Tatiller herhangi bir kayda değer olayın sonunda ortaya
çıkar. Bu değerlerin altyapısını dini, milli, sosyal ve siyasal olaylar
oluşturabilir. Büyük felaketlerin yıl dönümleri de tatile konu olabilir. Tatil anlayışı aynı din mensuplarında,
kavimleri farklı olsa da benzerlikler gösterir. Müslümanlar için Ramazan ve
Kurban bayramlarında olduğu gibi. Hıristiyanlarda ise Yılbaşı etkinliklerinde
görüldüğü gibi
İslam; Kur an ve Sünnet eşliliğinde kendilerinden olmayan
inanç topluluklarına; inanç, sosyal ve siyasal anlamda benzemeyi yasaklamıştır.
Bu yasaklama ötekileştirmeyi değil kendi Müslüman toplumunu muhafaza etmek
içindir. Öyle ki her gün beş vakit
namazda okunması zorunlu olan Fatiha suresinin son ayetinde bizi Yahudi ve
Hıristiyanlara benzetme, onların yoluna iletme diye dua edilmektedir.
Öyleyse Müslümanların miladi yılbaşı felsefesi ve
etkinlikleri ile ilişkisi ne olabilir. Çünkü miladi yılbaşı sıradan bir tatil
ve etkinlikler günü/haftası değil. Aksine bir felsefe ve inanç içerikli
gün/haftadır. Hıristiyanların İsa nın (as) doğum günü olarak adlandırdıkları bu
anlayış sıradan bir Peygamber ya da insanın/kahramanın doğum gününü mü ifade
etmektedir. Yoksa bir anlam yüklenerek bir inancın/dinin egemenlik
faaliyetlerimi anlaşılmalıdır.
Bir peygamberin doğum gününü sıradan ve masum bir şekilde
anmak ve anlamak için yapılan hiçbir etkinliğe kimse karşı çıkmaz. Ancak O
peygamber peygamberlik vasfından çıkarılarak, tanrı kimliği verilerek, her
türlü günaha bulaştırılarak kutlama etkinlikleri içine alınacak olursa; başta
Müslümanlar ve irfan sahibi topluklar bu anlayışın karşısında
olacaklardır.
Miladi yılbaşı kutlamalarında neler öne çıkmaktadır:
Tanrısallaştırılan (haşa) İsa nın doğumu, kumar, alkol ve zinanın türevleriyle
birlikte kamuoyuna sunulmaktadır. Bu
günah ve türevleriyle Müslümanların inanç ve yaşam bakımından bir ilişkisi ve
benzerliği olamaz. Çünkü Allah ve resulü bunu yasaklamaktadır. Ayrıca Yılbaşı
felsefesini benimsemek ve içselleştirmek Müslüman olduğu söyleyen bir kimsenin
imanını tartışmaya açar.
İmani Açıdan İsa
ve Yılbaşı
İsa (as) Hıristiyan felsefede sadece bir peygamber
değildir. Kendi ifadeleriyle İsa da hem
insani hem de tanrısal özellikler bulunmaktadır, bu özellikler Meryem İsa yı
doğurmadan önce de bulunmaktaydı İsa Tanrı olarak baba ile aynı özden, İnsan
olarak da günahlar hariç insanlarla aynı özdendir. Dolayısıyla Meryem sadece
insan olan İsa nın değil Tanrı olan İsa nın da anasıdır ve ona Tanrı Anası
anlamına gelen Theotokos denilmelidir. Başka bir tanımlama ile Katolik,
Ortodoks ve Protestan teolojisine göre İsa nın birbirine karışmayan iki ayrı
tabiatı vardır, insan doğası ve Tanrı doğası. İsa aynı anda hem insan hem de
Tanrı dır. Bu iki doğanın birbirine karışmadan birleşmesine Hipostatik birleşme
denir. İsa ve Tanrı benlikte birleşirler. İsa, Hıristiyanlara göre Tanrı nın
yaşayan, diri sözüdür. Hıristiyanlar hipostatik birleşmeyi Tanrı olan İsa, kul
özünü alıp dünyada doğmuştur ama yaratılışın çamuruyla kirlenmemiştir
şeklinde açıklarlar. Bu doğan söz Tanrı nın parçası değildir, çünkü Tanrı
parçalara bölünemez. Hıristiyanlara göre üç kişilikli olan Tanrı nın özünün
ikinci kişisi ezeli söz, tarihte bir zamanda kul özü kişiliği alarak insan
bedenine girmiştir ve bu İsa Mesih dir. Bu anlayışı ve felsefeyi bir
Müslümanın onaylaması mümkün değildir.
Batıllıların İsa ve Onun doğumuna atfettikleri yılbaşı
etkinlikleri; felsefesi, tarihi ve sosyolojisi Kur an ve Sünnetin sunduğu
Tevhit ilkesiyle taban tabana zıttır. Çünkü İslam İsa (as) ve Onun iffetli
annesini öncelikle bir kul/insan kabul etmektedir. Ve İsa yı da (diğer
peygamberler gibi Âdem den son nebi Hz. Muhammed e (sav) kadar) yalnızca bir
peygamber olarak inananlarına sunmaktadır. Tüm bu gerçekleri bile bile bir
kimse miladi yılbaşı etkinliklerini gündemine alacak olursa; imanı bozan bir durumla
karşılaşması söz konusudur.
Kadir gecesi tatil ilan edilmelidir
Yılbaşı felsefesi ne İslami ve ne de insanidir. İslam
dini ile bir ilişkisi ve benzerliği de yoktur. İnsan fıtratı ile de bir alakası
yoktur. Müslümanlar açısından dini, tarihi, sosyolojisi ve kültürel bir değer
de taşımamaktadır.
Öyleyse
İslam coğrafyasında ve Müslüman ülkelerde neden Miladi Yılbaşı günü tatil
edilmektedir 1000 aya bedel olan ve Kur an ın indirildiği, Hz. Muhammed e
(sav) peygamberlik verilen gece Kadir Gecesi neden tatil ilan edilmiyor Yılbaşı tatil olmaktan çıkarılmalı. Ve
Kadir gecesi tatil ilan edilmelidir.
Davranış (ameli)
Açıdan Yılbaşı
Miladi yılbaşı etkinlikleri semavi dinlerin ve bozulmamış
insan fıtratına sahip olan topluluklar tarafından kabulü mümkün değildir. Çünkü bu etkinlikler tüm peygamberlerin günah
saydığı; büyük günahların sınır tanımaksızın işlenmesine ve görsel bir boyut
kazanarak toplumsallaşmasına neden olmaktadır. Kumarın bireyselleşmekten
çıktığı gibi yerel coğrafi bölgeleri aşıp uluslararası bir boyut kazandığı
görülmektedir. Kötülüklerin anası olarak tarif edilen alkol sınırsız bir
şekilde tüketilmektedir. Neslin devamı açısından en büyük tehlike ve olumsuzluk
arz eden zina ve türevleri; yılbaşı kutlamalarında eğlence mekânlarını, sokak
ve caddeleri, ayrıca kentlerin en büyük meydanlarını yatak odalarına
çevirmektedir. Ayrıca tüketimi kamçılaması, israfın ve savurganlığın tahmin
edilemeyecek boyutlara ulaşması bir insanlık dramını da beraberinde
getirmektedir. Açlık sınırı altında milyar rakamlarıyla ifade edilen ölümle
burun buruna yaşayan; çocuk, kadın, yaşlı ve yetişkinlerin temiz bir su ve bir
dilim ekmek için bekleştikleri bir dünyanın varlığı inkâr edilemez gerçektir.
Hele
ilahiyatçılar, tarihçiler ve sosyologlar
Toplumun şekillenmesinde, örf adet gelenek, sanat ve
yaşam tarzının oluşumunda dinin oynadığı rolün hiçte küçümsenmeyeceğini herkes
bilir. Hele ilahiyatçılar, tarihçiler ve sosyologlar Yani din toplumu inşa
eden ve sürekli kılan, millet ve devlet yapan en önemli unsurdur. Diğer bir
ifade ile bireye ve topluma kimlik kazandıran bir değerdir.
Bu süreç içerisinde yılbaşı gibi yalnızca Hristiyanlara
ait olan bu davranış biçiminin, inancın
ve kültürün; Hristiyan olmayan başta Müslümanlar olmak üzere diğer inanç ve
yaşam sahipleri için ne ifade ettiği ve nasıl sonuçlar doğuracağı; başta
ilahiyatçılar olmak üzere sosyolog ve tarihçiler tarafından değerlendirilmeli
ve toplumla paylaşılmalıdır.
Yılbaşı; çarpık İsa anlayışını ve Noel i bir kenara
koyacak olursak içerik olarak; tüketimin, ağaç katliamının, alkolün, zinanın,
kumarın, haz ve zevkin yüksek perdeden toplumun her katmanında koro halinde
icra edilmesinin adıdır. Aslında tüketim, alkol, zina, kumar ve eğlence diğer
gün ve zaman dilimlerinde de yasaların güvencesinde icra edilmektedir!
Ama yılbaşı sıradan bir hafta sonu eğlencesi değil. Bir
bütün olarak yılbaşı; yanlış İsa ve Noel anlayışı ile bir inancı, felsefeyi ve
yaşam tarzını toplumlara üflemek ve bilinçaltına işlemek gibi bir rolü
üstlenmektedir. Yani uzun vadeli de olsa farkında olmadan toplumsal hayatı
tasarlamak, yeni yaşam tarzı ve kimlik oluşturmada işlev görmektedir.
Yılbaşı ve kimlik
sorunu
Bir topluluğu ulus/kavim veya millet olarak tanımlatan
unsurlar vardır. O unsurlardan hepsinden önce bir tarih olgusuna ihtiyaç vardır.
Tarih, din, dil, sanat, örf, adet ve geleneklerle beraber modern dönemin daha
çok öne çıkardığı bayrak bir toplumu millet yapan unsurlardır.
Tarih; Din, dil, sanat, örf, adet ve geleneklerin yaşam
biçimi olarak görünürlük kazanmasının adıdır. Bir başka ifadeyle toplulukları millet yapan unsurlardır. Tarihi
verilere göre bir ulus olan nice topluluklar; din, dil, sanat, örf, adet ve
geleneklerde kendilerinden olmayan kavimleri taklit ve takip etmeleri sonucu;
tarih kitaplarında yalnızca adlarının kaldığını görmekteyiz.
Taklit ve takipler etnik olarak değişim/dönüşüm ve yok
oluşa götürürken, dini anlamda da bir savrulmayı beraberinde getirerek değişimi
daha da hızlandırmaktadır. Tabi ki bilim ve teknolojiyi bunların dışında tutmak
gerekir. Çünkü bilim ve teknoloji milletlerin anonim malıdır. Üretim boyutunda
her ne kadar patent kavramı, onu bir ulusa mal etse de; bilim ve teknoloji
tarihin derinliklerinden süzülerek gelmektedir. Adeta yuvarlandıkça büyüyen bir
kartopu gibi.
Teknolojinin değişimdeki rolünü hafife almıyorum. Eşyanın
ve mekânın ruhunun var olduğuna inanıyor ve bunun tecrübe edildiğini biliyorum.
Ancak diğer faktörler gibi önceliği yoktur.
Yılbaşı
kutlamaları ve Diyanet
Türkiye de olduğu gibi İslam ülkelerinde miladi yılbaşı
etkinlikleri devlet destekli kutlanmaktadır. Ve o gün tatildir. Müslüman
toplumun çoğunluğu da bu etkinliklere göreceli de olsa katılmaktadır. Kanat
önderleri/Diyanet İşleri Başkanlığı yılbaşının İslam da olmadığını
söylemektedirler. Ama her nedense kutlama etkinlikleri her yıl artarak devam
etmektedir.
Noel anlayışı dışında yılbaşı tarzı yaşam biçimi zaten
varlığını sürdürmektedir. Yılbaşına birkaç gün kala, yılbaşı kutlamalarının
haram olduğunu hutbelerde okumak ve gazete köşelerinde yazmak pek bir şeyi
değiştirmiyor!
Yılbaşı etkinlikleri ve benzer yaşam tarzını; yaslar,
endüstriyel ilişkiler, kültür, medya ve inanç şekillendirmektedir. Evet!
Eşyanın ve mekânın ruhu var. Sahip olunan şeyler yaşam biçimini üretmektedir.
Onlar değiştirilmedikçe yaşam algısı da değişmeyecektir.
Yılbaşı aidiyet duygusunun erozyona uğraması ve kimlik
krizinin sonucudur.