Yeryüzünde öldürülenler hep Müslümanlar

Abone Ol

İç politika ile dış politikanın, iç sorunlar ile dış sorunların birbirinden ayrı şeyler olduğunu düşünmek günümüz dünyasında mümkün değil. Küresel güçlerin dünyayı birbiriyle bağımlı ve özellikle de sömürgeci güçlerin, bir diğer ifadeyle de Haçlıların Siyonist örgütlerle birlikte oluşturduğu kurumların kontrolü altına girmiş bir dünyada Müslümanların payına hep acı ve gözyaşı düşüyor. Bu bakımdan dünya üzerindeki çatışma ve katliamları sadece küresel güçlerin doymak bilmeyen sömürü duyguları ile izah etmenin eksik kalacağını, açıktan olmasa bile temelde yeryüzünün her noktasında Haçlı-Siyonist ittifakının Müslümanlara yönelik Müslümanlığı ve Müslümanları yok etme eylemi olduğunu gözlerden kaçırmamak gerekiyor. Bu arada elbette farklı dinlere mensup yönetimler ve kişiler tarafından da Müslümanlara karşı saldırılar söz konusu. Hıristiyan olmayıp farklı dinlere mensup yönetim ve kişilerin Müslümanlara karşı saldırılarının arkasında destek gücü olarak yine küresel güçlerin, yani Hıristiyan devletler ile Siyonistlerin olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Bu izahlarım sanıyorum ülkemizin bunca sorunu varken niçin sıkça dünyada cereyan eden olayları ele aldığımın cevabını oluşturmaktadır. Ülkemizde yaşadığımız terörden ekonomiye pek çok sorunun esas kaynağı içeri değil dışarı ile bağlantılıdır. Söz gelimi yıllardan beri uğraşmak zorunda bırakıldığımız terör olaylarını sadece bir takım iç sebeplere bağlamak olayı anlamamak anlamına gelir. Bu sebeple ısrarla başarıyla sürdürüldüğü iddia edilen barış sürecinin karşılıklı olarak bir nabız yoklama ve kendi durumlarını gözden geçirme hareketi, bir başka ifade ile zaman kazanmaya yönelik olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Daha açık şekliyle terör belası sadece PKK ile sınırlı olmayıp bazen öğrenci olayları bazen terör örgütlerinin eylemleri olarak çıkan/çıkartılan olayların arkasındaki dış güçleri, destekleri göremeden ne dünyayı ne de ülkemizi doğru değerlendirebiliriz. Bu sebeple sıkça dile getirmeye çalıştığım gibi ülkemizdeki terörün son bulması terör örgütünü meydana süren, destek verenlerin elini çekmeleri ile doğrudan ilgilidir. Çünkü terör, sadece Türkiye ile terör örgütünün çatışmaya son verme kararıyla sona ermez, erdirilemez. Terör örgütü gücünü sadece ülkemiz insanlarından almıyor. Çoğu zaman ülkemiz insanları tehditle korkutularak pasif hale getiriliyor.

Bunun gibi Suriye’de bininci gününü dolduran çatışmalarda resmi açıklamalara göre hayatını kaybedenlerin sayısı 130 bine ulaşmış durumda. Böylesine bir katliama ve akıl almaz göçlere sebep olan gelişmeleri sadece bu ülkenin iç dinamikleri ile izah etmeye kalkışırsanız kendinizi kandırmış olursunuz. Bu misalleri çoğaltmak mümkün. Demek istediğim o ki, artık ülkelerin sorunları sadece kendi iç sebepleri ile izah edilemez durumdadır. Bununda en önemli sebebi 19. yüzyılda olduğu gibi emperyalist ülkeler sömürmeyle karar verdikleri ülkeleri artık işgal etmekten çok, o ülkelerde var olan sorunları körükleyerek iç çatışmalar çıkartıyor, ardından da barış havarisi pozlarında çatışmalarda arabululucu olmaya soyunuyorlar. Tam bir tiyatro oyunu sahneleniyor. Kısacası sömürü şekil değiştirmiş durumda. Bu sebeple de artık Haçlı ordularının görevlerini ülkelerdeki iç çatışmalar yapıyor. Bu çatışmalarda en çok can veren, acı çeken ve gözyaşı dökenler ise Müslümanlar oluyor. Çünkü Haçlılar Müslümanları sadece sömürmekle yetinmiyor, yeryüzünden silip atmak istiyorlar. Kısacası şu ya da bu yolla oluşturulmuş Haçlı Birliği dünya üzerinde hükmünü sürdürüyor. Ekonomiden askerimizin kullanacağı silahın cinsine kadar bunlar belirliyor. Bizler de bağımsız ülkeleriz diye övünüyoruz. Haçlıların isteklerine boyun eğmek de Müslümanların öldürülmesini engellemiyorsa, ayağa kalkıp hiç olmazsa onurlu bir şekilde ölerek şehitlik şerbeti içmeye talip olmak gerekmez mi