Yeni zamanın dili ve hayat

Abone Ol

Hızla değişen hayatlar, insanların yaşama tarzları, psikolojiler, gerilimler günümüzün görünen yüzü. İnsanda kimi zaman tam anlamıyla boşvermişlik, koyuvermişlik gibi bir görünümde. Bir anlamda sorumsuzluk gibi görünüyorsa da gerilimli hayatların ortaya koyduğu tablo iyimser olmaktan insanları uzaklaştırıyor. Bir yanıyla da bu, artık bu durumda insanın toparlanması, kendini bulması güçleşiyor gibi görünüyor. Bu da insanlara umutsuzluk veriyor.

Hayatın görünen yüzü, ortak dili bir ideolojisizlik. Dahası, modern dünyanın getirileri içerisinde kendini yitiriş, terk ediş ve bırakış gibi oluyor. İnsan sorumluluktan mı, kendinden mi kaçıyor? Bu kaçışlar kişiyi rahatlatmaktan çok tüketiyor. Günümüz hayatı da zaten tüketim üzerine kurulu. Ev içinden tutun sokağa kadar, hemen bütün davranış ve yaşayışlar boşluğa salınmış gibi görünüyor.

İnsan, insan olma gereği, acılar içerisinde kıvranıyor. İplerin ucu kopuyor, yumaklar birbirine dolanıyor. Bunlar da tahammülsüzlük getiriyor. Saldırganlaşma, kendini bir yere konumlandırma gereği duyuyor. Kendi bilincini yitirince kendisinin dışına çıkıyor, hayvanlaşıyor. Düşüncemizde insanın kendi asıl konumu kendi yeridir. Değerlerini yitirince hayvanlaşıyor. Bu, inancımız ve düşüncemizde “hayvandan aşağı” olarak tanımlanır. Belki de günümüz kimi yönelimleri bunu doğruluyor. Kendi sınırını aştığından aşırılıklara kaçıyor, uçurumunu oluşturuyor.

Hayvanların bir sorumluluğu yoktur. Güdüleriyle yaşarlar. Allah’ın onlara verdiği yaşama hakkı, doğaları gereğidir. Hayvanlar ürerler, çoğalırlar. Günahsızdırlar.

Melekler de birer varlıktır. Onlar insandan da, hayvandan da farklıdır. Onlar adeta soyut bir varlık gibidirler. Sorumlulukları vardır elbette. Yaratılışları gereği hizmet ehlidirler. Onlar da günahsızdırlar.

İnsan, varlığı gereği her ikisinden de farklıdır. Sorumlulukları vardır. Akıl ve bilinç sahibidir. Yapıp ettiklerinden sorumludur. Yapabilecekleri varsa yapmadıklarından da sorumludur.

Kendinden uzaklaşıp hayvanlar düzeyine ve hatta ondan aşağıya düşünce asıl konumunu yitirir. Bu da onun sorumluluğunu artırır. Hayatta hiçbir şeyden kaçış yoktur. Sorumluluk insanın önce kendisinden kendisiyle başlar, sonra da etrafında olan biten her şeyden. İnsandan, hayvandan, doğadan, yani yaratılan ve kendisine sunulan her şeyden.

Günümüzde insanı umutsuzluğa düşüren şey büyük bir karmaşanın oluşudur. İşin içinden çıkamayışıdır. Bir insan tek başına ne yapabilir, neyi değiştirebilir? Sorulan soruların başında bunlar gelir.

Üstat Sezai Karakoç’un “Masal” şiirindeki yedinci adamın Batı’da yani günümüz modern ve karmaşık dünyasında bir anıt gibi yükselmesini bilmesi ve kendini korumasıdır. Üzerine abanılanlardan kaçınması ve bir varlık olmasıdır. Batılılaşma sürecinden beri kendini kaptıran insanımız birçok şey uğruna kendisini yitirdi. Şimdi de kendi arayışındadır. Karamsarlığa, umutsuzluğa kapılmasının nedeni de budur.

Toplumun içinde bireyler tek tek birer varlıktırlar. Her varlık bir değerdir. Bunlar ışıldayan yıldızlar gibidirler. Karanlığın karmaşasında ve bulamacında kendilerine, işlerine bakarlar, yollarını yürürler. Eylemleri insan olma bilinci olduğundan bunu yüceltmeye bakarlar.

İnsan varsa insandan umut kesilmez. Onun asıl özü kendisidir. Kendisini oluşturan ruhtur. Zaman zaman kimi sapmalar, yönelimler olur. Fakat insan kendi arayışında olduğu sürece mutlaka bir yerde, bir zamanda bir biçimde kendini bulur.

İnsanın şiir gibi yaşaması, özgün, seçkin ve kendisi olmasıdır. Fazlalıkları, gereksizlikleri yoktur. O naif ve zarif dil yakalanınca herkes ona imrenir.