Türkiye gündemi öylesine yoğun, yorucu ve karamsar bir tonda ki, insan hangi konuya değineceğine karar vermekle bu zihnen ve bedenen yıpratıcı gündeme dahil olup olmamak arasında gidip geliyor.
Bir gün toplumun şiddet sarmalına sürüklendiği konuşuluyor, korkunç cinayetlerin, 3. sayfa haberlerini aşıp da tam orta yere konumlanan türlü çeşitli sapıklıkların, kavga gürültünün, sıradanlaşan medeniyetsizleşmenin peşine takılıp birkaç gün “ah vah” ediliyor.
Sonra siyasi ve elbette ki faydasız bir polemik gündemi işgal ediyor. Küfürler, hakaretler, had bildirmeler havalarda uçuşuyor. Herkes birbirini türlü çeşitli kötü sıfatlarla suçluyor, yaftalıyor, bu vesileyle de toplumu gerdikçe geriyor. Siyasi jargona girdiği haliyle aslında “safları sıklaştırmış” oluyor, yani fazladan iki tane oy alabilmek uğruna bu ülke insanları birbirlerine karşı kışkırtılıyor. Sonra bir gün bakıyoruz ki, siyasi rakipler birbirlerini “kırdıysam özür dilerim” jestleriyle ve “bu işin doğası böyle” bahaneleriyle pışpışlayabiliyor.
Bu arada, eğitimin hal-i pür melali, 21. yüzyılda okullarda temizlik malzemesi ve görevlisi bile olmayışı adamakıllı gündemde yer bulamıyor kendisine mesela. Veya ekonomik yetersizlik nedeniyle üniversiteyi bırakmış yüzbinlerce öğrenci de konuşulmuyor. İşsizliği öteleme müessesesine dönüşmüş ama sayılarıyla övünülen işlevsiz kasaba üniversiteleri de gündemde yok haliyle.
Derken insafsızlığın, vicdansızlığın en adi numunesi olarak “yenidoğan çetesi” dökülüyor ortaya. Bakanlığı dolandırıp para alabilmek uğruna bebekleri öldüren bir çete! İşin tuhafı, kamuoyu şoka giriyor, afallıyor ama birkaç gün sonra o da normalleşiyor. Ve ortaya dökülen iddialar ve gerçekler, bu çetenin benzerlerinin ilaç, yoğun bakım, yaşlı, diyaliz vs vs diye Anadolu’yu kapladığı yönünde. Şu fiyaskonun siyasi bir neticesi ise elbette olmuyor.
“Birden bire gelen bir ilhamla” İsrail’in bize saldıracağını keşfeden iktidar, 22 yıl boyunca BOP tehdidinden ve Büyük İsrail projesinden bahsedenlere yine de inanmış gibi durmuyor bu arada. 22 yıllık bilanço, Irak işgaline tezkereyle verilen destekten, Suriye’deki iç savaşı körüklemeye, İsrail’le zımnen yürütülen müttefik ilişkisine ve 7 Ekim 2023’ten 1 ay önce bile Netanyahu’yla yürütülen “enerji projesine” kadar hayli soru işaretleri barındırıyor çünkü.
Bütün bu gündem kalabalığı içinde, ekonominin hiçbir umut vaat etmeyen hali arada kaynatılıyor. Yeni ekonomik program seçimden sonra yeniden ekonominin başına getirilen Mehmet Şimşek’le enflasyonu düşürmeyi amaçladı. Bu uğurda faizler artırıldı, sözümona tasarruf paketi açıklandı ve beklendiği üzere vatandaşın vergi yükü artırıldı.
Yaz aylarıyla birlikte baz etkisiyle beraber enflasyonun düşeceği zaten aylar öncesinden belliydi ve beklendiği gibi de oldu. Enflasyon düşüyor denilen bundan ibaret yani. Düşüyor dense de enflasyon aylık bazda güçlü seyrini de koruyor. Bu sebepten dolayıdır ki açıklanan Enflasyon Raporu’nda da bu durumdan risk olarak bahsediliyor. Ve yine bu sebeptendir ki Ekim, Kasım’da başlaması beklenen faiz indirimlerinin 2025’e ötelendiği belirtiliyor.
Yine enflasyonla mücadele gerekçe gösterilerek Temmuz ayında da asgari ücrete zam yapılmadı. Tüm diğer vergilere bol kepçe yapılan zamlar, ücretlere gelince “enflasyonla mücadele” bahanesiyle es geçildi. Zaten geçinemeyen milyonlar, hem eriyen gelirleri hem de artan vergi yükü nedeniyle bankalara borçlu şekilde yaşamaya çalışıyorlar.
Ekonomik tablo umut vaat etmeyi bırakın geleceğe dönük endişeleri artırıyor. Kredi kartı limitinden vergi ise tam bir trajikomik durum! Bunun savunma sanayi haricinde başka bir yere harcanmayacağı ifadeleri ise deprem vergilerini hatırlatıyor. Ve tartışmaların yaşandığı zaman da Maliye Bakanı olan Mehmet Şimşek’in “duble yollara harcandı” açıklaması da hafızalarda hala. Benzer şüphe bugün de mevcut.
İktidar adı konmamış bir IMF programını zerrece farkı olmadan uyguluyor. Yüksek faiz yüksek vergiler, yüksek enflasyonun ve kötü ekonomi yönetiminin sorumlusu halkmış gibi vatandaşın sırtına yüklendi. Son 5 senede hızla fakirleşen halk, biraz da böyle yoksullaştırılıyor. Yine faizciler kazanıyor, orta direk ve yoksullarken malum kesimlere servet transferi yapılıyor.
Gündem ne kadar yoğunlaşırsa, ne kadar kalabalıklaşırsa ekonomideki fiyasko da o kadar perdeleniyor. Yüksek faizle iliği kemiği sömürülen ve bankalara mahkum edilmiş milyonlar, en vahşi kapitalistin bile yapamayacağı bir ekonomik manzarayı işaret ediyor.