Yılbaşı ve kültürel erozyon!..

Abone Ol

Duvardaki takvim yapraklarını bu yılda tükettik. Ömürden 365

gün daha akıp gitti. Önümüzdeki yılın belki takvim yapraklarını bitirmek pek

çoğumuz için nasip olmayacak. Ömrü olan ömrü nispetinde takvim yapraklarını

aktaracak, vadesi gelen misafirhaneden ebedi hayata intikal edecek. Zaten hayat

denen şeyde bu değil mi Önemli olan bize biçilen ömrü nasıl ve hangi çizgide

tamamladığımız, ebedi hayata hazırlık yapıp yapamadığımız. Allah cümlemizi

inancı doğrultusunda yaşayarak dünya hayatını tamamlayanlardan eylesin.

Yarın duvarımızda yeni bir takvim asacağız. Bu takvimin

bizim kültür ve inancımızla ilgisini düşünmek gerekmekle birlikte bir yandan

Müslümanlığı kimselere bırakmazken çoğu zaman farkına varmadan bir başka

kültürün ve inancın değerlerine toplumun büyük bir kesimi olarak kendimizi

nasıl kaptırdığımıza küçük bir misal vermek istiyorum.

Hediyeleşmek güzel ve dinimizce tavsiye ediliyor. Bu bakıdan

vereceğim örnekte maksadım hediyeleşmeye karşı çıkmak ve eleştirmek değil.

Bizim inancımıza göre hediyeleşmenin belli bir günü yoktur. Gönüllerde sevgi

tohumlarının yeşermesini sağlamak için senenin her günü bu yapılabilir.

Özellikle de dini bayramlarımızda büyüklerimizi ve küçüklerimizi sevindirmek,

onları mutlu etmek görevimizdir. Çocukluğumda rahmetli dedem her bayram aldığı

hediyelerle hem  ihtiyacımı gidermiş

olur, hem de bayrama yeni giysilerle girmenin heyecan ve mutluluğunu yaşatırdı.

Bu davranış şekli şimdilerde zayıflayarak da olsa devam ediyor. Ancak, yılbaşı

yaklaşınca toplumun büyük bir bölümünde yılbaşı hediyesi alma alışkanlığı bütün

hızı ve canlılığı ile devam ediyor. Elbette, insanların kişisel

tercihlerine,alacakları hediyelere söyleyecek bir sözümüz olamaz. Ancak, olayın

resmi kurumlarda toplu hediyeleşmeye dönüştürülmüş olmasını yadırgıyorum.

Yılbaşı geldi diye okullarımızda kuralar çekilerek çocukları hediye almak

konusunda birbirleri ile eşleştirilmesini doğru bulmuyorum. Ayrıca aynı

duyarlılığın dini bayramlarımızda hatırlanmıyor olunması yabancılaşma ve

kültürel erozyonun bir ifadesi değilse nedir

Hemen belirteyim ki bu tür kampanyaları gündeme getirenlerin

inançlarını sorguluyor değilim. Ancak, yılbaşı hediyeleşmesi okullarda ve

kurslarda, hatta çeşitli kurumlarda toplu merasimlere dönüştürülmesini

anlamakta güçlük çekiyorum. Kaldı ki, bir kişi bir başkasına hediye verecekse

bunun emir komuta zinciri içinde yapılamasının mantığı yoktur. Hediyeleşmek

gönül işidir. Bunun yanında bir sevgi alışverişidir. Öğrencilerin ve

kursiyerlerin  arkadaşları ile

hediyeleşmesi güzeldir. Ancak, bunun bir de ekonomik boyutu var. Veliler ekonomik

durumlarına göre çocuklarının arkadaşlarına hediye alırlar. Değer bakımından

düşük olan hediyenin sahibi çocuk diğerleri yanında psikolojik olarak sıkıntıya

da düşebilir.

Bu bakımdan hediyeleşmenin resmileştirilmemesi, insanların

kendilerine bırakılması gerekir. Kaldı ki, yaş günü, anneler günü, babalar

günü; sevgililer günü gibi kapitalist sistemin çarklarının rahat dönmesini

sağlamının ötesinde hiçbir hedefi olmayan günler icat edilmiş, toplum bu günler

yaklaştığında istemese de kendini hediye almaya mecbur hissediyor. Çünkü,

insanlar birbirlerine aldıkları hediyeyi soruyorlar. Kısacası bugünler

vesilesiyle kapitalist sistem insan üzerinde mahalle baskısı oluşturuyor. Aynı

durum yılbaşında daha da yaygınlık kazanıyor. Diyebiliriz ki toplumlar kapitalist

sistemin çarklarını döndürmekle görevli birer malzeme durumuna düşürülüyor.

Netice itibariyle insanların hediyeleşmesi çoğunlukla sevdiklerini mutlu etmek

için değil, mahalle baskısına direnememeye dayanıyor. Özetle insanımız kültürel

erozyon ve yozlaşmanın çarkları arasında kıvranıp duruyor.