Yıllardır içimde sakladığım, soramadığım soru!..

Abone Ol

1993 yılının dördüncü çeyreğiydi.

Turgut Özal’ın Nisan 1993’te vefatının ardından Süleyman Demirel Köşk’e çıktı.

“Baba”nın yerini de “Sarışın Güzel Kadın” Prof. Dr. Tansu Çiller aldı.

Siyasette fırtınalı yıllardı…

Genel Başkan olmasının ardından Çiller’i bekleyen en büyük sınav 1994 mahalli seçimlerdi.

Hani, Milli Görüş’ün şahlandığı, Refah Partisi’nin tüm barajları yıkarak İstanbul ve Ankara gibi yıllardır yaban ellerde bulunan kaleleri teslim aldığı, ardından da efsane başarılara imza attığı o seçimler…

Seçimler öncesi aday adayları TBMM’de parti gruplarının kapısını aşındırıyor, kendilerini gösteriyordu…

Bu partilerden biri de, ilk kadın Genel Başkan sıfatıyla o koltukta oturan Çiller’in liderliğindeki DYP idi.

***

O gün, TBMM’nin ikinci katında bulunan DYP Grubu’nda olağanüstü bir hareketlilik dikkatimi çekti.

Çiller’in makam odası birbirine geçen iki odadan müteşekkildi.

İlk odada randevu bekleyen misafirler için koltuklar, bir de sekreter vardı.

Sözünü ettiğim hareketliliğin sebebi kalabalık bir gruptu.

Gurubun en arkasında, o uzun koridora, kırmızı halılara en yakın bölümde 1.70 boylarında, kolunda çantası, mütevazı giyimli, hafif toplu bir hanımefendi kendini çok uzaktan bile belli ediyordu.

Meraklı gözlerle grubun önüne doğru bakıyordu.

Bugünden baktığımda belleğimde en fazla yer eden o hanımefendinin “başörtüsü” idi…

Çene altından bağlanan, biraz fazlaca renkli bir başörtüsü…

Bu hanımefendinin adı Meral Akşener’di.

1994 Mahalli seçimlerinde DYP’den Kocaeli Belediye Başkan adaylığı için Çiller’le son görüşmesini gerçekleştiriyordu…

***

Neredeyse 20 yıl sonra, bu yıl, Mekke’de Cidde Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşelik binasında Bakan Nihat Ergün’ün yanında başörtüsü ile oturan TBMM Başkanvekili Meral Akşener’i görünce, zihnime kazınan yukardaki fotoğraf aklıma geldi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Hac ibadetini yapmaya gelen Meral hanım, orada başını örtükten sonra Türkiye’de de başını örtmeye devam eden diğer AKP’li vekillerin arasında son derece sempatik bir görüntü oluşturuyordu.

Gelelim o soruya;

Şu soru beni yıllarca kemirip durdu;

- Meral hanım, ben sizi yıllarca önce başörtüsü ile gördüm. Başörtünüzü neden çıkardınız Aileniz mi öyle istedi Ya da yakın çevrenizde böyle bir karar mı aldınız Ya da bu tutumunuzun sebebi nedir

Bu soruyu sorarken, asla Meral hanımı köşeye sıkıştırmak, hesap sormak gibi bir amacım yok.

Olamaz da…

Kendi kararıdır, elbette saygı duyarım.

Sadece merak ettim…

Ve bir şeyi daha merak ediyorum;

- Meral Akşener de, hacdan dönem öteki vekiller gibi sürekli örtünmeyi düşünüyor mu, acaba

Nasılsa yasal engel olmadığı da anlaşıldı.

Mensubu olduğu parti de bu misyona karşı değil.

O halde Meral hanımefendi, “Görev başında iken başı örtülü görev yapan ilk TBMM Başkanvekili” ünvanını alır mı, acaba

Kim bilir

Mesnevi’den Pedagojik Telkinler Ya Da Süleyman Doğan

Doç. Dr. Süleyman Doğan, tanıdığımdan bu yana kendisini sürekli geliştiren, yenileyen bir akademisyen.

Fırat, Abant İzzet Baysal, İstanbul, Trakya ve Fatih Üniversitesi’nde çalıştı.

2009’dan beri Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümünde Öğretim Üyesi olarak görev yapmakta.

Süleyman Doğan’ın benim gözümde silinmemecesine canlanan, en parlak fotoğrafı ise Afganlı mücahitlerle siperlerdeki fotoğrafları…

Yıllarca haber ve fotoğraf gönderdi Süleyman, Afgan mücahitlerinden, Hindikuş Dağları’ndan.

Bir dönem Rusya’ya karşı mücadele veren Afganlı mücahitlerin eli, kolu, habercisi oldu…

***

Yeni bir kitabı çıktı, Süleyman’ın; “Mesnevi’den Pedagojik Telkinler”.

Şöyle diyor, yeni kitabına ilişkin sevgili Süleyman;

“Bu kitap uzun soluklu bir çalışmanın ürünüdür.

Mesnevi’den hikâyeler seçerken bir hayli zorlandığımı söylemek zorundayım.

Zira hikâyeler bazen bir yerden başlıyor ve hikâye içine hikâye giriyor. İç içe giren bazı hikâyeleri çıkartarak kısalttım.

Çünkü 21. asırda ve internet çağında okumayla arası açılan günümüz insanları uzayıp giden hikâyelerden bıkmakta ve hikâye okumaya fazla zaman ayıramamaktadır.

Kitapta hikâyeleri italik olarak cilt ve beyit numaralarıyla birlikte sonda verdim.

Hikâyelere yorum, görüş, fikir ve telkinleri bu hikâye çerçevesinde yapmaya çalıştım.

Bugüne kadar Mesnevi’deki hikâyeleri pedagojik olarak belli bir yöntem dâhilinde yorumlayan pek az olmuştur.

Bu çalışmamda özellikle Mevlana’nın Eğitimci Kişiliği (Özdemir, Ş., 2011); “Mevlana’nın Eğitim Anlayışı” (Bayraklı, B., 1991); Divan-ı Kebir’de Mevlana’nın Eğitim Görüşü (Usta, M., 1995); Mevlana’nın Eğitim Görüşleri (Ergün, M., 1991) isimli çalışmalardan yararlandım.

Yazarlarına ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Ayrıca bu alanda yazılmış lisans ve lisansüstü tezleri, kitapları da gözden geçirdim.”

“Mesnevi günümüze kadar birçok dile çevrilmiş ve hala çevrilmekte olan evrensel bir hazinemizdir.

Ben de, böylesine bir hazinenin insanlığa pedagojik ve eğitim açısından yararlı olmak için bu kitabı yazdım.

Bir nebze de olsa faydalı olursam kendimi bahtiyar addedeceğim.

Mevlana’nın eserlerinden anlaşılıyor ki kendisi iyi bir pedagog, Mesnevi adlı şaheseri de bir pedagoji kitabıdır adeta.

Mevlana, eğitimin insanın yaratılış gerçeği üzerine kurulmasını, kişilerin tabiatlarındaki sanat ve hünerleri geliştirmesini ve onların olgun gönüllerinin hizmetine sunulmasını istemektedir.”

Bu alanda çalışanlara faydalı olacak bir eser; “Mesnevi’den Pedagojik Telkinler”

Tavsiye ediyorum.

NOT:  Bugün 4 Kasım 2013 Pazartesi… İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. Cemil Çiçek, liderlerle görüşerek yeni bir süreç başlattı. Son hazırlanan Demokratikleşme Paketi sanki yeni ve sivil Anayasa çalışmalarını sekteye uğrattı, yavaşlattı. Du bakali n’olacak Her şeye rağmen yine de takipteyiz…