Yerli Yersiz Hamaset

Abone Ol

Zaman zaman körüklenmesi, zaman zaman da hafifletilmesi gereken şeydir. Bazen dozajı düşürülür ama çoğu zaman yurdun üstünde tüten en son ocak gibi kabul edilip tamamen sönmesine izin verilmez. Etkisinin eksildiği görüldüğünde hemen uçuş kaçışa, uzay boşluğuna tırmanmaya, yerin yedi kat dibine inip gaz, uranyum, bor çıkarmaya yönelik çılgın projelere başvurulur. Hiç olmazsa yılda bir motorsuz araç toplatılır, modifiye edilir, test sürüşü falan yapılıp sunucuya karısı sorulur, bilmem hangi memleketten milyon kadar sipariş alınır! Bir müddet köprü bacakları, bir müddet tünel uzunluğu, bir müddet rüzgâr enerjisiyle çalışan araç projesi, içine düşülen çaresiz durumu kurtarır. Garibanlıktır işte, evine ekmek götüremeyecek hale gelen vatandaş, ihracatta rekor kırdığını zannedip aciz düşürülüşünü kendi talihsizliğine yorar. Açtır, açıktadır, en azından mütemadiyen bir düşüş tedirginliği yaşar. Ancak tabii ki köprünün bacakları çok güzeldir.

Köprü uzunluklarından, havaalanı kapasitesinden, hastane binası ihalelerinden, bakkal çokluğundan taşan hamaset, her sınırı başarıyla aşar. Bir yere ulaşmadan önce doğunun şehirlerinde milli takım gezdirip uluslararası düzeyde bir başarı elde edememişliğin, Dünya Kupası’nda adın sanın geçmemesinin gazı alınır; hazırlık maçıdır diye misafir takımların nasıl birer birer yenildiği, yerli ve milli takımın ne kadar da başarılı olduğu seyrettirilir. Hatta uluslararası düzeyde hakem bile vardır da ona jübilesi yaptırılır. Böylece ne kadar güçlü bir memleket, ne kadar başarılı insanlar olunduğu iç piyasaya sunulur. Maksat çoluk çocuğun gönlü olsun, ibretle bakabilen halkın da gözü boyansındır. Böylece tüm dünyaya meydan okuyan, meydan okumalara doymayan bir millet olunduğu kanıksanır.

Hamaset sadece bugüne izafe edilemez. Hemen her devrin sorunudur. Ama özellikle Doğu toplumlarında, Doğu halkları içinde tam olarak buralarda işlevseldir. Zira ömürleri at sırtında geçen anlı şanlı atalar bile bir başka alanda kendini kabul ettirememe komplekslerini kahramanlığa, hamasete, destanlara yorar. Böylece bir tane bilimsel gelişmeye ön ayak olamamak, sanatın, edebiyatın yanına bile uğramamak dolayısıyla kendini diğer milletlere ifade edememe hali kapatılmış olur. Bir yandan talan, çapul, baskın ve yağma gibi bugün ilkel tarafıyla yanlış, çağdaş tarafıyla meşru görülen tabiatları yine canlı tuttukları hamasetle örtülür. Yani mesele şimdiki zaman için sadece seçim kazanmak, koltuğu korumak, gücü elde tutmaya devam etmek falan değildir; aynı zamanda cümle âlemin içinde yaşatıldığı yalanın, talanın, yağmanın idamesi sağlanır. Maruz kalan halkın buna boyun eğmesi, gönüllü olması ve hatta gönül vermesi de olağandır. Nihayet hamaset, ekmek gibi, su gibi doğal ihtiyaçtır! Öyle ya “biz gerekirse aç kalırız ama şunumuza toz kondurtmayız” dendi miydi akan sular durur, duran sular şişelenip satılır, gözden kaçan sular aski, iski, dobroski gibi iştiraklerle şehirlere bağlanır. Derelerin kurutulması, toprağın betonlaşması, madenlerin satılması, denizin doldurulması ne işgalden ne de talandan sayılır!