Yıllık Hikâye

Abone Ol

Şimdi size bir hikâye anlatacağım. Ancak bu hikâye, sizin bildiğiniz sıradan bir hikâye değil. Günümüzde bütün Ortadoğu’nun yangın yerine çevrilişini, ülkemiz üzerinde oynanan bütün oyunları, ülkemize yönelik bütün saldırıları ve terör hâdiselerini aydınlatacak bir hikâye… 

Yaklaşık 2600 sene önce Babil Kralı Buhtunnasr (İbranice ismiyle Nebukadnezzar-M.Ö. 605-562), Kudüs’teki Yahudilerin ayak oyunlarına, arkadan kuyularını kazmalarına müthiş öfkelenmiş ve M.Ö. 586 yılında ordusuyla ikinci defa Kudüs’e girerek şehrin altını üstüne getirmiş, meşhur Süleyman Mabedi’ni yıkmış, Yahudileri de sürgün etmiştir. Dünyanın dört bir yanına dağılan Yahudilerin o günden itibaren en büyük rüyaları; tekrar Kudüs’e dönmek, Süleyman Mabedi’ni yeniden inşa etmek, ilk önce Nil’den Fırat’a kadar büyük bir Yahudi devletini kurmak, sonra da bütün dünyaya hâkim olmaktı. Peki, bu rüyanın, daha doğrusu hikâyenin şimdi hangi kısmındayız ve bugüne gelinceye kadar neler oldu? Kısaca özetleyelim:

Kur’ân-ı Azimüşşan; Yahudilerin Peygamber katili oluşlarını, “Üzeyir Allah’ın oğludur” diye şirk koşmalarını, “Allah cimridir” diye küstahlaşmalarını, nankörlüklerini zikreder ve onların her zaman “harp ateşini tutuşturmaya çalıştıklarını” beyan buyurur. Dünyadaki belli başlı büyük savaşlarda, milyonlarca insanın hayatının kaybolmasına yol açan ihtilâllerde hep Yahudi parmağı vardır. I. Ve II. Dünya Savaşı’nı tezgâhlayanlar onlardır. Bunlardan birincisini Osmanlı Devletini yıkmak ve Kudüs’e biraz daha yaklaşmak, ikincisini ise, dünyanın dört bir yanındaki, bilhassa Avrupa’daki Yahudilerin ayak takımlarını daha sonra “İsrail” olarak ortaya çıkacak yerde toplamak için tezgâhlamışlardır. Yahudiler 1897’de Basel’de yaptıkları toplantıda, “yüz yıl sonra büyük İsrail’i gerçekleştirmeyi” planlamışlardır. İşte BOP da, “Arap Baharı” da, ülkemizin başına bela olan PKK terörü de, FETÖ terör örgütü de bu planın bir parçasıdır. 

Şöyle etrafınıza bir bakın; Afganistan’dan Bosna’ya, Çeçenistan’dan Karabağ’a, Somali’den Yemen’e, Irak’tan Suriye’ye bütün İslam coğrafyası viran olmuş, oluk oluk Müslüman kanı akıtılmış; İsrail ise yerli yerinde duruyor. Yahudilerin keyfi yerinde. Ellerini ovuşturuyor, göz diktiği yerlerin Müslüman nüfustan arındırılmasını, viran edilmesini keyifle seyrediyor. 

Osmanlı bünyesine sızdıktan sonra paralel devlet yapılanmasına giden Yahudi komitelerinin en büyük planlarından biri de FETÖ paralel devlet yapılanması idi. Bu plan yalnızca ülkemize münhasır değildi. 160 ülkede açılan okullarda yetiştirilecek kalifiye elemanlarla o ülkeler ele geçirilecekti. Bu yapılanmanın sözde elebaşısının sözlerine ve yaptıklarına bakıldığında nasıl dehşetli bir plan yapıldığı görülür: Müslüman nüfusa Kur’ân’la muaraza eden görüşler benimsetilerek mürtet edilecek, işgal planlarına ses çıkarmaz hale getirilecekti. Basiret sahipleri önceden bu planı sezecek ve elebaşının söylediklerine bakarak mahiyetini keşfedeceklerdi. Irak’ta, Suriye’de ve dünyanın dört bir yanında oluk oluk Müslüman kanı akıtılırken tek cümlelik kınama mesajı yayınlamayan, tek damla gözyaşı dökmeyen mahut şahıs, Saddam’ın Tel Aviv’e fırlattığı bir-iki füze ile birkaç Yahudi’nin ölmesi üzerine, “Masum Yahudi çocukları ölüyor, buna ağlıyorum!” şeklinde açıklama yapacaktı. 31 Mart hâdisesi ile 1908’de Sultan II. Abdülhamit gibi bir idareciyi devirenler 15 Temmuz’da bir darbe, daha doğrusu işgal hareketine teşebbüs edeceklerdi. Hedefe ulaşmak için Hıristiyanlarla, Budistlerle, ateistlerle de işbirliğine girmişlerdi. Cenab-ı Hakk’ın lütfuyla bu dehşetli plan akim kaldı. 

2600 yıllık hikâyenin final bölümüne gelmiş bulunuyoruz. Peki, finalde ne olacak? Onu da Peygamber Efendimiz (S.A.V) söylemiş. Meraklıları arayıp bulsun, okusun.