Bir müddetten beri “Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi” isimli eseri okuyorum. 12 ciltlik bu eseri aldığımda üzerine alış tarihini de yazmışım. Yıl 1974… Yani yaklaşık 41 yıl olmuş. “Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları”ndan olan bu eseri muhtelif zamanlarda parça parça okumuştum. Şimdi baştan sona metinleri, şerhleri ve dipnotları dikkatlice okumaktayım. Cidden takdire şâyân bir çalışma. Emeği geçenlerden Allah râzı olsun. İsminden de anlaşılacağı üzere, buradaki hadis-i şerifler “Kütüb-ü Sitte”den olan, yani en mûteber altı hadis külliyatından birisi olan “Sahih-i Buhârî”den derlenme hadisler. Hadislerden hüküm çıkarmak müçtehidlerin, hadislere şerh yazmak ise âlimlerin işi. Benim gibi câhillere kalan ise okumak ve bir de “sahih bir şekilde” aktarmak, bu eseri görmeyenlerin ve bu hadisten haberdar olmayanların istifadesine sunmak… Bu da bir emr-i Peygamberîdir. Sevgili Peygamberimiz (asm) hadislerinin başkasına nakledilmesini emir buyurmuşlardır. Ola ki o aktarılan kişiler daha iyi anlar ve istifade ederler diye… İşte biz de bu emre uyarak bu değerli eserdeki bazı hâdisleri ve şerhlerini bazılarını aynen, bazılarını “bilma’na” sizlere aktaracağız. Hadislerin metnini olduğu gibi nakledecek olsak, yerimiz kâfi gelmez. Bu eserin 11. cildinde, âyet-i kerimelerin tefsiri olan hadis-i şeriflere yer verilmiş. Kur’an-ı Kerim’in en birinci ve en mükemmel müfessiri Peygamber Efendimiz’dir (asm). Zümer Sûresi’nin 67. Âyet-i kerimesinde meâlen şöyle buyrulmaktadır: “Onlar Allah’ı gereği ve lâyıkı veçhile takdir etmediler. Halbuki kıyamet günü bütün yeryüzü, O’nun tasarrufundadır. Gökler O’nun sağ eliyle dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir.” Bu mealin verildiği nüshada (1990’da hacca gittiğimde Türkiye’den gelen hacılara hediye edilmişti. Yüksek İslam Enstitüsü hocalarından altı isim tarafından hazırlanmıştır) şu açıklama yer almakta:
(Kıyâmet gününde yeryüzü, münhasıran Allah’ın mülk-ü tasarrufuna girecek, dünyada tasarruf iddiasında bulunanların orada hiçbir hükmü kalmayacaktır. “sağ el”, mecâzî bir ifade olup İlâhî kudreti anlatmaktadır.)
Yukarıda ismini verdiğimiz eserde yer alan hadis-i şerifte, bu âyet-i kerimenin (Zümer / 67) tefsiri bâbında kaydedilen hadis-i şerif metni şöyledir: “Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den Resûlullah salla’llâhu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu işittim, dediği rivayet olunmuştur: ‘Allah (kıyamet günü) bütün yer tabakalarını kabza-i kudretine alır. Gökleri de sağ eli içine dürer, büker de sonra (mahşer halkına): ‘İşte ben kâinatın şehinşâhıyım! [Padişahlar padişahıyım] Hani yeryüzünün (düzme) pâdişahları nerede ’ diye hitâb eder.”
Eserde bu hadisten önceki bir başka hadis-i şerifte, Peygamber Efendimizin (asm) huzuruna Yahudi hahamlarından bir âlimin geldiği ve Tevrat’tan bir âyet okuduğu nakledilmektedir. Burada da Cenab-ı Hakkın kudreti tavsif edilmekte ve “Ben bütün kâinatın pâdişahıyım” buyurduğu aktarılmaktadır. Peygamber Efendimiz (asm) tebessüm buyurarak söylenilenleri tasdik etmiş ve daha sonra meâlini verdiğimiz Zümer Sûresi’nin 67. âyet-i kerimesini okumuştur.
El, avuç, parmak gibi ifadeleri aynen almak aklen muhaldir. Zira Cenab-ı Hakkın Zâtî sıfatlarından biri de “Muhâlefetün lilhavâdis” olmasıdır. Yani Allah-u Teâlâ Yarattığı hiçbir nesneye benzemez. Bunun için Selef uleması, bu gibi tâbirlerin hakiki mânâsını ancak Cenab-ı Hakkın bileceğini söylemiş ve fazla izahatta bulunmamışlardır. Sonradan gelen âlimler ise bu gibi müteşâbih lafızları hep “kudretle” tevil etmişlerdir. Âyet-i kerimelerde geçen “Onlar Allah’ı gereği ve layıkı veçhile takdir etmediler.” İbaresi, Zümer Sûresi 67., En’am Sûresi 91. ve Hac Sûresi 74. âyet-i kerimelerinde de geçmektedir ve zahirî muhatap Ehl-i Kitaptır. Şu mübarek günde Müslümanlar olarak bu hitaba kendimizi de muhatap addederek soralım. Sultanlar Sultanı olan Rabbimizi (cc) gereği ve layıkı veçhile takdir ediyor muyuz