Yeterli Üretim Olmadan Sorunlar Bitmez

Abone Ol

Ülkenin sorunları sürekli olarak politikaya alet ediliyor, gerçekler medya yoluyla birtakım algı operasyonları ile ya gizleniyor ya da geleceğe erteleniyor. Böyle olunca da sorunların sona ermesi mümkün olmuyor. Özellikle yaklaşık üç yıldır yaşadığımız konut yetersizliği sonucu konut bedelleri ve kiralardaki hızlı yükseliş bir türlü çözüme kavuşturulamıyor. Konut sorununa bir çözüm bulunamaması da ister istemez ekonomik tüm göstergeleri altüst ediyor. Benzer durum, enerji ürünlerine gelen zam nasıl ki, birkaç gün içinde tüm ürünlere yansıyor, fiyatlarda artış oluyorsa, konutlarda da aynı durum yaşanıyor. Çünkü bugün bir yandan kiralardaki artışın asgari ücrete ya yetişmiş ya da geçmiş olması ister istemez emekli ve çalışanların ücretlerine ne kadar zam yapılırsa yapılsın, bu durum dar ve sabit gelirlilerin rahat nefes almasını sağlamıyor, çok geçmeden ücretlere yeni bir zammın yapılması kaçınılmaz hale geliyorsa ülkemizde ekonomide konut ve kira bedelleri belirleyici olmaya devam ediyor demektir. Çünkü gelinen noktada bir ailede asgari ücretle çalışan üç kişi olsa bile insanca yaşayacak bir gelire sahip olmaları mümkün değil.

 Hâlbuki asgari ücret ülkemizde giderek genel geçer ücret haline gelirken, çoğunluğun refah seviyesine ulaşıp ulaşmaması ister istemez konut ve kira bedellerine bağlılığını sürdürüyor. Öyle bir noktaya gelindi ki, insanlar gelirlerinin büyük bir bölümünü konut sorununu gidermeye ayırmak zorunda kalıyorlar. Hâlbuki insanların tek harcama kalemi konut değil. Bu bakımdan çalışan ve emeklilere yapılan ücret artışlarını işe yarmaz hale getiriyor. Dar ve sabit gelirlilerin rahat nefes alabilmesi için enflasyonun önce durdurulması, ardından da düşürülmesi gerekiyor. Bu arada yöneticilerin insanımızın mesken sorununa çözüm bulmaları ana görevleri olduğu anlayışını korumaları gerekiyor. Bu bakımdan konut ve kiralardaki yetişilemez artış sebeplerinden birisi, yaşanan deprem olmakla birlikte, konunun üzerinde biraz durulduğunda, ülkemizde konut sorununun ortaya çıkışının depremden önceki günlere dayandığını unutmamak gerekiyor. Diyebiliriz ki, ülkemizde konut sorununun gündeme gelmesini engelleyecek ciddi bir hazırlık ve çalışma yapılmamış. Böyle olunca var olan sorunda deprem ile birlikte ciddi bir artış ortaya çıkmış durumda.

Sonuç olarak, konut sorununun çözümü için hemen her konuda olduğu gibi üretime ihtiyaç var. Ya da var olan konutlar insanımızın kullanmasına açılacak. Elbette bu durum soruna köklü çözüm getirmese bile sorunu hafifletecektir. Bu arada depremde yıkılan konutlar yerine yapılacak olan yenilerinin hayata geçmeye başlaması elbette sorunun çözümüne katkı sağlayacaktır ama birtakım masa başında alınan kararların sorunu çözmeye yetmeyeceği anlaşılmış durumda. Söz gelimi kira artışlarının yüzde 25 ile sınırlandırılması kiralarda artışı önlemiş değil. Medyaya yansıyan haberlerde yüzde 25 sınırına rağmen kiralık fiyatların yüzde 101 arttığı belirtiliyor. Bununla da sorunların çözümü için öncelikli olarak üretimin artırılması gerektiği net bir şekilde görülüyor. Bu noktada yine medyaya yansıyan haberlerde kiralık konut arzında yüzde 9 artış olmasına rağmen talepteki artışın yüzde 14,6 olduğu belirtiliyor. Yani arz talebi karşılamıyor. Böyle olunca yine medyaya yansıyan, “Yüz binlerce boş ev, kira ateşini düşürebilir” haberi gerçek ise devletin bu yüz binlerce boş evi ihtiyaç sahiplerine ulaştırmasını sağlamak devletin görevidir. Kaldı ki, enflasyon yüzde 40-50’ler civarında iken kiralardaki artışın yüzde 25 ile sınırlandırılması kiracıları korurken ev sahiplerini enflasyon karşısında zayıf düşürmektedir. Sonuç olarak; devlet, toplumda her kesime karşı adil olmak durumundadır.