"Buraya gelmeden önce zihninizde nasıl bir Sudan algısı vardı?" diye sorarak başladı söyleşiye, Sudan Haber Ajansı Yazı İşleri Müdüresi Ulviye hanım.
"Nasıl bir Sudan hayal ediyordunuz?"
Çok anlamlı bir soruydu bu.
Batılı medya tarafından uluslararası kamuoyunun belleğine kazınan Sudan imajının ötesinde bir ülke olduklarına olan inançlarının verdiği öz güvenle sorulan bir soruydu.
"Hayalimdeki Sudan, gördüğüm Sudan değildi" şeklinde cevap verdim, tereddütsüz bir biçimde.
Sudan‘ı, halkı açlıktan ölen bir ülke olarak tahayyül ediyordum.
Afrika insanı gibi Sudanlıları, kemikleri derisinden fırlayacak gibi duran yardıma muhtaçlar olarak algılıyordum.
Zira konu Afrika ülkelerinden açıldığında Batı medyası her zaman bize kuraklıktan söz ediyordu.
Kıtlıktan söz ediyordu.
Bizler de Batılı medyanın propagandalarının etkisiyle ne BM‘nin "Yeryüzü kuraklıktan kavrulsa bile Sudan topraklarından elde edilecek ürün, bütün insanlığı besleyebilir" şeklindeki gıda raporunu ne de Sudan‘da 40‘ın üzerinde üniversitenin varlığını hatırlıyorduk...
Hepimizin aklına Afrika ve Sudan denildiğinde açlıktan bitkin düşmüş insanlar geliyordu.
Gördüğümüz "Gerçek Sudan", Batılı küresel medya tarafından bize sunulan Sudan gibi değildi...
Fakat şurası da bir gerçek ki; sahip olduğu yeraltı ve yerüstü kaynaklara rağmen Sudan gelişmiş bir ülke de değil.
Çokça yoksulluk görüntülerine rastlamak mümkün.
Asfaltsız yan yollar...
Bakımsız binalar...
İşsiz yığınlar...
Sefil insanlar...
Geri bırakılmış Sudan‘ın özeti bu birkaç kelime.
Türk heyetinde şaşkınlık
Sahip olunan zenginliklere rağmen Sudan‘ın içinde bulunduğu durum dolayısıyla, Türkiye‘den gelen heyette yer alan birçok kişi şaşkınlığını gizleyemeyerek birbirine; "Nil gibi büyük bir nehrin bereketiyle kuşatılmış verimli topraklara sahip bir ülkede nasıl oluyor da sefalet yaşanabiliyor?
OPEC üyesi, yani bir petrol ülkesi olabilecek rezervlere sahip bir ülke nasıl oluyor da gelişmemiş, yardıma muhtaç bir görüntü verebiliyor?" diye soruyordu.
Müslüman aktivist Dhoruba Mücahid bin Waha, bu soruların cevabını çok çarpıcı bir biçimde veriyor: "Biz zenginiz kardeşim. Biz çok zenginiz. Biz, bütün dünyayı besleyebilecek kadar zenginiz. Dünya altın rezervlerinin yüzde 70‘i Afrika topraklarında. Stratejik öneme haiz 40 metalin 20‘si Afrika topraklarında."
Dahası diyor "Eti en lezzetli hayvanlar Afrika topraklarında. Nil nehri, Volta nehri, Gambiya nehri; dünyanın en güzel suları Afrika topraklarında. Kıtanın her tarafından bereket fışkırıyor,"
Fakat diyor ve ekliyor "fakat sömürgecilerin alçakça tezgâhına geldiğimiz için bu bereketin hayrını göremiyoruz"
Afrika‘nın içinde bulunduğu durumun gerçekten çok çarpıcı açıklamasıydı bu...
"Petrol gelirleri, Güney‘deki savaş için harcanıyordu"
Afrika Katarakt Projesi çerçevesinde İHH öncülüğünde kurulan göz hastanenin açılış törenine katılmak üzere orada bulunan Sudan Haber Ajansı Yazı İşleri Müdüresi Ulviye hanıma soruyorum:
"Sudan‘ın mevcut durumunun sebebi nedir?"
"Bunun sebebi dışarıdan ülkemize yapılan müdahalelerdir. Bu müdahaleler, Sudan‘ı çok olumsuz bir şekilde etkilemiştir."
Güney ile varılan anlaşmayı kastederek, "Sudan, yeraltı ve yerüstü servetlerinden ancak son 3-4 yıldır faydalanmaya başlanmıştır. Daha önce petrolün tüm gelirleri, Güney‘deki savaş için harcanıyordu. Özellikle İslam ülkelerini Sudan‘a yatırım yapmaya davet ediyoruz."
"Sudan‘ın geleceğini nasıl görüyorsunuz?" diye soruyorum.
"Artık Türkiye, Mısır, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri, Sudan‘da yatırımlar yapıyor. İnşallah 2-3 yıl içinde Sudan, bütün bölgeye buğday sağlayacaktır. El-Handab Barajı inşa edildikten sonra Sudan, sularından daha iyi bir şekilde faydalanacaktır. Daha önce Nil nehrini suyunda faydalanamıyorduk fakat bu baraj yapıldıktan sonra su ve elektrik sağlanacaktır. Barış anlaşması çerçevesinde bütün siyasi partilerin, Sudan‘ın servetlerinden iyi bir şeklide faydalanmak için bir anlaşmaya varmalarını temenni ediyoruz. Sudan çok büyük ve geniş bir ülke ve Sudan‘da yapılan yatırımlar bütün bölgeye fayda sağlayabilir. Sudan‘da çok büyük gelişmeler yaşanıyor. Özellikle de 20 yıldan fazla süren savaşa nokta koyan barış anlaşmasının imzalanmasının ardından. Barışın tam anlamıyla yerleşmesini temenni ediyoruz. Sudan, Petrol çıkardıktan sonra istikrarlı bir döneme girmiş ve bazı sorunlarını çözmüştür. Sudan‘ı ziyaret edenler, son dönemde yaşanan kalkınma, yollar, sağlık ve öğretim hizmetleri gibi büyük gelişmeleri fark etmişlerdir. Daha önce Sudan‘da sadece iki ya da üç üniversite vardı fakat bugün 50‘den fazla üniversite bulunmaktadır. Sudan‘da istikrar olursa ve dış müdahaleler son bulursa ülke daha da iyi durumda olacaktır" diyor, büyük bir umutla...
Bunaltıcı sıcak hava dolayısıyla sürekli su içiyoruz.
"Sudan‘da açlık var mı, İnsanlar açlıktan ölüyor mu?"
"Tabii ki hayır..." diyor, tereddütsüz bir biçimde.
Şifa İlaç Fabrikası enkazında emperyalizmin çirkin yüzü sergileniyor
Yıl 1998...ABD Başkanı Bill Clinton, Sudan‘da "El-Şifa" ilaç fabrikasının kimyasal silah üreten bir fabrika olduğu gerekçesiyle vurulması emrini veriyor. Fabrikanın bombalanması sonucu, Sudan‘ın ilaç ihtiyacının yüzde 90‘ını karşılayan fabrika devre dışı kaldı. ...Ve ülkede sıtma, tüberküloz gibi hastalıklardan dolayı onbinlerce kişi öldü.
Biz de bugün Açıkhava müzesine dönüştürülen Şifa İlaç Fabrikası‘nın enkazını gezdik. Orada gördüklerimiz, sadece bir enkaz değildi. Gördüklerimiz; bir dönemler egemenlikleri altında tuttukları ülkelere istediklerini kabul ettiremedikleri için bombalayan, kan döken, katliam yapan, kirli oyunlara başvuran, küresel yalanlarla toplumları yönlendiren, esip gürleyen, sömürgeci emperyalizmin çirkin yüzüydü.
Bir kıtanın yeraltı ve yerüstü kaynaklarını talan etmeye devam etmek istemenin sonucunun ne olduğuydu.
Afrika‘da yaşanan soykırımlarda başat rol oynadıkları apaçık ortada olmasına rağmen, değiştirilmesi gereken yığınlar olarak gördükleri kendisi dışındakilere, insan hakları dersi vermekten kaçınmayan sömürgecilerin maskesiz ve yalın haliydi.
Daha da önemlisi; Bölgede AB ve ABD‘nin çıkarlarına aykırı hareket eden, ulusal çıkarları için çırpınan yönetimlere karşı nasıl da insafsızca muamele ettiğiydi.
Ortadoğu ve Afrika‘nın içinde bulunduğu bu durum, Batı‘nın diğer yüzünü en açık bir biçimde yansıtmakta...
Şifa İlaç Fabrikası‘nın bugünkü hali, "Batı‘nın özgürlük anlayışının; talan, sömürü ve yıkım özgürlüğü olduğunu" ortaya koyuyor, emperyalistlerin niteliklerini deşifre ediyor; gerçek amaç ve hedeflerini dışa vuruyor. Küresel medyayı arkalarına alarak yıllardır propagandasını yapılan "demokrasi ve özgürlük" söylemlerinin uygulamada daha çok yıkım, daha büyük yoksulluk- sefalet ve daha fazla ölüm olduğunu gösteriyor.
Sudan halkı oyunu bozacak
Batı‘nın Sudan‘a ilgisini eski Cumhurbaşkanı Muhammed Swar ez Zeheb‘e sorduğumda "Zengin kaynaklara sahip olan Sudan‘ın neredeyse her köşesinde petrol rezervleri bulunmaktadır. Bu nedenle Batı, Sudan‘la çok fazla ilgilenmekte ve ülkeyi karıştırmak için her yolu denemektedir. Fakat Sudan halkı, inşallah Batı‘nın oyununu bozacak adımları atarak refaha doğru koşacaktır" diyordu...
1956 yılında bağımsızlığını İngiltere‘den kazanan Sudan, yaklaşık 30 yıl Batılı ülkelerce desteklenen Hıristiyan ve animistlerden (doğaya tapan) oluşan isyancı güçlerle savaş halindeydi.
Hartum yönetimi, korkunç kayıplara yol açan iç savaşı bitirmek üzere çok ağır şartlar içermesine rağmen isteksizce de olsa bir anlaşma imzaladı.
Eskinin isyancılarıyla ortak bir ordu oluşumu ve gelecekte Sudan‘ın güneyinin bağımsızlığı için referandum düzenlenmesi, bu bölgede devlet ile dinin ayrılması, zengin petrol kaynaklarının paylaşımı, iç savaşın sürdüğü Dağlık Nuba, Mavi Nil ve Abbai bölgelerinde güç dağılımı konularında Batı‘nın baskılarına dayanılamayıp, ağır bir anlaşma imzalandı.
Anlaşma gereğince geçici ortak hükümet kuruldu. İsyancıların lideri John Garang (daha sonra uçak kazasında hayatını kaybetti) Devlet Başkan Yardımcısı oldu.
Hükümet güçleri ile güneyde özerklik isteyen asiler arasındaki iç savaşta 2 milyon kişi hayatını kaybetmiş, 4 milyon kişi de evsiz kalmıştı.
"Bu anlaşma çok ağır şartlar içermiyor mu?"
Eski Cumhurbaşkanı Swar ez Zeheb kafasını sallayarak, " Evet, varılan bu anlaşma adil olmayan birçok madde içermektedir. Yaklaşık 50 yıl süren bu savaşta biz 2 milyon vatandaşımızı kaybettik. Ekonomik bakımdan ağır kayıplar verdik. Sadece bu savaş dolayısıyla milyarlarca dolar kaybımız oldu. Ülke bir adım ileri gidemedi. Halkın yaşamında da herhangi bir gelişme olmadı. Kaynaklarımızı, ülkenin parçalanmasını önlemek ve istikrarı sağlamak için savaş dolayısıyla tükettik. Dolayısıyla, menfi maddeler içermesine rağmen biz bu anlaşmayı getirisinin götürüsünden daha fazla olduğunu düşünerek kabul ettik. Yani bu anlaşmayı cazip kılan yön kanlı savaşı bitirmesiydi" diyordu.
"Dahası" diyordu, "Sudan, yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin yanı sıra eğitimli, deneyimli, bilgili insanlara sahip. Sudan‘da eğitime geçmişten bu yana önem verilmiştir. Mesela, Hartum Üniversitesi, 1902 yılında kuruldu. Şu anda Sudan‘da 50‘nin üzerinde üniversite bulunmaktadır. Bütün bunları, Sudan‘ın önemli insan kaynaklarına sahip olduğuna dikkat çekmek için anlattım."
Şaşırtıcı değil mi?
Cahil ve ilkel olarak tanıtılan Sudan‘da 50‘nin üzerinde üniversite...
Dikkat çeken bir diğer nokta ise; bu anlaşmanın ardından Sudan‘ın hızla gelişmeye başlaması. Başkent Hartum‘un her tarafında inşaat patlaması yaşanıyor.
Yeni binalar, iş merkezleri, konutlar yapılıyor...
"İşte bu gördüğünüz binalar, biraz olsun nefes almanın sonucudur. Sudan tüm kaynaklarını Batı destekli terörü bertaraf etmek için harcadığından ülke hiç gelişememişti. Ancak şimdi engellere rağmen ülkemiz hızla gelişiyor" diyor, Sudanlı gazeteci Ahmed bey.
İngiltere‘den bağımsızlığını kazanmasından bu yana güneydeki iç savaşla boğuşan "Sudan‘da yeni bir döneme girildi, anlaşma adil olmasa da artık ülkede huzur ve istikrar sağlandı" denirken Darfur olayları patlak verdi.
Ortadoğu‘ya alternatif enerji kaynaklarını kontrol etmek isteyen ABD öncülüğündeki Batı, petrol ülkesi Sudan‘ın yakasını bırakmıyor, karşılaştıkları direnci kırmak ve Hartum yönetimini pes ettirmek için her yolu deniyor.
Bunun için geçmişte var olan problemleri kaşıyarak ülkedeki etnik ve dini çatışmaları körüklüyor...
Sudan‘ı hegemonyasında bulunduran İngilizler, silahlı çatışmalara, milyonlarca insanın evlerini terk etmesine yol açan yıllarca süren savaşlara, kavgalara, içinden çıkılması zor anlaşmazlıklara neden olacak, iç ve dış sorunlar oluşturarak çekildiği için ülkeyi karıştırmak zor olmadı.
Çin‘in başta Sudan olmak üzere Afrika‘da devasa yatırımlara girişmesinden, bakır, demir, elmas, altın madenlerinin işletmelerine ortak olması, geçen yıl bölgeye gelen Çin Devlet Başkanı Hu Jintao‘nun aralarında Şeyseller, Namibya, Zambiya gibi ülkelerinde olduğu 8 ülkede anlaşmalar imzalaması, Batı‘yı ciddi biçimde rahatsız etti.
Batı tüm gücüyle Afrika‘ya yöneldi
Bir süredir Afrika‘dan biraz olsun uzaklaşan Batı, yeniden kara kıtaya yöneldi. Bugün ulaştıkları ekonomik gelişmişlik düzeyini kaybetme endişesi onları, buna zorluyor.
60 milyon insanın hayatını kaybettiği, milyarlarca insanın hayatını mahveden 1. ve 2. Cihan Harplerinde yaptıkları gibi dünyayı yeniden paylaşmak için insanlık dışı eylemlere imza atıyorlar.
Bugünkü yönelişin temelinde de bu gayeler yatıyor...
Daha çok yağmalamak için yeniden büyük bir hırsla, gözü dönmüşlükle var güçleriyle Afrika‘ya yöneldiler.
Bu yüzden Çad, Kenya, Fildişi Sahilleri, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Ruanda, Moritanya ve Sudan‘daki iç çatışmanın perde gerisinde hep onlar var.
Afrika‘nın doğal zenginliklerini ele geçirmek için kendi aralarında da büyük bir rekabet var.
Paylaşamıyorlar kara kıtayı...
ABD‘nin ardından BM de önceliklerinin Afrika olduğunu açıklıyor.
Bu ifadeler hiç de hayırlı ifadeler değil. Zira Bush 1999‘u Afganistan yılı ilan etti ve bölgeyi cehenneme çevirdi, 2003‘de de Irak‘ı da aynı şekilde... 2008 ise; Afrika yılı ilan etti.
Afrika‘yı tek bir çatı altından yönetmeyi hedefleyen Bush yönetimi, Afrika komutanlığı (AFRICOM) adı altında bir güç oluşturdu. Africom bölgedeki dengeleri değiştirecek, taşları yerinden oynatacak müdahalelerde bulunmaya hazırlanıyor. Tehlike ve tehdidin farkında olan Libya, Güney Afrika ve Nijerya başta olmak üzere bölge ülkeleri Africom‘a karşı olduklarını açıkladı.
Bush yönetimi, Afrika ülkelerini hizaya getirmek amacıyla oluşturduğu Africom‘un Almanya‘da bulunan karargâhını kıtaya taşımak istiyor. Bunun için bölge ülkelerinden üs talebinde bulundu. Sadece yardımlarla gözü boyanan Liberya yeşil ışık yakar gibi oldu. Onun dışında hiçbir ülke bu talebe sıcak bakmadı.
Güney ile kerhen anlaşma
Sudan‘da sömürü, işgal, çatışma, gerginlik ve kaostan kendini kurtaramadığı için bir türlü istikrar sağlanamıyor.
Bunun için ülkedeki etnik ve dini çatışmaları körüklüyorlar...
Geçmişte var olan problemleri kaşıyarak...
Hatırlamak gerekirse; Sudan‘ı hegemonyasında bulunduran İngilizler, bu ülkeden iç ve dış sorunlar oluşturarak çekildiler. Bu sorunlar daha sonra silahlı çatışmalara, milyonlarca insanın evlerini terk etmesine yol açan yıllarca süren savaşlara, kavgalara, içinden çıkılması zor anlaşmazlıklara neden oldu.
Asilerle yarım asra yakın bir süre uğraştırıldı.
1956 yılında bağımsızlığını kazanan Sudan, yaklaşık 30 yıl Batılı ülkelerce desteklenen Hıristiyan ve animistlerden(doğaya tapan) oluşan isyancı güçlerle savaş halindeydi.
Hartum yönetimi, korkunç kayıplara yol açan iç savaşı bitirmek üzere çok ağır şartlar içermesine rağmen isteksizce de olsa bir anlaşma imzaladı.
Eskinin isyancılarıyla ortak bir ordu oluşumu ve gelecekte Sudan‘ın güneyinin bağımsızlığı için referandum düzenlenmesi, bu bölgede devlet ile dinin ayrılması, zengin petrol kaynaklarının paylaşımı, iç savaşın sürdüğü Dağlık Nuba, Mavi Nil ve Abbai bölgelerinde güç dağılımı konularında Batı‘nın baskılarına dayanılamayıp, ağır bir anlaşma imzalandı.
Anlaşma gereğince geçici ortak hükümet kuruldu. İsyancıların lideri John Garang (daha sonra uçak kazasında hayatını kaybetti), Devlet Başkan Yardımcısı oldu.
Hükümet güçleri ile güneyde özerklik isteyen asiler arasındaki iç savaşta 2 milyon kişi hayatını kaybetmiş, 4 milyon kişi de evsiz kalmıştı.
Sudan, Güney sorununu kerhen de olsa bu şekilde çözmeye çalıştı.
Sudan, bu anlaşmayla ABD‘nin " teröre destek veren ülkeler" listesinden çıkabileceğini ve ülke ekonomisine ağır darbe vuran bu beladan kurtulabileceğini umuyordu...
"Güneyliler ayrılmak istiyor ancak büyük hata ediyorlar"
Ashoroog Televizyonu muhabirlerinden Lucia John Aboy Niloul ile Sudan‘daki mevcut durumu konuşuyoruz.
"Güney‘deki isyancılarla imzalanan anlaşma hakkında ne düşünüyorsunuz?"
Bu anlaşma, 23 yıllık savaşa son verdi ve ülkemiz açısından çok yararlı oldu. Çok iyi şeyler getirdiğini düşünüyorum. İktidarı ve servetleri paylaşmak ve Halk Hareketinin ulusal hükümete katılmasını sağlayan ve savaşı bitiren tedbirleri takdir ediyorum. Bu anlaşma Sudan için çok iyi bir adımdır ve Sudan‘daki bir takım yanlışlıklara son vermiştir."
Kendisi de güneyli ve Hıristiyan olan Lucia, sözlerine devam ederek, "medya sektöründe çalıştığım için çok anket yaptım ve bu anketlerden şu sonuca vardım: Sudan‘da Güney‘deki kalkınmanın bütün Sudan‘da yayılmasını ve Güney insanına bakışın değişmesini, haklarının tanınmasını isteyen oldukça çok sayıda insan var. Bu anlaşmayla çok iyi şeyler yapıldı ve birçok sorun çözülmüştür.
"Anlaşmaya göre gelecek yıl referandum düzenlenecek zannedersem. Referandumun sonucu nasıl olur, sonucun ayrılık yönünde çıkması durumunda bu netice Güney için iyi mi olur?"
Güneydeki çoğu vatandaş, Güney‘in ayrılmasını istemektedir. Fakat bence, böyle bir durum, hiçbir fayda sağlamayacaktır. Çünkü Güney, henüz devlet olma unsurlarına sahip değildir.
"Batılı ajanslarca Sudan‘da açlıktan ölen olduğunu duyuyoruz, bu doğru mudur"
Hayır, eskiden açlık ve sorunlar vardı. Fakat şu anda böyle bir şey yok.
"Kendinizi hangi kimlikle tanımlıyorsunuz?"
"Ben Sudan‘da yaşayan bir Afrikalı Sudanlıyım ve bundan da gurur duyuyorum. "
"Müslümanlarla bir arada olmak sizi rahatsız ediyor mu?"
Kafasını sağa sola sallayarak, "asla" dedi.
"Biz, Sudanlı olarak Sudan‘da böyle bir sorun yaşamıyoruz. Yani Hristiyan olarak Müslümanlarla çalışmak ve işbirliği yapmanın bizim için bir sakıncası yok."
Batı ülkelerinin siyaseti hakkında neler düşünüyorsunuz?
Bu siyaset tamamıyla yanlıştır. Sudan ile ilgili ajandaları ve yanlış düşünceleri vardır. Biz bu yanlış düşünceleri düzeltmeye çalışıyoruz.
Anlaşma koşulları
Özerklik: Güney altı yıl özerk olup sonra bağımsızlık için halkoylamasına gidecek
Ordu: Altı yıl sonra güney Sudan‘dan ayrılmazsa iki tarafın orduları 39 bin kişilik bir birim halinde birleştirilecek
Petrol: Gelir yüzde 50‘şer paylaşılacak
Görevler: Hükümet lehinde 70‘e 30 oranında paylaşılacak.
Son görüşmelerde güneyin doğal servetlerinin, özellikle de petrol kaynaklarının paylaşımı konusunda da anlaşma sağlandı. Buna göre petrol kaynaklarını işletecek firmalardan alınacak devlet hissesi güneydeki geçici yönetimle merkezi yönetim arasında yüzde 50 nispetinde paylaşılacak. Ancak alınacak pay güneyin kalkınması amacına yönelik projelerin finanse edilmesinde kullanılacak. Bu paylaşım uygulaması geçiş döneminin sonuna kadar devam edecek. Sudan halen günde 350 bin varil petrol üretiyor.
Ulusal servetlerin paylaşımı sadece petrol gelirlerine mahsus değil. Diğer
gelirler ve alınacak vergiler de yine bölgeyle ilgili projelerin hayata
geçirilmesi ve bölgenin kalkındırılması amacıyla kullanılmak üzere paylaşılacak.