Yıkılan Şehirlerin Hikâyesi

Abone Ol

Irak halkının maruz kaldığı yaptırımlara ve ülkenin işgaline tanık olan bir hanımefendi, ambargonun sonucunda yaşanan vahametten bahsederken yakinen tanıdığı bir akademisyenin hikâyesini anlatmıştı. Hanımefendinin ifadelerine göre şehrin gözde üniversitelerinden birinde görev yapan ve sadece yetiştirdiği talebelere değil halka da çok yakın olan akademisyen, ambargo sürecinde özenle muhafaza ettiği kütüphanesini boşaltıp kitaplarını satmak zorunda kalmış. Hikâyenin bu kısmını anlatırken gözleri buğulanan hanımefendi duygularını şöyle anlatmıştı: “Onun kazancının büyük bir kısmını kitaplara ayırdığını ve kütüphanesine ne kadar özen gösterdiğini biliyorduk. Fakat siyasi hesaplar ve yaptırımlar belimizi bükmüştü ve birçok arkadaşı ülkeyi terk edip kendilerine yeni bir hayat kurarken hocamız, ‘Burada doğdum ve burada öleceğim’ demiş, bizimle beraber mahrumiyete göğüs germişti. Onu bir akşam vakti Bağdat’ın viraneye dönmüş caddelerinden birinde kitaplarını satarken gördüğümde öfke ile acıyı aynı anda yaşamış ve ağıtlar yakarak evimin yolunu tutmuştum…” Hanımefendi şahit olduğu olayı anlatırken o günlere dönüyor ve “Görmeniz lazım, yıkılan şehirleri size burada anlatabilmem mümkün değil” demişti.
Ekonomik ve siyasi yaptırımlar haber kaynaklarında telaffuz edilen kavramlardan ibaret değildir kuşkusuz… Yaptırımlar aksine bireyleri yavaş yavaş öldüren bir şiddet ve cezalandırma yöntemidir. Ne yazık ki filler tepişirken ezilen çimenler olur ve diktatörler ceplerini doldurup giderler; hataların, siyasi hesapların bedelini ise halklar öder. Nitekim 13 yıl devam eden ambargo sürecinde Irak’ta binlerce çocuk ve erişkin açlıktan, salgın hastalıklardan hayatlarını kaybettiler. Ambargo kapsamına alınan temel gıda maddeleri ve tıbbi malzemeler insanları çaresizliğe sürükledi ve çok sayıda çocuk zatürre, verem ve tifo gibi tedavisi mümkün olan hastalıklar nedeniyle hayatlarını kaybettiler. Dünyanın en kaliteli petrol yataklarına sahip olan ve zengin kaynakları ile dikkatleri üzerine çeken ülkede elektrik sorunları yaşanmaya başlandı, kanalizasyon sistemi çöktü ve lağım suları arıtılmadan bölgenin su kaynaklarına akarak salgın hastalıklara sebebiyet verdi.

13 yıl boyunca devam eden ambargo sürecinde ülkenin ekonomisi çöktü, halkın hayat standartları aşağı doğru çekildi, elektrik kesintileri başladı ve insanlar açlıkla yüz yüze geldiler. FAO’nun 1995’te yayınladığı raporda ülkede açlık sorununun hızla arttığı ve yarım milyon çocuğun açlıktan ya da kötü yaşam koşulları nedeniyle hayatlarını kaybettiği yer alıyordu fakat çocuk hakları kuruluşları sadece istatistiki bilgiler vermekle yetindiler.

Peki, ne olmuştu da Irak’ta halk açlıkla, yoksullukla cezalandırılmıştı? Hatırlayacağınız üzere ABD, ülkenin kaynaklarına ulaşabilmek için yerli işbirlikçilerini çatıştırarak kaosu tetiklemiş ve Irak halkının direncini kıracak ağır yaptırımlarını devreye sokmuştu. 2003 tarihinde ise Saddam Hüseyin’in kimyasal silahlar ürettiği iddiasını yineleyerek Irak’a girmiş, havadan ve karadan saldırılar yaparak binlerce insanı katletmiş ve bölgeye yerleşerek ülkenin kaynaklarına konmuştu. Ağır yaptırımların, işgalin ve katliamların ardından ülke çökmüş ve şehirler yaşanmaz hale gelmişti. ABD, bahsettiği gibi Irak’a demokrasi, eşitlik ve özgürlük getirmemiş, şiddet ve yoksulluk getirmişti.

ABD, ülkenin bütün kaynaklarını yandaşları ile paylaşıp geride içsel çatışmaların, yoksulluğun, hastalıkların ve şiddetin kol gezdiği virane bir ülke bırakmıştı. Şehirler yıkılmış, binlerce sivil ve çocuk hayatlarını kaybetmiş ve dünya bir medeniyetin çöküşünü seyretmişti. Irak, küresel güçlerin bir test alanı olarak kullanılmıştı ve ne yazık ki işgallerin ardı hiç kesilmedi.