen kitlelerin açlık ve yoksulluk sınırından kurtulmaları mümkün olmuyor. Buna karşılık sayıları toplumun yüzde 20’sini geçmeyen bir kesim sürekli zenginleşirken geriye kalan yüzde 80 yoksullaşıyor, yani ekonomik sistem sadece zenginleri biraz daha zenginleştirmeye çalışıyor, toplumun orta gelirli kesimi de hızla yoksullaşıyor, buna bir de sürekli artan kiralar sebebiyle giderek dar ve sabit gelirliler tüm güçleri sadece oturdukları evin kirasını ödeyebilmek için çalışıyorlarsa hep birlikte insanımızın refahını artıracak adımların atılması gerekiyor.
Seçim dönemlerinde oy avcılığı için kesenin ağzının açılıyor olması da insanımızın derdine derman olmuyor. Buna bir de seçim öncesinde verilen sözler seçimlerin ardından unutuluyorsa bu durum giderek devlet ile millet arasındaki kaynaşmaya zarar verecek, toplumsal kucaklaşmanın yerini kamplaşma alacak olursa bilinsin ki, ülkenin kaynaklarının büyük bir bölümünden yararlanan mutlu azınlık da zarar görecek, sıkıntıya düşecektir. Çünkü toplumsal huzur sadece madde ile değil aynı zamanda toplumsal kaynaşma ile ilgilidir.