Kulağına ezan okuduklarımızı, bir de ölünce cenaze namazı kılarak hatırlıyoruz.Ezanla cenaze namazı arasında geçen hayatının hiçbir yerinde ona Allah’ı hatırlatacak insanlarla karşılaşması engellenen, hatırlatanları da cezalandıran bir sistemin içinde büyüdük.
Biz, bir işe yaramadık ama bu sene, geçen sene doğanlara bir şeyler yapabiliriz.
Yüz elli yıllık Batı yolculuğumuzda biz, İslam’ı yasaklı hale getirdik,
Almanya’nın, İtalya’nın, İsviçre’nin bütün kanunlarını terceme ettik, günah bataklığında biten sömürgen, semirgen kanunları aldık, İslam’ın gül bahçesinde yaşatmaya çalışırken açılan gülleri soldurduk, Batı’nın dikenleriyle şimdi baş başa yaşamaya çalışıyoruz.
Politikacılarımız, etrafımızın çevrildiğini, ateş çemberi içinde olduğumuzu, Yunanistan’ın ve adaların Amerika tarafından üs adı altında işgal edildiğini, Rusya’nın tepemizden bize baktığını söyleyip duruyoruz da, “Neden?” sorusuna cevap vermiyoruz.
Bu sınırlar içerisinde halkın yüzde doksan sekizi Müslüman olmasaydı, yine aynı şekilde kuşatılır mıydık?
Gelin, kreş demeyeyim.
Fransa’nın dilimize hâkim olduğu yıllarda yerleşmişti o kelime.
Çocuk evlerine verilecek paraları annelere versek,
Anaları eğitecek kurslar açsak.
Analara, kulaklarına ezan okunan çocuklarına ezana uygun dersler vermesi öğretilse.
Anaokullarında çocuklara sömürge dili olan İngilizce yerine yürüyen tombul ayaklarının, tutan minik ellerinin, gören şirin gözlerinin, duyan açık kulaklarının, koklayan burunlarının yaratıcısı öğretilse ve ona hamd etmek, şükretmek öğretilse.
İlkokul ve sonrasında helal ve haramlar öğretilse, bugün içimizde gezinen suçlulara, ne cezası verelim tartışmaları olmayacak.
Suç işleyenlere ceza için kafa yormak yerine suç işlemeyen, helali haramı bilen, cana kıymak şöyle dursun, teninin bir tek çizgisine zarar vermeyecek hale getirmek gerekir.
Aklı başında zannedilen bir TV programcısı, tanımadığı adamı kurşunlayan, taciz yapan, gasbedenleri ayıpladıktan sonra “Çarşı, pazar, meydanlar, sokaklar, bunlarla dolu…” diyor ve “en az beş yıldan aşağı hapis cezası vermeyelim ki önleyici olsun” diyor.
Onun iddiasına göre hareket edersek ülkeyi hapishane yapmak gerekecek ki, bana göre iyilerin sayısı kötü iş yapanlardan çok çok fazladır.
Bana da inanmayın, köyünüzü, apartmanınızı, sitenizi yeniden gözden geçirin.
Ben, doğup büyüdüğüm Karaman’da olduğum için evimde birkaç gün kalmak isteyen dostlarıma “Anahtarı 4 numaradan alın” diyorum.
“Giderken 4 numara evde yoksa, herhangi birine verin ama hangisine verdiğinizi bana bildirin” diyorum.
Birkaç gün sonra bir başka arkadaşım, “Ev münasip mi” diyor, ben de anahtarın hangi numaralı evde olduğunu söylüyorum ve alıp orada kalıyor. Ücret alınmıyor.
Dikkat edin, apartmandaki herhangi bir komşuya da verebilirsiniz diyorum.
Anahtarı teslim ettiklerim iyi, evimde ücretsiz kalanlar da iyi.
Daha önce de yazmıştım, altmış yılda, on altı evde kiracı olarak kaldım.
Ölenlere Allah rahmet eylesin, kalanlarla dostluğumuz devam eder.
Hiçbirinden kötülük görmedim.
Çocuklarımıza:
Sağlam bir İslami ilim,
Bütün ilimlerin İslami ilim olduğunu,
Tabiatı yaratanın, Kitab’ı gönderenin Allah olduğu ilmini
Kâmil bir imanı,
Güzel bir ahlakı,
Gönlüne, gönlü yaratanın adalet terazisini yerleştirelim.
Ruhen güçlü yetişen neslimizin bedenen de kuvvetli olması gerekir.
Rabbimiz buyurur:
“Onlara gücünüz yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın ki onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı, Allah’ın bildiği, sizin bilmediğiniz (düşmanları) ve onlardan başkalarını korkutasınız. Allah yolunda ne harcarsanız size tam olarak verilir. Ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.
“Eğer barışa meylederlerse sen de meylet ve Allah’a güven. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.” (Enfal Sûresi, ayet 60-61)
Ukbe bin Amir’in (Allah ondan razı olsun) anlattığına göre Sevgili Peygamberimiz, bu ayeti okuduktan sonra ayette geçen “kuvvet” kelimesini:
Dikkat ediniz, “kuvvet” atmaktır,
Dikkat ediniz, “kuvvet” atmaktır,
Dikkat ediniz “kuvvet” atmaktır” diye açıklamış. (Müslim, Sahih, K.İmare, Babu fazlirremy, Ebu Davud Cihad Bab Remy)
O günün atıcılık silahı oktu.
30/11/2015 tarihinde yayınladığım makalemde
“GENÇLİK VE SPOR BAKANLIĞI’NDAN DİLEĞİM” başlığı altında şu teklifi sunmuştum:
Benim, Gençlik ve Spor Bakanlığı’ndan isteğim, atıcılık sporunun zengin çocuklar sporu olmaktan çıkarıp bütün halka sevdirilmesi ve zengin-fakir herkese ulaşmanın kolaylaştırılmasıdır.
Bakanlık desteği ile her şehre değil, her mahalleye poligon açılmalı.
Silahların ve atılacak mermilerin parasız veya en ucuza verilmesi sağlanmalı.
Kayıt olmak için masraf istenmemeli.
Mahalle birincileri seçilmeli.
Mahalle birincilerine asgari ücretten on iki maaş hediye edilmeli.
Şehir birincileri seçilmeli ve ödül olarak asgari ücretten on yılda alacağı para verilmeli.
Bölge birincileri de seçilince ona göre bir ödül verilmeli.
Türkiye birincisine de, futbolda en fazla transfer ücreti alan sporcunun aldığı para ödül olarak verilmeli.
Bir memur veya işçi arkadaşım “Verilecek ödüllerin para olarak karşılığını nereden bulacaksın?” diyebilir.
Yetkililer onun karşılığının nasıl bulunacağını bilirler.
Bu rakamlar bize fazla gelir. İlgilisi için hiçbir şey değildir.
Ateşli hafif silahların her çeşidi ile yarışlar düzenlenmeli.
Uluslararası yarışlarda dereceye girenlere derecelerine göre ve Türkiye’de verilen ödüllere kıyasla yüklü bir ödül verilmeli.
Her ilimizde “Atışalanı”, “Talimhane”, “Silahtar” gibi semt isimleri vardır.
Atalarımız medresede verdikleri eğitimle beraber binicilik, atıcılık, yüzme, güreş gibi eğitimleri de vermişler öğrencilerine.
Eğer hem ruhen, hem ilmen hem de bedenen yetiştirdiğimiz bu nesille biz, ayette haber verildiği gibi bizim bildiğimiz veya bilmediğimiz iç ve dış düşmanların silah çekme değil, hatırdan bile geçirmesini engelleriz. İnşaallah.