Yeniden doğuş ve yok oluş

Abone Ol

“Değişim hamlemiz bir yeniden doğuş hamlesi olacak.”

İzlenmelerini yükseltme derdindeki muhalif kanallarda, bilgi deposu ve analiz uzmanı sayıldıklarından, değişmeyen ve değişmesi düşünülmeyen tartışmacıların bir oturumunda, Sayın Erdoğan’ın bu cümlesi, kritik mesaj tanımıyla ekrana yazılmıştı; ben de okudum.

Hamle kelimesi iki kere kullanılmış.

Lügatlarda “İleri atılma, atılım, saldırış, savlet” manalarına karşılık gelen hamle kelimesini, Sayın Erdoğan’a konuşma metin yazmak kadrolu memurin takımı özellikle seçmiş olmalılar.

“Atılım, atılma” kelimeleri, partiden uzaklaştırmayı çağrıştırabilir. “Saldırış” kelimesinin gayri hukuki bir havası var. Çok eskimiş sayılan “Savlet” kelimesi ise Sultan Reşat’ın “Savlet etmişti Çanakkale’ye bahr ü berden” diye başlayan Çanakkale gazelinde kullanılmış.

“Bu vatan kimin” şiirinde kayıtlı “İleri atılıp sellercesine” mısraındaki fedakarlık ve yiğitlik destanını, ekonomistlerin cirit attığı bir Türkiye ortamında hatırlamanın zor olması da, o sayın kişilerin bir diğer tercih gerekçesi olmalıdır.

“Değişim hamlemiz, bir yeniden doğuş hamlesi olacak.”

Adı “Değişim” konan bir hamle var. İşte o değişimin değişimi, yeniden doğuş olana kadar değişecek.

AKP mizahına mecbur olmadığımız geçen yüzyılda, insanları gülümseten siyasetçi esprilerinin bereketini merak edenlere, olayı bir misalle anlatalım.

Muhalif Demirel duysaydı, itiraz cümlesini şöyle kurardı: Önceki doğduklarında ne olmuşlarsa, yeniden doğsalar yine onu olacaklar. Binaenaleyh bunları parti yapanlar, bunlara yapay zeka mı nakledecekler? Bunlardan yeniden doğuş olmaz, fevkalade düşük olur. Herkes işine baksın!

“Değişim hamlemiz, bir yeniden doğuş hamlesi olacak.”

Yeniden doğuş...

Kimin aklına ANAP’lı Hasan Celal Güzel’in “böcek” amblemli partisini düşürmez.

Yeniden Doğuş Partisi. El ense çekilerek öpülen vatandaşların oyunu dahi alamadan ölmüş partidir. AKP’de mi dirilecek?

Mendereslerin Demokrat Partisi onca denemeye rağmen dirilememişken...

Yaşanan çaresizlik doğuş mu, döğüş mü getirecek? Soru bu...

EKMEK ELDEN, SU GÖLDEN HESAP EKONOMİSTLERDEN

Geçen hafta ekonomist olduğu iddiasıyla ucundan kıyısından gündemde yer bulan Sayın Bilal Erdoğan’ın “Türkiye, hiç olmadığı kadar özgür arkadaşlar” özdeyişini yazmıştık.

Bu hafta ise, yüzyılımızın çeyreğini kaplayan AKP iktidarını, daha doğrusu Cumhur İttifakı iktidarını özetleyen bir özdeyişini vakanüvislerimize hatırlatacağız.

“Ekmek elden, su gölden yaşamak en güzel hayat mıdır acaba?”

AKP çeyrek yüzyıl önce iktidara gelirken veya MHP ile ittifak kurarken, vatandaşlara, “Ekmek elden, su gölden” yaşama vaadi mi vermişti?

Sayın Bilal Erdoğan’ın, acaba sorusuyla vatandaşın aklına düşürdüğü hayat, nasıl bir hayat olacaktır?

Saray’ın bir başka ekonomistinden duyulan “Porsiyonlarımızı küçültelim” öğüdünü, demir dağların arasında Ergenekon yılları yaşanırken uygulandığı iddiasıyla, günümüzün askılarına ekmek torbası taktırarak destekleyen ve Cumhur İttifakına seçimler kazandıran MHP’nin Genel Başkanı Sayın Bahçeli, Sayın Bilal Erdoğan’ın ekonomik özdeyişine niçin itiraz etmemiştir? Cevabı olmayan sorudur bu.

“Ekmek elden” mi?

Sayın Bahçeli’den beklenen “Hayır” itirazından sonra şöyle bir cümledir.

“Ekmek askıdandır. İttifakın büyük ortağı bizi, yoksa el mi saymaktalar? Unutmasınlar ki, el elden üstündür. Bizim elimiz askılara ekmek takan eldir.

Su gölden diyorlar. Biz Orta Asya’daki gölü kuruduğu için buraya gelen bir milletiz. Hangi gölü kastettikleri belli olmayanlar, vatandaşın ekmeğine el sürmesinler.

Van Gölü’nün suyu sodalıdır, orda çamaşır yıkanır. Tuz Gölü’nün suyu adından da belli tuzludur. İnsanın içini yakar, içilmez. Su, hangi gölden gelecektir? Borularla mı gelecektir, damacanalarla mı?

Ekmek ve su hesabıyla ekonomistlik olmaz. Olursa, çay–simit hesabıyla ekonomist olanlar kadar ancak olur. Biz askıda ekmekle desteklemesek halleri nice olur?

Sayın Bahçeli, Sayın Bilal Erdoğan’ı muhatap mı kabul etmiyor ki, böyle bir cevabı esirgemiştir, sorusuna cevap aramak, ne askıda ekmek bekleyen vatandaşın, ne de su fiyatlarına her hafta zam yapan belediyelerin görevi değildir.

Biz sessizliğin sesini yazdık.

OLMAMASI GEREKEN VAKALAR, OLUYORSA…

“Cumhur İttifakı’nca bizim olduğu propagandası yapılan yüzyılın bir öncesinde, tarihler 60’la anılan yılın son adımında iken, Tercüman Gazetesi’nin birinci sayfasında bir çerçeve içinde şu tekerleme okuyucuya sunulmuştu.

‘Olur böyle vakalar, Türk polisi yakalar!’

O günden sonra yaşanacak her emniyet gücü (polis) başarısında insanlarımızın gülümseme ile seslendireceği ve özellikle ergen gençliğin dilindeki bu dayanak tekerlemesinin mucidi, sağcılık geleneği üslubunu son anına kadar AKP iktidarı yanlısı fıkralarında da sürdüren merhum Rauf Tamer’di.”

Üstü örtülmek istenen bir siyasi cinayeti konu ettiğimiz 15 Haziran 2024 tarihli ve “Devlet cinayet işlemez, ateş yakarmış!” başlıklı yazımızın giriş paragraflarını okudunuz.

“Olur böyle vakalar, Türk polisi yakalar.”

Tespit tekerlemesinin berhava edildiği, yok sayıldığı günlere erdik. Şehit polis sayılarını unutmak da marifetimizdir.

Son olayın teferruatını herkes biliyor. 19 yaşında 26 sabıkası olan katil ve şehit polisimiz... Görüntüler, yazılanlar, akıl gösterileri kayıtlarda, paylaşımlarda dönüp durmakta.

Merak edilen, en çok merak edilen, adalet sistemini de sorguladığından olacak, soru şu: Niçin dışarıda?

Çeyrek asırlık bir iktidarın icraat yıllarında doğmuş, çocuk olmuş, ilkokula gitmiş, 19 yaşına gelmiş zanlıyı ilgilendiren tek soru bu mu olmalıydı, insanımızın dilindeki?

26 suç kaydı, deniyor. Yaşının rakamından fazla.

Hangi yıldan ve hangi olayından sonra adı yazıldı deftere ya da ona özel sayfalar açıldı?

İlk hatayı, suçu affeden Temel fıkrası mı yaşandı, karakol ile polis ile karşılaşmasında?

Korumak konusu görevi olan devlet kurumu ve görevlilerimiz yok mu?

Uyuşturucu kullanmak ve satmak şıkkını da sayanlar o 26’nın içinde, başka bir “Son” mu bekliyorlardı yahut planlanmıştı?

Bir övünç, bir emniyet ifadeli bu tekerlememizin ilk mısraı sakın yanlış anlaşılmasın.

“Olur böyle vakalar” derken kastedilen, yaşanan son olay veya benzerleri değildir.

Ayrıntıları hesaplanmış çok özel bir soygundan sonra söylenmiştir. Uyuşturucu ticareti bazlı ve 26 sabıkalı suç üreticilerinin yaşatacakları acıları vurgulamak değil maksat.

“Türk polisi yakalar!”

Emniyet buradadır, teslimiyet buradadır, görevi sorgulamamak buradadır.

Polislerimizin şehit edilmesinden daha acısı, milletimizin bu ortak inancının yüreklerde olmamasıdır veya tahrip edilmesidir.