Bismillâhirrahmânirrahîm;
Bir dergide ne gibi özellikler ararsınız? Düşüncelerinde samimiyet, özgünlük ve düzgün bir bakış açısı herhalde! Ufkunuzu açmasını, yeni bilgiler kazandırmasını, dili iyi kullanmasını istersiniz! İşte Anadolu Gençlik böyle bir dergi! Ocak 2020’deki 240. sayısıyla 20. yılını tamamladı. Hep uyarıcı, yol gösterici oldu. Okuyucusunu yetiştirdi. Seviyeli ve kaliteli bir yayın çizgisi oluşturdu. Yüz akıyla bugünlere geldi.
Anadolu Gençlik’in Ocak 2020 sayısını okudum. Dolu dolu bir dergi… “Şu makale olmayabilirdi” diyebileceğim tek yazı yok. Hepsi bir bütünü tamamlıyor; bir eksikliğimize cevap veriyor. İnsanı kuşatan, okşayan, bilgilendiren, doğru bakış açısı kazandıran aydınlatıcı yazılar. Genel Yayın Yönetmeni Murat Mete’nin şahsında emeği geçenlere teşekkür ediyorum.
Her ay yeni bir dosyayla okuyucusunun karşısına çıkan dergide, bu ay “Haçlı Seferleri ve Modern Görünümleri” dosyası açılmış. Fatih Tutkun, “Batı Medeniyetinin Panzehiri: Millî Görüş” başlıklı yazısında, Batı’nın sömürgeci bir zihniyetle yeryüzüne hâkim olmak istediğini anlatarak, İslâm dünyasında yaşanan zulümlerin Haçlı zihniyetinin ürünü olduğu görüşüne yer veriyor. (Sh. 6)
Ali Aktaş, sömürüye karşı direnmek için Erbakan Hoca’nın Millî Görüş olarak kurumlaştırdığı hareketin, Türkiye ve dünyadaki öncülerinden aldığımız mirasın büyütülmesini teklif ediyor: “Bize düşen, bizden önceki kuşakların sözlerini tekrar edip hatıralarından bahsetmek değil; o sözler ve hatıralardan beslenip Yeni Bir Dünya kurmaktır.” (Sh. 11)
ABD HAÇLILARIN ÖNCÜSÜ
Hıristiyanlar dünyadaki varlıklarını savaşlarda gördüler. Olayın insanî boyutunu düşünemediler. Dergide Muhammet Esiroğlu, “Haçlı Zihniyetinin Sürekliliği”ni ele alırken şu sonuca ulaşır: “Haçlı Seferleri Doğu’nun parlak medeniyetini Batılılara götürme fırsatı sunmuştur.” (Sh. 15)
Mustafa Özdemir, tarihi perspektifle ele aldığı, “Haçlı Zihniyetinin İzini Sürmek: Batı Dünyası ve Bugünkü Ortadoğu” başlıklı araştırmasında Batı’nın ben-merkezci yapısına vurgu yapıyor. Coğrafî keşiflerden sonra sömürgeciliğe yöneldiğini anlatıyor. 1990’dan sonra da, ABD’nin hâkimiyet hedefi olarak Ortadoğu coğrafyasını seçtiğini belirtiyor.
Sayın Özdemir, “Batı, sömürgeciliği ‘Haçlı mirası’ olarak görmüştür” dedikten sonra çözüm önerir: “Batılılar, bu mirasın ışığında İslâm coğrafyasında her türlü planlar kurarken bunu kendisinde bir hak olarak görmektedir. Batı’nın insafına terk edilmiş bu coğrafyanın kurtuluşu ise, ancak bölgenin oyun kurucusu olarak, Batılıların yerini, ev sahipleri olan Müslümanların alması ile olacaktır.” (Sh. 16-21)
Anadolu Gençlik Dergisi, Batı’nın İslâm dünyasından devamlı rahatsız olduğunu belirterek, Haçlı zihniyetinin saldırılarından vazgeçmeyeceği sonucuna ulaşır. Çözümü, öze ve kaynaklara dönüşte görür. Dr. Muhammet Maruf’un “Küresel Bir Diriliş Hareketi: Millî Görüş” yazısı bu bakış açısıyla değerlendirilmelidir.
Yavuz Selim Sürer; İsmet Özel’in Kalın Türk; Lütfi Bergen’in Hanif Türk adlı kitaplarını analiz ediyor. Cesurca ve muhteşemce! Yargı cümlesi şöyle: “Biz öyle inanırız ki, insanlara ve milletlere şeref ve izzet katan yalnızca İslâm’dır.” (Sh. 40-45)
SARAYI OLMAYAN SULTAN
Dergideki “final” denilebilecek yazı Muhammet Emin Yıldırım’a ait. “Kavmini Dinine Feda Eden Sultan: Selâhaddin-i Eyyubî”. Konuyla ilgili en etkilendiğim yazı. 8 sayfalık yazı bir nefeste okunuyor.
Selâhaddin Eyyûbi, 1138’de doğar. 8 erkek çocuklu ailenin 3. evlâdıdır. 33 devlet ve emirlik halindeki İslâm dünyası parçalanmış durumdadır. 1099’da Haçlılar Kudüs’ü işgal etmişlerdir. Yıldırım Hoca şu ölçüleri verir: “Müslümanların başına ne geliyorsa birbiriyle uğraşmaktan geliyor. Dostları ile didişenler düşmanlarıyla mücadele edemezler. Düşmanları ile mücadele edenler, dostlarıyla didişmeye vakit bulamazlar.”
Annesi Selâhaddin’ini “Kudüs! Kudüs!” ninnileriyle uyutur. Nurettin Zengi Halep valisidir. İlmi yüksek, duyarlılığı zengin, Kudüs aşkı zirvede bir vali! Nice insanlar yetiştirir. Selâhaddin en gözde olanı. 26 yaşında ilim sevdalısıyken, Nurettin Zengi tarafından hükümdarlık verilir. Parola şöyle: “Bundan sonra senin yerin atının üzengisidir.”
Selâhaddin; 30 yıl atından inmeden cihat eder. Oturmaya vakti olmamıştır. O, sarayı olmayan sultandır. Ömrü Haçlılarla mücadele ederek geçmiştir.
Ondaki iştiyak, 1187’de Kudüs’ün fethini getirmiştir. Hem de tam bir Miraç Gecesi’nde. Kan dökmeden, barış içinde. Efendimizin (s.a.v.) Mekke’ye girdiği gibi.
56 yaşında hastalanır. 13 gün yatağa düşer. Sancaktarını çağırır. Şam sokaklarında ilân ettirir: “İşte Tunus’un, Mısır’ın, Filistin’in fatihi, bu dünyadan sadece iki metrelik bez götürüyor.”
Allah onun derecesini artırsın! Ey Selâhaddin! Sen görevini hakkıyla yaptın. Ya biz Müslümanlar!