Devletler, sahip oldukları gücü ve nüfuzlarını çoğunlukla
olduğundan çok ve azametli gösterme eğiliminde olmuştur. Diplomasinin gereği
zaman zaman haddinden fazla bir iddialı ve cüretkar olmak durumu söz konusu
olabilir. Ne de olsa, düşmana karşı zayıflığını belli etmemek kadar ne kadar da
güçlü olduğu mesajını vermek de bu bilek güreşi nin bir parçasıdır.
Devletler için gerektiğinde sembolik de olsa güç
gösterilerinin, bazı meydan okumaların yapılması da gerekir. Sahip olunan gücün
cilalanmış bir imaj, değerli bir itibarla da desteklemesi şart olabilir.
Amerika nın sahip olduğu süper gücü sürekli ve bilinçli
bir propaganda makinesiyle desteklemesi, popüler kültür argümanlarıyla
etkisini ve hegemonyasını genişletmesi önemlidir. Amerikan film endüstrisi
Hollywood, sadece su gibi para harcayıp para kazanmaktan da öte amaçlar için de
vardır. Dünyanın her yerindeki insanın zihninde Kızılderili kötü, süvariler
iyi veya barbar Vietnamlılara karşı uygar Amerikalılar gibi imajlar öyle
veya böyle kazınmışsa, bu işi ciddiye almak gerekir demektir.
Soğuk Savaş dönemindeki kıyasıya rekabet ve nükleer
silahların gölgesinde mecburen kurulan dehşet dengesi , ABD ile SSCB nin
propaganda savaşını da beraberinde getirdi. Sıcak temasa girmeyen bu iki gücün
belki de en hararetli çatışma alanı olarak propaganda sahasını görmek
mümkündür. Birinin geliştirdiği silahın daha iyisinin diğeri tarafından ortaya
sürülmesi, uzaya gitme yarışı, düşman ülkelerde yürütülen karşı istihbarat
faaliyetleri ve bunlardan türetilen efsaneye doğru kayan hikayelerle iki taraf da
hem kendisini olduğundan güçlü gösterdi, hem de duruma göre karşı tarafı
gözünde büyüttü. Soğuk Savaş ın algılara hitap eden sıcak bir yönü oldu bu.
Devletlerin itibarı açısından sembolik veya detay gibi
görünen birçok husus, bir bakmışsınız ki en sert diplomatik notadan veya bir
askeri operasyondan daha etkili ve kalıcı bir mesaj vermiş. Askerlerimizin
başına Süleymaniye de Amerikan askerleri tarafından çuval geçirilmesi olayını
hatırlayalım. Olayın ardından Türk tarafının tavrı, ABD ye nota verilip verilmeyeceğine
dair bir soruya verilen Ne notası veriyorsunuz, müzik notası mı acziyetinde
somutlaşmıştı. Halbuki ABD nin mesajı açıktı ve 1 Mart tezkeresinin Türkiye
tarafından çıkarılamamasının hesabını sormuştu kendince. Bunu diplomatik
yollarla veya kamuoyu önünde herhangi bir şekilde yapmaya kalksalar bu etkiye
ulaşamazlardı kesinlikle.
Benzer propaganda yöntemleri İsrail in de çok kullandığı
araçlardandır. Özellikle de İsrail gizli servisi MOSSAD ın efsanevi(!)
operasyonları üzerinden böylesi bir yenilmezlik ve korkusuzluk mesajı verilmeye
çalışılır. Onun yanında, film endüstrisi marifetiyle sürekli taze tutulan
soykırım meselesi de vazgeçilmezlerindendir.
İran ın, `79 daki devrimin ardından Humeyni yanlısı
öğrenciler eliyle ABD Elçiliğini basıp personeli 449 gün rehin tutması da,
sadece öğrencilerin gerçekleştirdiği bir eylemden çok ötesidir elbette. ABD
Başkanı Carter ın, seçimi Ronald Reagan a karşı kaybedip görevi bıraktığının
akşamında rehinelerin serbest bırakılması da açıkça bir mesajdır. Bir yandan
Carter cümle aleme aciz bir başkan olarak lanse edilip rezil edilmekteyken,
öte yandan da İran Devrimi nin ne kadar güçlü olduğu gibi bir mesaj verilir
dünyaya. Elbette ki, 1953 teki CIA destekli Musaddık darbesinin öcü de
alınmıştır. Bilindiği üzere Musaddık, seçimle işbaşına gelmiş ve petrolü Batılı
emperyalistlerin elinden alarak millileştirmiştir.
Türkiye de, basın eliyle bunu yapmaya çalışıyor. Ancak
Türk basınının klasikleşmiş güce tapınan ve iktidardan yana olup hakkı unutan
tavrı ve neticesinde de gerçek yerine ucuz propaganda ya ağırlık vermesi,
önceleri Türkiye yi bölgenin lider ülkesi olarak sunsa da; gelişmeler, bu
cilanın dökülüp Batılı emperyalistlerin kuyruğunda koşan bir model ortak
olunduğu gerçeğini yeniden önümüze koymuştur. İmajı parlatmak da şarttır, ancak
temelsiz iddialarla bu iş olmaz. Desteksiz iddialı olmanın neticesi yitip giden
bir itibar olacaktır.