Yokluk bize, zorluk bize, mutluluk size, öyle mi?

Abone Ol

Müslümanlar, muhacir nüfusunun çoğunluğunu teşkil ediyor.

Müslümanlar, yeryüzünde, en çok zulme uğrayan insanlar… Kendi topraklarında, göç ettikleri yerlerde, güç sahiplerince horlanan, dışlanan, öldürülen insanların adı oldu, Müslümanlık…

Geri kalmışlık bizde… Gelir seviyesinde, alt ve üst tabakaların uçurumu bizde. Adaletsizlik, düzensizlik yine bizde.

Neden ama?

Göç edenlere bakıyorsunuz… Göçe zorlananlara göz atıyorsunuz, hemen hemen hepsi, Müslüman.

Fakir bırakılmış, zayıf düşürülmüş, okutulmamış, okul yüzü görmemiş toplulukları listeliyorsun, üst sıraları yine islam ülkeleri işgal ediyor.

Niye ama?

Beyin göçünün en yoğun yaşandığı ülkeler bizim ülkeler… Yine, dışa bağımlılığı en yüksek olan memleketler, bizim memleketler.

Tabanının sözcüsü, hizmetkârı olmak yerine, başkalarına ve kendi istikballerine hizmet eden yöneticilerin bol olduğu beldeler, yine bizim Müslümanların yaşadığı coğrafyalardır.

Bu durumu değiştirmek için mücadele veriyor muyuz? Halimizi başkalaştırmak için çabamız var mı? Ümmet, ne yapıyor? Millet ne yapıyor? Müslümanlar, mevcut durumdan bizarlar mı? Yoksa olup biteni kanıksadılar mı?

Kanıksamak… Aslında, öldürücü zehir, zulme, yanlışlığa, yavaş ölümlere alışmaktır, onlarla yaşamayı becermektir.

Gittikçe, dayatılan zulme boyun eğmeyi hayat sanan bir zihniyet türedi.

Zalim idareci karşısında dahi susma diyen bir dinin mensupları… Zalim karşısında, dik durmayı emreden islamın mensupları, nasıl olur da, aşağıların aşağısı bir duruma razı olabilirler, bu hal üzere yaşamayı, hayat bilirler?

Ümmet… Ümmetin psikolojisi, sosyal hayatı, ekonomik durumu nasıldır, nasıl değildir?

Her kötülüğü, dışardaki düşmanlara bağlamak gibi bir kolaycılığımız var yıllardır… Emperyalistler, zalimler, kapitalistler deyip dururuz… Kendimizi unuturuz hemen… Yapmamız gerekenleri, ödevlerimizi, farzları, sünnetleri kulak ardı ederiz.

Namazın, abdestin farzları ve sünnetleri gibi, hayatın, duruşumuzun, mücadelemizin, görevlerimizin farzları ve sünnetleri vardır.

Elimizle, dilimizle, buğzumuzla düzelteceğimiz yanlışlar vardır.

Alçak yürüyüşü, dışarıya bağlayıp, varolan sorumluluğumuzu yok etmek, ne derece doğrudur?

Gerekenleri yapabiliyor muyuz? Hayat karşısında… Yanlışlıklar karşısında, farzlara sarılarak, iyiyi çoğaltıp, kötülüğü azaltma yoluna gidiyor muyuz?

Ümmetin içler acısı haline bakarak, bütün müslümanlara dönüp, onları yeniden ayağa kaldıracak sesi verebiliyor muyuz?

Kıyama… Dik durmaya… Zulüm karşısında gerekenleri yapmaya, dünya Müslümanlarına işaret verebiliyor, ortak dille, zorlukları yok edebiliyor muyuz? Zorluklar, yokluklar bize… Mutluluk ve huzur, zalimlere, sömürgecilere kuralını… Alışkanlığını altüst etmek için, hadi bismillah diyebiliyor muyuz?

Amerika’yı, sömürgeci Batı’yı toptan suçlamak en kolayı… Sen ne yapıyorsun, ben ne yapıyorum, ümmet ne yapıyor?

Mühim olan bu değil midir? Zulme, sömürgeyi… Ümmete vurulmuş prangayı yok etmek için sahi, bizler ne yapıyoruz?

Vicdanlarımız rahat mı?